” Eren Bilge mi Hayri Balta” mı?

Sayın Bilge Balta
İlkönce teşekkürlerimi sunarım…
Ardından   her halde iyi takıp edemedim.
Merak bu ya şu Eren Bilge ile Hayrı isimlerine bir açıklık getirirseniz sevinirim
Baba kız mı?  Anne oğul mu? Ağabey kardeş mi?
Yoksa ” Eren Bilge mi Hayri Balta”  mı?
Saygılarımla
Z. K.22.12.2005
X
Sayın …
“Ne dersin bana, bilmem, güzel bir soru sordun!” desem.
Ardından da sitem etsem.
 
Desem ki, senin gibi yaşını yaşamış dişini dişemis,
Yetmiş yasına gelmiş,
Bir gazete köşesine yerleşmiş aydın birine,
Kendine mahlas olarak “Eren Bilge” sıfatını seçen biriyle,
Yakışır mı alay etme,
 
Ne demek  şu:
Baba kız mı?  Anne oğul mu? Ağabey kardeş mi?
Deme…
 
Sen benim erkek olduğumu bilmen mi? Bir erkeğe “kız mısın?” denir mi?
Sonra bir erkek anne olur mu?
Böyle bir ifade e-posta topluluğunda herkese yol gösteren senin gibi bir aydına uygun mu?
Hem giden iletilerimde “[email protected]” adresini görmen mi?
Böyle bir açıklama varken bir insanla alay edilir mi?
Bir başkası ile alay edene yaşlı başlı, aklı başında bir aydın denir mi?
 
Türkçe Sözlük bilge’yi söyle tanımlar:
“İyi ahlaklı, olgun ve örnek kimse.
Kendini tanımanın bilgisine eren bilge…”
Bu tanıma göre ben kendime hedef olarak “Bilge”liği seçtim.
“İşte benimhedefim” dedim.
Arab’ın imamı olur, Yahudi’nin Hahamı, Hıristiyanların  Papa’sı, papazı.
Bu sıfatlar dinsel anlamlı.
Bende ise bilinen anlamda bir Allah-din anlayışı olmadığına göre;
Laik bir toplum olan Türklerde de, iyi kötü, bir Bilge olmamalı mı?
 
Sonra; Ermişliğime, Eren’liğime gelince
Yine iyi kötü bir Tanrı ve Din bilgisine ermişim kendimce…
Böylece bir takma ad (mahlas) seçme ögürlüğüm yok mu kendimce
 
Senden rica ediyorum: Eğer Bilge’liğe yakışmayan bir davranışımı görürsen beni uyar;
Değil senin; herkesin de bilgeliğe yakışmayan bir davranışım olursa beni uyarma yetkisi var.
Olursa böyle bir eleştiri beni istediğim Eren Bilge yapar.
Ben 25 yaşına değin dinsel deyimle “ölü” idim; yani, duyarsız, sorumsuz, toplumsal konulara ilgisiz,
Tanrı ve din konusunda bilgisiz,
Asıl önemlisi iradesiz;
Yani, sigara içmenin zararlı olduğunu bile bile içen bir hissiz…
25 yasında yeniden doğdum (dirildim). Bunda Sayın Öğreticim Dr. Emin Kılıç Kale’nin rolü büyüktür.
Ne var ki sonunda onunla da ters düştüm. Onun doğruları bana ters gelmeye başladı.
Örneğin; önceleri toplumsal konulara ilgi duyduğu halde sonra bundan vazgeçti…
Örneğin sık şöyle derdi:
“Köylüsü donla gezen memlekette taksiye binmeye utanırım!”
Sonraları ise: “Sen ağa, ben ağa. Bu ineği kim sağa?” dedi.
 
Toplumsal konulara duyarlılığım ve yerel gazetelere yazı vermem en büyük suçum olmuştur. Bu nedenle Gaziantep ileri gelenlerine: “Hayri Balta ile ilgimiz kalmamıştır.” diye genelge gönderilmiştir…
 
Özetlersem: Ben maddecilikte karar kıldım.
“Yaratan maddedir” (Materyalizm) dedim.
 
Hocam ise: “Maddeyi yaratan da insan! İnsan olmasaydı, madde deyen olmazdı. Allah deyen, madde deyen sensin!” (Ruhçuluk; idealizmin solipsizm kolu.) demiştir.
Bu felsefî görüş ayrılmamızı gerektirmiştir.
 
Bu konuya sunun için girdim: Yirmi beş yaşıma değin yaşantıma sahip çıkmaya utanırım…
Ama Yirmi beş yaşımdan sonrakinin hesabini vermeye her zaman hazırım.
 
Yeniden doğduktan sonra “yanlış davranışlarım olmamıştır” deyemem.
Ama bu yanlışlarım, iki elin parmaklarını geçer mi bilmem…
 
Bu olumlu rol sayesinde de gerçeği görmeye başladım.
Tanrı bilgisi ve din duygusu ne demek anladım.
 
Çektiğim sıkıntılar, yokluklar, yoksunluklar ve en önemlisi aşağılamalar, suçlamalar beni bilge yaptı.
Yani olgunlaştırdı, Tanrı bilgisine ve din duygusuna ulaştırdı.
Tam bir Ermiş, Eren Bilge yaptı.
 
Ayrıca Türkiye’de şeyhliğe, ermişliğe, tarikat liderliğine, mehdiliğe, imamlığa sahip çıkan gördüm ama “Eren Bilgeliğe” sahip çıkan görmedim. 
Ben de kendi kendime, kendi halimce, bir “Eren Bilge” olayım dedim.
 
Ola ki bundan böyle belki Eren’liğe, Bilgeliğe özenen çıkar,
Kendime Eren Bilge demekte ne kötülük var… 
 
Bilgelik beni yönlendiriyor.
Bana ters gelen olaylar karsısında aşırı tepki gösterecek olursam “Eren Bilge” adım beni frenliyor… 
“Ama Eren Bilge, bu davranışın; Eren’liğe, Bilge’liğe yakışmaz!” dedirtiyor.
 
Böylece “Eren Bilge”lik kavramı beni bana getiriyor.
Bütün bunlar yanında;
İnsana yakışmayan edimlerden önlemeye çalışıyor.
Bilgelik, Osmanlıca da Arif olarak da anılır.
Arif ise “Osmanlıca Sözlük”te:
“Tanrı’yı hakkıyla anlamış, Tanrı sırrına ermiş, Tanrı’yı tanımış kişidir…”
Olarak tanımlanır…
 
Tanrı kavramını ve din duygusunu hakkıyla anlamış, kavramış biriyim.
Dünyada söyle bir Tanrı tanımı yapan ilk kişiyim.
“Tanrı madde olarak yoktur, manâ olarak vardır.
Varlık olarak yoktur, kavram olarak vardır.
Ruh olarak yoktur, düşünce olarak vardır. 
Zat (Kişi) olarak yoktur, simgesel olarak vardır.”
Bu sözleri söyleyen kişi tam bir “Eren Bilge’’dir,
 
Bu demektir ki; kitap indiren, peygamber gönderen bir Allah (Tanrı) yoktur.
Bütün dinsel kavramların temsilî, simgesel ve değişmeceli bir anlamı vardır.
Din ilminde yol almak isteyenler önce bu kavramların ne anlama geldiğini bilmelidir.
 
Ayrıca “İnsanın olmadığı yerde Tanrı yoktur!
Yaratanın her yerde olmasına karşın;
Tanrı (Allah) yalnızca insanın olduğu yerde vardır.
Ve Eren Bilge bunu deyen ilk kişidir.
 
Ne dediğimi biliyorum, sarhoş değilim.
Tanrı konusunda böyle bir açıklama yapan ikinci bir kişi görebilir miyim?
 
Allâmelerin tümü “Tanrı her yerde hazır ve nazırdır!” der.
Lağım çukuru da her yerden biri sayılır.
Böyle olunca nasıl olur da “Tanrı, her yerde hazır ve nazırdır!” denir…
 
Bu ne büyük Tanrı bilgisinden habersizliktir.
Bu ne büyük bir bilgisizliktir..
Böyle diyen bir toplumda:
“Tanrı, insanın olduğu yerde vardır. İnsanın olmadığı yerde Tanrı (Allah) yoktur! Ancak Yaratan vardır!” deyen bir adam Eren Bilge olmaya layık değil midir?.
Bu konuyu da söyle özetliyorum:
Yüce duygular, genel doğrular, üstün değerler, olumlu düşünce ve eylemler kötülüğe göre iyi sayıldığı için Tanrısaldır (Rahmanîdir) diyorum..
Saydığım bu iyi kavramların tersi ise toplum tarafından benimsenmediği için Şeytan, Şeytanî olarak dile getirilir, diyorum…
.
İyi kötü ayrımında bulunan ve iyi olanı yapmak için nefsine  direnen kişi dindardır.
Bu demektir ki iyi ile kötünün ayrımında bulunmayan kişide din duygusu yoktur.
 
İstediği kadar mensup olduğu dine sahip çıksın.
Haham olsun, Papaz olsun, İmam olsun.
 
Bu konular uzar gider.
Eren Bilge, www.bilgebalta.com adlı binlerce sayfayı bulan sitesinde bu konuları sergiler…
Şimdi böyle düşüncelere sahip olan bir kişi kendini olumlu yönlendirsin diye Eren Bilge’liği hedef tahtasına korsa, onunla alay mı edilmelidir?
Kulakları olduğu halde duymayan, gözleri olduğu halde görmeyen, aklı olduğu halde idrak edemeyenler arasında yaşayan biri kendini Eren Bilge olarak kabul ederse çok mudur?
“Kendini bilen Rabbini bilir” dendiğine göre,
Bu benimle alay etmen neye?
 
Biliyorum bu düşüncelerim çoğuna ters gelecektir…
“Hayri Balta,  bu kez de kendini övüyor!”  denecektir.
Beni gören, sözlerimi anlayan yok ki beni değerlendire…
Ağam nerde ben nerde?..
Söylediklerimi anlayan varsa beri gele…
 
Bil ki dostum, halkın değer yargıları her zaman doğru değildir.
Bu nedenle derim ki “İnsan, önce kendini bilmelidir.”
Ve derim ki olumsuz düşünce ve davranışımı gören herkes beni,
“Bu düşüncen ye da bu sözün Eren Bilge’liğe yakışır mi?” diye eleştirmelidir.
 
Böyle bir yazı yazdırdığın için teşekkür sana.
Benimle alay ettiğin için çok ağır sözler söylerdim ama,
Ne var ki böyle bir hamlık,
 Eren Bilge olduğum için yakışmaz bana…
 
Simdi kal sağlıcakla.,
Sevgilerimle,
Eren Bilge, 22.12.2005
alaturkaonline.com

Önceki haberELİNE, DİLİNE, BELİNE…
Sonraki haberKEMAL KILIÇDAROGLU’NA VAN İLİNDE BİR LİSE
Hayri Balta Kimdir? 1932 yılında Gaziantep’te doğdu. 10 yaşında iken annesi öldü. Çocukluğunun kış günlerini Gaziantep’in Tabakhane semtinde; yaz günlerini de Gaziantep’e yakın İbrahimli köyündeki bağlarında geçirdi. Zorlu bir çocukluk ve gençlik döneminden sonra, 1974’te Ankara Hukuk Fakültesine girmeyi başardı ve hem çalışıp hem okuyarak 1979 yılında Hukuk Fakültesini bitirdi ve bir yıl da staj gördükten sonra 1980 yılında (48 yaşında) avukatlığa başladı. Avukatlık yaptığı sırada Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucularından oldu. İlk iki Yönetim Kurulunda Genel Sekreter yardımcısı olarak görevli iken 11 Mart 1991 tarihinde ağır bir kalp krizi geçirince kalbinin % 70’i çalışamaz bir duruma geldi. ADD’deki görevinden ayrıldı ve doktorların sözü üzerine avukatlığı bıraktı. O günden bu güne değin de evinde yazarlık yapmaktaydı.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?