Evlendik de, Eğleniyor muyuz?

EVLENDİK DE, EĞLENİYOR MUYUZ?

Evet!

Bir yanıt veriyoruz ve hayatımız değişiyor. Aslında sadece “bir” kelime sarf ediyoruz ama hayatımız “birçok” alanda değişiyor. Peki, ama neden? Değişmeli mi gerçekten?

Belirli toplum kurallarından ve bu kuralların zihnimizde oluşturduğu soyut ama güçlü baskıdan etkilendiğimiz bir gerçek. Nedir bu baskı; belirli bir yaşa geldiğimizde “eğlenilecek” değil de “evlenilecek” birisini bulmak, “Evet!” demek, bir aile kurmak, vb… Hatta maalesef, günlük hayatımızda seyrettiğimiz reklamlarda bile bu baskı gizli. “Bir kız çocuğu sırasıyla; üniversiteyi bitirir, işe girer, evlenir ve çocuk doğurur… Çok da mutludur, hep gülümser…” Sanki mutluluğun sırrını çözmüş gibi. Sanki mutluluk, sadece bu tek-düze yaşam demekmiş gibi.

Benim için değil!

Nasıl “nefes alıyor” olmak, “yaşıyor” olmak demek değilse, nasıl “mutlu” olmanın tarifi, “yemek tarifi” gibi yazılı ve değişmez değilse… Evlenmek de sadece “evli olmak” için atılabilecek bir adım değildir. Çünkü burada, gireceğimiz iki saatlik bir sınavdan bahsetmiyorum, ya da beş günlük bayram tatili için gideceğimiz bir geziden… Burada, bir “ömür”den bahsediyorum.

Bunu söylemeye gerek var mı bilemiyorum ama ömür bir kereliktir. İkinci bir şans yoktur. Ben inanıyorum ki; hepimiz, bu tek seferlik kıymetli hediyemizi en iyi şekilde değerlendirmek istiyoruz. Aldığımız nefes sayılarından çok, o sayıları nasıl tükettiğimizi önemsiyoruz. Yani ne kadar uzun yaşadığımızı değil de, ne kadar dolu yaşadığımızı önemsiyoruz.

Dolu dolu yaşamak; istediğimiz şeyleri yapmak, yeni yerler keşfetmek, gülmek, eğlenmek, başarılı olmak, hayallerimizi yakalamak, vb… diye uzayıp giden ve kişiden kişiye değişen bir kavramdır. Kimi hayatını televizyon ile doldurur, kimi müzikle veya ailesiyle, kimi de bilimle, keşifle… Fakat ortak nokta aynıdır; mutlu olmak. Mutlu olmak içindir tüm bu farklı ilgi alanları, tüm bu yapılanlar. Mutlu olmak da; yaşadığımız “o an”lardan keyif almaktır, “o an” ile eğleniyor olmak… Ve pek tabi ki, eğlenmekten kasıtım; parti düzenleyip, çılgınlar gibi dans etmek değil. İnsan, kahvesi ve güzel bir kar manzarası ile tek başına da eğlenebilir. Çünkü onu mutlu eden, keyiflendiren şey, tam da budur.

Mutluluk ucu bucağı olmayan bir konu olduğu için, ben daha fazla dağılmadan, size neden “şu şu demektir, bu da bu demektir…” diyerek tümden gelim yaptığımı açıklayayım; özü bulmak için!

Artık hemfikir olabiliriz ki, hayatın özü; keyif aldığımız anlarda gizlidir, yani kendimizce eğlendiğimiz anlarda…

Tabii amacım, kendince iyi bir işi, eşi, ailesi olan ve bunlardan da gayet mutlu olanları eleştirmek değil. Benim “tek-düze” diye adlandırdığım bu yaşam biçimi değil, bu yaşam biçimine bir nevi “zorla” bizi iten o yıllardır süregelen toplum kuralları ve olumlamaları. O nedenle, bu hayatı “hiçbir baskı altında kalmadan, tamamen özgür iradesiyle, bilerek ve isteyerek” seçenlere bir şey söyleyemem. Çünkü onların hayatı aslında değişmemiştir, zaten hedefleri böyle bir hayattır, bu onları mutlu ediyordur ve tam da olmak istedikleri noktadadırlar ki benim de altını çizdiğim asıl konu bu. Hayatımız değişmesin, onu değiştirmeyelim.

Gelelim diğer, yani; toplumsal, kültürel veya bazı genel-geçer yazısız ama her nasılsa yargılayıcı kuralların baskısına yenik düşerek, hayallerinden vazgeçenlere hatta hayallerinin ne olduğunu bile keşfedemeden “Evet!” diyenlere. Onlar mutsuz. Onlar eğlenmiyorlar. Çünkü hayattan neler beklediğini, ne istediğini ve ne istemediğini belirlemeye fırsatı olmayan kişiler, “seçilmiş kişi” ile bir hayat yaşamaya mahkum oluyorlar. Oysa kim olduğunu bilmek insana doğru “yol arkadaşını” seçtirir. “Ruh eşini” belki de… E durum “seçen” yerine “yetinen” olunca da, kaçınılmaz son hazır oluyor; kaybolan yıllarını bulmak üzere yola yalnız devam etmeye karar veren dağılmış yürekler… Daha da fenası, iyi bir arkadaştan ortaya çıkan kötü aşık veya tutkulu bir aşktan geriye kalan arkadaşsızlık… Yani en çok karşılaşılan cümlelerden birisi; “ne değişti ki şimdi…” Pek çok şey değişti! Artık eğlenmiyorsunuz çünkü sorumluluklar geldi ve o sorumluluklarda el ele vermeye çalıştığınız kişi sizin “Evet!”iniz değil.

Sonuç olarak, ne istediğini bilen bireyler haline gelebilirsek eğer, kendimize bu zaman dilimini çok görmezsek ve görünmeyen baskılara boyun eğmezsek hayatımız da değişmek zorunda kalmaz. Kendi “dolu dolu” hayatımızı yaşama şansımız olur. Doğru zamanda, doğru insanla…

Demem o ki; evlenelim evlenmesine de, eğlendiğimiz kişiyle evlenelim.  “Eğlenilecek” insan ile “evlenilecek” insan arasına uçurumlar koymadan, şöyle içimize sine sine, kocaman bir “Evet!” diyelim.

İREM GÜRSOY / İstanbul

Aralık, 2012 

iremgu[email protected]

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?