Fatih Terim İle İlgili Birkaç Kelam Ve Yeni Sezonda G.Saray 2

Fatih Terim İle İlgili Birkaç Kelam Ve Yeni Sezonda G.Saray 2. Harun Gökyiğit yazdı.

Fatih Terim İle İlgili Birkaç Kelam Ve Yeni Sezonda G.Saray 2

Evet Frank Rijkaard; futbolcu olduğu dönemde izlemekten keyif aldığım oyunculardan biriydi. Artık G.Saray’ın yeni hocası.

G.Saray’da başarılı olur mu? bunu şimdiden bilemem ama Rijkaard’dan hemen bu sezon için çok büyük başarılar beklenmemeli.

Batı Avrupalı teknik adamlar disiplinli oldukları kadar çok rahattırlar. İşlerini tam bir profesyonel gibi yaparlar ancak G.Saray’ın aradığı teknik adam sadece işini profesyonelce yapan bir teknik adam olamaz. Eğer Rijkaard Bercelona’da çalıştığı gibi G.Saray’da çalışırsa bence başarılı olamaz.

G.Saray’ın şartları daha değişik, Türk futbolunun şartları daha değişiktir. Rijkaard sadece Florya’ya antremandan antremana uğrarsa G.Saray’da hiçbirşey değişmez bu yapı aynen böyle devam eder. Yok eğer Rijkaard Florya’da sabahlamaya başlarsa, Florya’yı evi gibi görüp futbolcularla da iyi bir şekilde kaynaşırsa o zaman başarılı olur.

Rijkaard’ın nasıl çalışacağına zaman içersinde göreceğiz.

2010 Mart ayında G.Saray’da başkanlık seçimi olacak. O tarihlere kadar G.Saray eğer ligde şampiyonluk yarışından kopmazsa Rijkaard G.Saray’da iki değil 4 sezon gibi uzun süreli bir çalışma ortamı içersine girebilir.

Ama birde şu gerçek var. G.Saray ne zaman ki, şampiyon oluyor veya şampiyonluk yarışını sonuna kadar kovalıyor o vakit kulübü yönetenler G.Saray’ın temel sorunlarını halının altına süpürüyorlar. G.Saray başarılı oldukça sorunlarını çözeceği yerde sorunlarını hasır altı ediyor açıkcası bu durumda beni üzüyor.

Ben G.Sarayın sezon içersindeki maç skorlarına, şampiyon olup olmadığına filan bakmıyorum. G.Saray nasıl kurumsal bir yapıya kavuşuyor? nasıl yönetiliyor? kulübün borçları azalıyor mu? yoksa artıyor mu? kulübün gelecek ile ilgili yatırımları neler oluyor? G.Saray gelecekte kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde durabilecek yatırımlara girişiyor mu? bunlara bakıyorum.

Aman transferde kim alınmış, hangi yıldız oyuncu kadroya dahil edilmiş filan bunlarla çok fazla ilgilendiğim yok açıkcası. Bu tür haberler bana G.Saray ile ilgili heyecan yada sevinç filan vermiyor ayrıca.

Kulübün borcu olmuş 255 milyon dolar. Bu borcu G.Saray’ın biran önce temizlemesi ve sıfırlaması gerekiyor. Bunun için yapılması gereken işlerde belli, hala şirketlerin birleşmesi gerçekleşmedi, hala stat bitmedi, hala Riva konusu değerlendirilmedi, hala Büyükçekmece’deki arazi atıl vaziyette duruyor, tesisleşme konusunda yeni tesisler ve yeni araziler G.Saray’a kazandırılmış değil.

Evet G.Saray futbol takımı bir jenerasyon değişikliğine gidiyor bunun yapılması da lazım ancak bu jenerasyon değişikliğini yaparken kendi değerlerini de yerle bir ederek yıkıp dökerek yapıyor bu jenerasyon değişikliğini işte bu doğru değil.

Sadece futbol takımının yeniden yapılanması yetmiyor artık G.Saray’ın kulüp olarak da yeniden yapılanması gerekiyor. Aksi takdirde G.Saray sadece günlük yaşayarak sorunlarını biriktirmeye devam eder.

Yeni stat bitmeden G.Saray’ın düzlüğe çıkacağını düşünmüyorum. Yeni stat bitecek G.Saray maçlarını orada oynamaya başlayacak ondan sonra ancak G.Saray’da belli işler rayına girmeye başlayacağını düşünüyorum. Ama ben sadece stadın bitmesiyle G.Sarayın sorunlarının çözüleceğine düşünenlerden değilim.

G.Saray tesisleşme açısından ezeli rakibi F.Bahçe karşısında bence geri kalmış durumda. Stat yapımı biter bitmez G.Sarayın ne yapıp edip çok süratli bir şekilde tesisleşme yatırımlarına girişmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kulübün holdingleşerek sportif dışı kulübe gelir kazandıracak yatırımlara yönelmesi gerektiğini düşünüyorum.

Aklın yolu birdir. G.Saray kurumsallaşma adına doğru ve mali yapısı disiplinli bir şekilde 5 sene boyunca yönetilirse G.Saray’ın önü açılır ve kulüp bugünkünden çok daha fazla büyüyüp güçlenir.

Ben hep söylüyorum disiplinli bir mali yapıyla ve holdingleşerek kulübe sürekli gelir kazandıracak yatırımlara sahip olmaya başladığında G.Saray 10 yılda 1 milyar dolar bütçesi olan 20 yılda da 3 milyar dolarlık bütçesi olan bir kulüp haline dönüşebilir.

G.Saray’da bunu gerçekleştirecek imkanlar ve potansiyel mevcut yeter ki; aklın yolu bir olsun.

Yeter ki; G.Saray’ı yönetenler kendi şirketlerini ve holdingleri yönettikleri duyarlılıkta ve bilinçte kulübü yönetsinler o zaman göreceksiniz G.Saray bugün birikmiş olan sorunlarını birer birer patır patır çorap sokuğu gibi çözmüş olacaktır.

Ben bu satırları yazdığım dakikalarda ajanslarda Gökhan Zan’ın G.Saray’a transfer olduğu haberi geçiyordu. Hayırlı uğurlu olsun, Beşiktaş’ın camdan çocuğu artık G.Saray’da. Umarım G.Saray’da sakatlık sorunu yaşamaz ve takıma faydalı olur.

Servet Çetin’in Marsilya’ya transferi Servet’in futbol kariyeri açısından olumlu ve mutluluk verici bir gelişme ancak G.Saray 8 milyon avro için Servet’i gözden çıkarıyorsa kulüp maddi anlamda bir hayli zor durumda demektir.

8 milyon avroyu bu yönetimin ne yapıp edip bulması gerekir. Servet’in transferinden gelecek 8 milyon avro ile G.Saray sadece önümüzdeki 3-4 ayını kurtarmış olur peki ya sonra ne olacak?

Sırada kim var satılacak? Eldeki en değerli ve maddi anlamda G.Saray’a kazanç sağlayabilecek tek oyuncu var oda Arda Turan.

Peki Arda’da yabancı bir takıma pazarlanırsa ki göreceksiniz bazı dostlar kulağıma birşeyler söyledi Arda’nın bu sezon G.Saray’daki son sezonu olduğuna yönelik, önümüzdeki Haziran ayında Arda yurt dışında futbol yaşamına devam edeceği kesin.

Tamam Arda’da gitti diyelim peki ya sonra? Sırada kim var? Mehmet Topal mı? hadi onu da ligin devre arasında 6-7 milyon avroya verdiniz bir başka yabancı takıma 3-4 ay daha zaman kazanır kulüp peki ya sonra?

2010 Mart ayı geliverir.

Şu an için borcu 255 milyon dolar olan bir kulübe hangi babayiğit başkan olmak ister göreceğiz. Hep aynı insanlar G.Saray’da başkan adayı olarak ortaya çıkıyor. Dön dolaş hep aynı isimler.

Adnan Polat bence muhtemelen yeniden başkanlığa adaylığını koyup bir dönem daha başkan olmak isteyecektir kanaatindeyim seçilir mi bunu şimdiden bilemem herhalde tek aday olarak çıkar diye tahmin ediyorum.

Alp Yalman, Faruk Süren ve Özhan Canaydın kendi başkanlık dönemlerini kapatılar bu dönemde yeniden aday olmazlar diye düşünüyorum. Belki eski başkanlardan Mehmet Cansun yeniden heveslenir başkanlığa diye düşünüyorum. Eski başkanlar içersinde en az süreli başkanlık yapmış olan oydu şöyle dolu dolu iki yıllık bir başkanlık dönemi yapmak isteyebilir. Bakalım Mart ayında göreceğiz mevlam ne eylerse güzel eyler demişler herşey G.Saray için hayırlısı olsun diyeyim.

Başkan Adnan Polat, Karl Heinz Feldkamp ile neden yollarını ayırdı bilmiyorum ama bence Feldkamp bir şekilde sportif bir direktör olarak G.Saray’da 2012-2013 yılına kadar devam etmeliydi.

Feldkamp ile yolların ayrılmasını doğru bulmuyorum. Bence Adnan Polat başkan burada yanlış yaptı. Bir şekilde Kalli’ye G.Saray’da bir görev verilebilinirdi. Kalli, Rijkaard’ın da üzerinde bir sportif direktör olarak görev yapabilirdi.

Karl Heinz Feldkamp adam gibi adam olan bir insan.

Bugün Alman futbolunu konuşacağınız zaman Feldkamp’ın Alman futboluna yaptığı hizmetlerin katkılarını kimse inkar edemez.

Feldkamp, Alman futbolunun son mihenk taşıdır.

Allah uzun ömürler versin ama Kalli birgün vefat ettiğinde Alman futbolunda da bir dönem kapanacaktır.

Ben hep söylüyorum son 25-26 yılda Tanrı G.Saray’a hep çok büyük futbolcuları kadrosunda olmayı ve çok büyük teknik adamları takımın başında olmayı nasip etti ama peki G.Saray son 26 yılda kadrosunda yer aldığı o çok büyük futbolculardan yeterince yararlanabildi mi? diye sorarsanız bence bu sorunun cevabı hayır olacaktır.

Kalli’de G.Saray’ın tarihinde yer alan önemli ve büyük teknik adamlardan bir tanesidir.

Böyle bir insan hayatta iken ve G.Saray’da çalışmaya her zaman sıcak bakarken başkan Adnan Polat bence ne yapıp edip Karl Heinz Feldkamp’dan uzun yıllar kulübün faydalanmasını sağlaması gerekirdi.

Ben adını sportif direktör olarak koydum bu başka bir görev de olabilirdi ama mutlaka Kalli’ye G.Saray’da bir görev verilmesi gerekirdi.

Sadece Kalli’den değil kendi içersinde yetişmiş olan değerlerinden de faydalanması gerekir G.Saray’ın.

Tamam Rijkaard geldi iyi hoş geldi ama Bülent Korkmaz hocanın ne günahı vardı? diye düşünüyorum.

Rijkaard’a tanılan imkanlar ve zaman Bülent Korkmaz hocaya tanınsaydı başarı elinde sonunda gelmezmiydi sanki?

Bence gelirdi.

Allahaşkına kendi kendimizi kandırmayalım G.Saray, F.Bahçe, Beşiktaş, Trabzonspor gibi takımların başına kim gelirse gelsin bu takımların sadece formaları zaten önce şampiyonluğa oynar.

Varmısınız denemesi bedava sokaktan adam toplayın G.Saraylı olanlara G.Saray formasını giydirin, F.Bahçeli olanlara F.Bahçe forması, Beşiktaşlı olanlara Beşiktaş forması, Trabzonlu olanlara Trabzonspor formasını giydirin bakalım ister halı sahada ister İnönü’de, ister Ali Sami Yen’de isterseniz Şükrü Saraçoğlu stadında maç yaptırın bakalım nasıl oynuyor insanlar görürsünüz.

Bu formaların büyüleri birbirlerinden çok farklıdır, kim olursa olsun insan zaten bu kutsal formalardan birini üzerine giydiğinde zaten kendisini çok farklı ve ap ayrı bir dünyadaymış gibi hisseder. Bu büyük kulüplerin formalarının zaten kendilerine has bir büyüsü ve enerjisi vardır. Topa hiç ayağını bile sürmemiş sıradan bir insan bile bu kutsal formalardan birini üzerine giydiğinde kendisini bambaşka hisseder ve otomatikman sahada da bambaşka bir şekilde oynar.

Demek istediğim; G.Saray kendi içersinde yetişmiş olan değerlerini kulüp bünyesi içersinde barındırmalı, her birine bir görev ve sorumluluk vermeli alt yapıdan üst yapının çeşitli kademelerinde görev verilmeli. G.Saray ancak bu şekilde sağlıklı bir kurumsallaşmaya doğru yönelebilir, ancak bu şekilde sağlıklı bir şekilde daha da büyüyebilir.

Bugün UEFA kupasını G.Saray’a kazandıran oyuncuların G.Saray’ın dışında olması bence G.Saray’ı yönetenlerin hem birer ayıbıdır hemde birer beceriksizlikleridir.

Sadece UEFA kupasını kazandıran değil UEFA kupasından önce G.Saray’a Avrupa kupasında 1989 yılında Yarı Final oynamış futbolcu kadrosunun da G.Sarayın dışında tutulması bence bu kulübü yöneten yöneticilerin birer ayıbı, beceriksizliği ve vizyonsuzluğudur.

Daha ağır sözler söylemek istemiyorum ama içimden geçenleri de söylemek zorunda hissediyorum kendimi.

Konu konuyu açıyor tabii, G.Saray’dan bahsedilecek çok konu var açıkcası hangisinden önce bahsetsem diye şaşırıyorum ama her konu hakkında da birşeyler söyleme ihtiyacını kendimde hissediyorum çünkü söz konusu G.Saray olunca elbette ki; her duygusal G.Saraylı gibi benimde yüreğim içimde pır pır ediyor.

Bir Casio Lincoln problemi var G.Saray’da. Deniyor ki; Rijkaard, her futbolcu için beyaz bir sayfa açtı, Lincoln’e bu sezon bir şans daha verilecek çünkü Lincoln bu sezon çok farklı bir oyun oynayacakmış.

Eğer G.Saray yönetimi Lincoln’e bu sezon bir şans daha verilmesinden yanaysa ve madem Rijkaard her futbolcuya beyaz bir yeni sayfa açma imkanını tanıyorsa o zaman bu beyaz sayfalar Ümit Karan ve Necati Ateş içinde açılmalı.

Lincoln’e eğer sabır gösteriliyorsa, eğer Lincoln iyi top oynayacak diye G.Saray’da bir sezon daha yer alacaksa o zaman Ümit Karan ve Necati Ateş’in günahları ne?

Üstelik Ümit Karan ve Necati Ateş’in sözleşmeleri hala devam ediyor. Eğer Lincoln bir şans tanınmayı hak ediyorsa bence Ümit Karan ve Necati Ateş haydi haydi bir şansı daha hak ediyorlar demektir.

G.Saray yönetimi çiftte standart davranışların ve eylemlerin içersinde olmamalı aksi takdirde yanlış yapmış olurlar kanaatimce.

Hasan Şaş konusuna hiç girmek istemiyorum çünkü en başından beri sadece Hasan Şaş’a değil bize o mutlu günleri yaşatan diğer kadrodaki insanlara da haksızlık yapıldığını düşündüğüm ve inandığım için Hasan Şaş mevzusu hakkında söylenecek fazla birşey yok.

Yapılan ayıp ayıbı yapanların ayıbı olarak kalacaktır ama G.Saray ve G.Saray’a mutlu ve güzel günler yaşatan insanlar her zaman için hayırla anılacaktır. Çünkü bir kere her birinin isimleri futbol tarihine geçmiş o isimleri oradan kim ve nasıl kazımak isterse istesin kim olursa olursa kazıyamaz ki.

Yaşanmış bir tarihi yok edebilirmisiniz? Tarih yok edilebilir mi hiç?

Eğer G.Saray’da tarihi yok edebileceğine inanan yada düşünen bir yönetici varsa bence akıl hastasıdır.

Hasan Şaş futbola devam eder mi etmez mi orasını bilmem ama Hasan Şaş’ın şunu bilmesini isterim ki; kendisi nereye giderse gitsin onu alkışlayacak G.Saraylılar her zaman vardır. O G.Saraylılardan biride benimdir. Hasan Şaş tribündeki tabiriyle bizim deli Hasan’ımız, ümit ederim ki; birkaç kilo verdiğinde şöyle dolu dolu eski Hasan Şaş’ı bize iki sezon boyunca seyrettirip ellerimiz kızarıncaya kadar alkışlatır bizi.

Yeni stat bittiğinde G.Saray’da o zaman kim başkan olur? kimler yönetici olur bilemem fakat yeni stat bittiğinde yapılacak ilk iş G.Saray’a UEFA Kupasını kazandıran kadrodaki futbolcuların hepsine toplu bir güzel jübile maçının organize edilmesi lazım. Bakın üstüne basa basa söylüyorum eğer aynı başarıları veya daha çok başarılar yaşamak istiyorsa G.Saray önce yapılması gereken iş geçmişte birtakım sebeplerden dolayı küskün ayrılmış olan, gönlü kırılmış olan insanların gönlünü yapmak lazım, önce bunu gerçekleştirerek pozitif bir sinerji oluşturması lazım ki G.Saray rahat bir nefes alabilsin. Bunu kim yapar? hangi başkan yapar bilemem ama bunun kesinlikle yapılması lazım, kamuoyunun önünde G.Saray’da kimsenin küs kalmaması lazım, o mutlu bir G.Saray Ailesi tablosunun kamuoyuna gösterilmesinin şart olduğunu düşünüyorum ve inanıyorum. G.Saray, kendi içersinde kamuoyuna bu kenetlenmeği gösterip tek bir yumruk haline dönüştüğünü gösterirse G.Saray’ın karşısında hiçbir güç duramaz. İddia ediyorum; madem rekorlar kırılmak için vardır, G.Saray’da oluşan yeni jenerasyon kadrosuda Türkiye’de üst üstte 5 sene şampiyon olurken şimdiki adıyla UEFA Avrupa Ligi şampiyonluğunu da 4 kere kazanır. G.Saray bunu başarabilir ve ben inanıyorum G.Saray bunu başaracaktır.

G.Saray yeni sezon için kaleye Arjantinli Leo Franco’yu transfer ettiği söyleniyor. Ne derece takıma katkı sağlayacak bunu göreceğiz çok iyi bir kaleci olsa şu anda Diego Maradona onu Arjantin milli takımı için düşünürdü diye düşünüyorum. Nasıl bir kaleci olduğunu bekleyip görmemiz lazım.

Beni endişelendiren ve üzen konulardan biri G.Saray’ın her sene yıldız yabancı futbolcu transferine kafayı takması.

Bu tarz F.Bahçe’nin tarzı G.Saray’ın değil. Ben doğdum olası F.Bahçe hep şaşalı ve göşterişli transfer yapar göşterişli futbolcular transfer ederdi. G.Saray’da şaşalı transfer yapardı ama yaptığı transfer hep takım oyunu oynuyan, bir ekibin içersinde askerlik yapan futbolcuları transfer ederdi.

G.Saray’ın en son saha içersindeki generali tartışmasız Hagi idi. Hagi’den önce tartışmasız Prekazi idi. Ondan öncesinde de tartışmasız Fatih Terim’di.

Öyle pahalı transferler yapıp bu ekonomik krizde kulübün borcunu artırmak yerine G.Saray takım oyunu oynayan, asker ama genç yerli oyuncuları transfer etmesi gerekirdi. Eğer bir geçiş dönemi yaşanacaksa bu geçiş dönemi böyle yaşanır.

G.Saray parasını çarçur etmemeli, ne oynayacağı belli olmayan Casio Lincoln ile ne yapıp edip yollarını ayırmalı. Üstüne basa basa şimdiden söylüyorum eğer Lincoln yeni sezonda G.Saray’da kalırsa G.Saray’dan bu sezonda öyle büyük başarılar filan hele öyle şampiyonluk filan beklemesin kimse.

Huylu huyundan vazgeçmez kardeşim, bir insan 7 yaşında ne ise 70 yaşında da kişilik olarak, karekter olarak aynıdır bunu bir defa bilim ispatlamıştır.

Lincoln’un değişeceğine inanmak ve iki sezon aradan sonra farklı bir Lincoln olarak sahada yer alacağına inanmak bence iyi niyet ve saflıktır.

Ben şahsen Lincoln’e artık güvenmiyorum ve inanmıyorum. Ayrıca onun çok üst düzeyde süper yetenekli bir 10 numaralık oyuncu olduğunu da düşünmüyorum.

Son bir çift lafımda G.Saray taraftarına olacak; benim tribündeki jenerasyonum 13 yıl şampiyonluk görememişti. Şimdi tribünlerde de jenerasyon değişikliği oluyor tabii ama ben hiçbir zaman G.Saray’a zarar verdiğini düşündüğüm oyuncuyu alkış tutmadım. G.Saray için canını dişine takmış bir oyuncuya yuh çekip iki sezon boyunca yatıp ense yapan Casio Lincoln gibi bir oyuncuya hiçbir zaman için gidipte alkış tutmadım, allah’da tutturmasın.

G.Saray taraftarı da kafası karışmış olacak ki; şaşırmışlar takıma hiçbir katkısı olmayan Lincoln’e alkışlar geri kalan oyunculara mırın kırın ederlerse bir oyuncuya gösterdikleri ilgiyi ve sevgiyi diğer oyunculardan esirgerlerse farkında olmadan G.Saray’a zarar vermiş olurlar.

Kadrolar değişir, oyuncular gider oyuncular gelir ama G.Saray hep kalır. G.Saray taraftarı bu bilinçte olmalı ve bu bilinci kaybetmemeli.

Ayrıca vefa G.Saray’da sadece vefa bozacısı yada bir eski İstanbul semti olarak anılmamalıdır.

Son olarak 1 Nisan’dan beri yazacağım ama bir türlü sırası gelmemişti. 2010 Dünya kupası elemelerinde Bolivya Arjantin’ni 6-1 gibi ağır bir skorla yenmişti.

Daha önce teknik direktör Alfio Basile döneminde Bolivya’ya 5-0 kaybeden Arjantin bu sefer Diego Maradona teknik direktörlüğünde Bolivya’ya 6-1 rezil bir skorla yenilmişti.

Alfio Basile için 5-0 Bolivya mağlubiyetinden sonra atıp tutan Maradona şimdi kendi yönetimindeki Arjantin 6-1 mağlup olmuştu.

Ne oldu?

Alooo Maradona efendi 1 Nisandan beri bakıyorum yüzüne nisan yağmuru niyetine sidik yayıyor sen hala yüzüne yağan sidik yağmurunu nisan yağmuru zannediyorsun.

Biraz onurun ve gururun varsa 1 nisan akşamı istifa ederdin.

Arjantin halkına rezil bir gece yaşandın. Yetmedi 11 Haziran’da Ekvator’a 2-0 mağlup olup ikinci bir rezil gece daha yaşattın.

Ey Maradona efendi sende zaten biraz olsun ahlakın kıtırıntısı olsa, sende zaten biraz olsa onurun, haysiyetin, gururun kırıntı parçası olsa 11 Haziran akşamı istifa ederdin.

Ama nerdeee!

Maradona efendi saha kenarında kasım kasım kasılarak yürüyor bir yandan da pişmiş kelle gibi gülüyor.

Tribünde Arjantin halkı ağlarken, isyan ederken Maradona efendi hiçbirşey olmamış gibi pişmiş kelle gibi sırıtıyor.

Arjantin, Ekvator mağlubiyeti ile 2010 Dünya kupasına katılma şansını zora soktu, iki maç daha kaybederlerse 2010 Dünya kupasına katılamazlar.

Maradona göreve gelirken işinin zor olduğunu ve şahsen ona güvenmediğimi ve inanmadığımı geçmiş yazılarımın birinde belirtmiştim.

Şimdi yılbaşından bu yana geçen zaman içersinde haklı olduğum ortaya çıktı. Kaldı ki Arjantin 2010 Dünya kupası katılsa bile kupada başarılı olacaklarını düşünmüyorum. Evet Arjantin’nin Dünya kupasına katılması isim olarak kupaya renk katacaktır ama Maradona’nın başında olduğu bir Arjantin’nin futbol oynamayı unuttuğunu düşünüyorum.

Maradona hala kendini aktif futbolculuk yıllarında ki gibi görüyor. Oysa o artık futbolcu değil teknik direktör. Birisinin çıkıp Arjantin’de bunu Maradona’ya hatırlatması lazım.

İsmine ve geçmişine saygı duyulur ama Arjantin’in artık geçmişiyle yaşayan, anılarla kafası dolu olan ve acilen psikolojik bir tedavi ihtiyacı olan ilaç bağımlısı, kokain bağımlısı hasta bir Maradona’ya hele hele yumuşak olan yarım erkek kıvamındaki hemcinsleriyle yatıp kalkmaktan utanıp arlanmayan ve tövme etmeyen biseksüel birine ihtiyacı yok.

Arjantin milli takımına adam gibi adam olan ve tam bir erkek kıvamında olan, cinsel tercihini sadece kadınlardan yana kullanan gerçek bir erkek teknik direktöre ihtiyacı var.

Maradona’nın eğer kendisine saygısı varsa, eğer hala taşıdığı onuru ve gururu varsa Arjantin milli takımını tez elden bırakır yoksa hem kendisi için hemde Arjantin milli takımı için milli hüsran günleri yakında pek yakında başlayacak görünüyor.

Ne demiş bizdeki eskiler görünen köy kılavuz istemez.

Ne demiş bilge kişi;  Neleri bilmediğini bilen çoktur, esas güçlük neleri hiçbir zaman bilemeyeceğini bilmektir. Her derde bir deva bulunur lakin ahlaksızlık illetini iyi edecek bir ilaç yoktur. Dünya karşılaştığın fırtınalar ile değil gemiyi limana getirip getirmediğin ile ilgilenir. Kedi sevgilisinde muhakkak bir tırnak izi bırakır. Yüksek makamlar yüksek tepeler gibidir, koşarak çıkaranlar nefes darlığı hisseder. Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akursu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol. ”

Sağlıcakla kalın

Harun Gökyiğit

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?