FINANCIAL TIMES:[Istanbul]Yeni bir milenyum için giriş kapısı

FINANCIAL TIMES:[Istanbul]Yeni bir milenyum için giriş kapısı

Istanbul, bankacılıktan iş dünyasına, kent merkezinden Karadeniz kıyısına, spordan deprem bilimine, değişimin eşiğinde…

Kent, diğer hava yolu şirketlerinden çok daha fazla ülkeye uçtuğunu söyleyen Türk Hava Yolları’nın aşırı büyümesinin uzantısı olarak, şimdiden Microsoft, Unilever, Coca-Cola, PepsiCo ve GE Healthcare gibi büyük firmaların merkezi hâline geldi. Ayrıca kentin uluslararası bir finans merkezi hâline gelmesi için planlar yapılmakta.

Bugün ufuk çizgisindeki vinçlerin sayısı kentin birçok minaresiyle rekabet hâlinde. Tartışmalı hamleler dizisi arasında İstanbul’un tam göbeği olan Taksim Meydanı’nın bir yayalaştırma projesiyle dönüşüme uğraması ve bu alana bir caminin eklenmesi olasılığı da var. Kuzey kıyılarında 2,5 milyar dolarlık bir Boğaz köprüsü ve yeni, büyük bir havalimanı yapılacak. Kentin paha biçilemez eserleri de eski sokaklarının birçoğu için geçerli olan restorasyon projeleri sayesinde, buranın enerjisinden eksik kalmadılar.

Türk Hava Yolları Genel Müdürü Temel Kotil, İstanbul’un 7000 yıldır bir faaliyet merkezi olduğunu, ancak şimdi daha da öncü bir merkez hâline geldiğini söylüyor. Gerçekten de bir kuşak önce New York’a uçak yokken, bugün THY’nin Ho Chi Minh City’ye de, 200 başka güzergaha da her gün direkt uçuşu var.

Türkiye’ye gelirinin çeyreğinden fazlasını kazandıran, ülkenin 75 milyonluk nüfusunun kabaca beşte birini barındıran ve yeni bin yılda Avrupa ile Asya arasında imrenilecek bir konuma gelen kentte hedefler büyüdü.

İstanbul hem 2020 Yaz Olimpiyatları, hem de aynı yılın Avrupa futbol şampiyonası için aday kent oldu. Şu anki kurallar bir yılda aynı kentte bu ölçekte iki organizasyon yapılmasını engellese de, İstanbul iki etkinliğin de favori adayları arasında. Kent aynı zamanda en temel düzeyde kendisini yeniliyor.

Deprem riski olan kent yeniden inşa ediliyor ve deprem riski taşıyan okulları ve hastaneleri yenileniyor. Şimdi dikkatler depremde zarar görebilecek konutlara yöneltildi ve bu ay bir yıkım programı başlatılıyor. Bu konutlar kentin 4 milyon evinin yarısını teşkil ediyor.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek İstanbul’un kendileri için çok önemli, dev bir kent ve Türkiye’nin ticari başkenti olduğunu, burada iyi bir altyapı olmasının çok önemli olduğunu ve trafik sorununun çözülmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun üretkenlik ve İstanbul’u bölgesel bir finans merkezi yapmak için kilit önem taşıdığını belirten Şimşek, bu nedenle İstanbul’daki projeleri tamamlama yönünde yoğun bir çaba sarf edildiğini söylüyor.

PepsiCo’nun 20 ülkedeki faaliyetini İstanbul’daki merkezinden yürüten Eugene Willemsen, İstanbul’un rolünü 800 milyar dolarlık Türk ekonomisine bir giriş kapısı olarak takdir ediyor. Son zamanlardaki yavaşlamaya karşın Türk ekonomisi hâlâ Avrupa’da en hızlı büyüyen (yüzde 3 oranında) ekonomi. Willemsen sorumlu olduğu tüm ülkelere İstanbul’dan her gün uçak olduğunu belirtiyor ve trafik sorununu azaltmak ve İstanbul’u diğer büyük kentlerle eş değer tutmak için büyük altyapı projelerine odaklanmanın doğru olduğunu savunuyor.

Ancak muhalifleri, hummalı inşaat faaliyetleri konusunda endişeliler. Ankara’dan İstanbul’a taşınmış devlet bankaları için kurulmuş bir yerleşkenin İstanbul’u nasıl uluslararası fon yöneticileri için bir merkez hâline getireceğini merak ediyorlar.

İstanbul’daki Kadir Has Üniversitesinden Soli Özel, Taksim Meydanı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ettiğini ve bunun değişeceğini söylüyor: “Ancak son derece coşkulu yıkımlara karşın kentin hâlâ güzel kalabilmesi dikkate şayan.”

Erdoğan yalnızca hükûmete değil, ülkenin siyasi manzarasına da egemen. Başbakan tam bir İstanbullu, ancak geleneksel güç merkezlerinden gelmiyor: Kendisi, bir zamanlar sokaklarında simit sattığı Haliç’e yakın kötü bir mahalle olan Kasımpaşalı.

Erdoğan’ın İslami kökenli siyaseti ve Anadolu’nun yükselen iş adamlarıyla ittifakı, İstanbul’un eski seçkinlerine karşı, modern Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün 89 yıl önce ülke başkentini Ankara’ya taşımasından bu yana, birçok yönden en büyük meydan okuma niteliği taşıyor.

Gerilim bazen de kişisel bir nitelik taşıyor: Eylül ayında Erdoğan İstanbul’un medya seçkinlerini “Boğaz’da içkilerinin ve yiyeceklerinin tadını çıkaran beyler” olarak tanımlayarak onlara yönelik utandırıcı bir sözlü saldırıda bulundu.

Boğaz yalıları her zamanki gibi cezbedici ve Forbes Dergisi’ne göre İstanbul’da artık Moskova, New York, Londra ve Hong Kong dışında tüm dünya kentlerinden daha çok milyarder var.

Rekor düzeyde bir vergi cezasıyla aşağılanan, büyük medya patronu milyarder Aydın Doğan, bu yıl yeni Trump Towers alışveriş merkezinin açılışında Erdoğan ile birlikteydi. Bu olay, Doğan’ın vergi cezasını ödemek için medya kuruluşlarından çoğunu satmasının ardından Başbakanın kendisiyle barıştığı yönünde bir işaret olarak görüldü.

Ancak ülkenin köklü iş dünyası derneği TÜSİAD’ın cana yakın başkanı Ümit Boyner, Erdoğan ile çeşitli meselelerde çatışmaya devam ediyor. Karşıtlıklar ve çelişkiler bununla da bitmiyor.

İstanbul uluslararası bir finans merkezi olma yolunda çaba harcıyor olabilir, ancak hükûmet bankacılık sektörünün, yabancı gruplar için dar kapsamı olan, sıkı denetim altında, iç pazar odaklı ve büyük ölçüde ulusal düzeyde sahipliği olan bir sektör olarak kalmasından memnun. Ankara’nın İstanbul bankacıları konusundaki eğilimi, ekonomiyi bütün olarak kontrol etmesini ilerletti; bu yaklaşım Türkiye’nin 2008-2009 krizinin derinliklerinden hızla çıkmasına yardımcı oldu. Ancak bazı muhalifler, Türkiye’nin ve İstanbul’un ihtiyacı olan finansmanı bankalar sağlayacaksa, ülkenin böyle muhafazakârlıkların ötesine geçmesi gerektiğini söylüyorlar.

(ZamanAmerika)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?