Gerçeğin Gözleri II?!

2010 Aralık’ında “Alacakaranlık kuşağı”nın içinden geçmeye devam ediyoruz.

Gerçek olan ile gerçek olmayan iç içe…

……………

SESAR Başkanı İsmail Yıldız’ın “öldü” dediği Tuncay Güney AA üzerinden açıklama yaptı:

“Ölmedim yaşıyorum!”

http://www.cnnturk.com/2010/dunya/12/06/oldun.denilen.tuncay.guneyden.haber.var/598580.0/

(…)

Şimdi sıra Fetullah Gülen’e geldi.

Ölmedi ise “Hayattayım” demeli!

Açıklama gelmediğine göre ne düşünmeliyiz?

a- Öldü!

b- Ölmedi, pazarlık devam ediyor!

c- Öldü, “nükleer pazarlık”ın sonuçlanması bekleniyor! (Nükleer cenaze!)

d- Pazarlık neticesi beklenildiği gibi sonuçlanmaz ise resmen öldüğü açıklanacak!

e- Hepsi

Sözün özü:

Tuncay Güney üzerinden “Fetullah Gülen, ölümcül tercih yapmaya zorlanıyor” ve/veya İsrail / İran ayrışması üzerinden yeni süreç kurgulanıyor.

……………..

Cihan Haber Ajansı, sevgili dostum SESAR Başkanı İsmail Yıldız’ın yeni iddiaları bağlamında şu haberini geçti.

Aynen yansıtıyorum:

Ergenekon davasının tutuklu sanığı stratejist İsmail Yıldız, Mustafa Yücel Özbilgin’in ölümüyle sonuçlanan Danıştay saldırısının tetikçisinin sanıklardan Oktay Yıldırım olduğunu ileri sürdü. Oktay Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız’ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasının bugün görülen 167. duruşmasına tutuklu sanıklardan Hayrettin Ertekin, Erkut Ersoy, Ergun Poyraz ve Nusret Senem katılmadı. Aralarında İşçi Partisi Genel Başkanı
Doğu Perinçek ile emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu 18 tutuklu sanık ile tutuksuz sanıklardan gazeteci Güler Kömürcü Öztürk, duruşmada hazır bulundu.
Duruşmanın başlamasıyla birlikte daha önceki iki duruşmada olduğu gibi yine tutuklu sanıklardan Stratejik Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Merkezi’nin (SESAR) kurucusu İsmail Yıldız, Danıştay saldırısına katılan dördüncü kişiyi açıklayacağını belirterek söz istedi. Yıldız’ın, kürsüye geçerek açıklama yapmak istemesi üzerine Başkan Şengün, sanık bölümünden mikrofon aracılığıyla açıklayabileceğini belirterek, kürsüye geçmesine izin vermedi.
02 ve 03 Aralık tarihlerinde görülen duruşmalarda Danıştay saldırısına 3 kişinin katıldığı şeklinde açıklamada bulunduğunu hatırlatan Yıldız, “Üçüncü kişinin Ahmet Nejdet Peker olduğunu söylemiştim. Bu kişinin gerçek adı Mustafa Levent Göktaş’tır. Saldırı sırasında tetiği çeken kişi, yani dördüncü kişi de Oktay Yıldırım’dır. Oktay Yıldırım’ın gerçek adı da Osman Yıldırım’dır. Oktay Yıldırım, Ankara‘ya sanıklardan Mehmet Demirtaş ile birlikte gitmiştir. Ben burada koğuşumda ilk günden beridir Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş ile birlikte kalıyorum. Oktay Yıldırım 2008 yılı Aralık ayında bana ‘Bizim bir örgütümüz var. Eğer sen de katılırsan zorluk çekmezsin.’ diye teklifte bulundu. Bunu Mehmet Demirtaş’a da sordum. Nüfus Müdürlüğü Kütük İsim Tashih Daire Başkanlığı’na yazı yazılarak 6 ay içinde dava sanıklarından isim tashihi yapılanların tespit edilmesini talep ediyorum.” dedi. Oktay Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu Ergenekon sanıklarının Yıldız’ın iddiasına sessiz kalması dikkatlerden kaçmadı.
Bu arada Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, “Bütün bunları nereden biliyorsun?” diye sordu. Bununüzerine Yıldız, stratejist olduğunu ve uzun zaman Ak Parti ile birlikte çalıştığını söyledi.
Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, sanık Yıldız’a, iddialarını yazılı olarak mahkemeye sunmasını isteyerek konuşmasını bitirmesini istedi. Yıldız’ın ısrarla konuşmaya çalışması üzerine Başkan Şengün’ün talimatı ile Yıldız’ın kullandığı mikrofonun sesi kapatıldı.

Sözün özü:

Gerçek olan ile olmayan iç içe…

İsmail Yıldız, koğuş değiştiriyor.

MİT’in Hocası Mahir Kaynak: AKP DAHA ULUSÇU POLİTİKALAR İZLEYECEK!

http://www.turktime.com/haber/Mahir-Kaynak-tan-Ilgin-Aciklamalar-/115544

Nokta!

……………….

İsmail Yıldız’ın bu iddiaları ne anlama geliyor?

Bu bağlamda da, Vakit’te, Serdar Arseven’in köşesinde, bu kapsamda değerlendirilebilecek bir yazı yayınlandı.

Arseven’in köşesinden bu anlamda bir pasaj:

“İsmail Yıldız, Ergenekon’dan içeride olanların belki de en safı. En az suçlu olanı. Yaptığı ne varsa şöhret için, bir yerlere gelebilmek, adını ‘kahramanlar’ arasına yazdırabilmek için… Vah ki vah; olan çoluk çocuğa olur!.. Aynen şöyle: Üç yaşında bir oğlu var; henüz görmedi. Ailesi, kira ödeyemez duruma düştüğünden dolayı, ağabeyinin yanına sığınmak zorunda kaldı. Kız kardeşi evlendi; kocası “kaynana” istemeyince anne bir başına yaşamaya mecbur oldu. Şimdilerde Aydın ilinde yaşıyor; hayırseverlerin desteği ile… Yıldız’a malzeme gönderen Ergenekonculara gelince… Onlardan bazıları önce tutuklandı, sonra bir yolunu bulup tahliye oldu. Olan da… İsmail’e… Şöhretin peşinde koşan ‘ülkücü’ye oldu!.. Ve daha çok da günahsız ailesine!.. Bari İsmail Yıldız da çıksın hapisten!.. Çıksın ve artık aklı başında işler yapsın!.. Zararın neresinden dönse kâr;  ‘Gizli tanıklar’ arasında yer almasında kendisi için de memleketim için de büyük fayda var. Hadi İsmail, vatan senden hizmet bekliyor!.. Gör acı gerçeği ve dön aslına!..”

http://www.habervaktim.com/yazar/25429/sani_buyuk_ismail_pasa.html

……………………

Susuz Yaz!

http://www.askerhaber.com/kose-yazisi/200/susuz-yaz.html

……………………

Glokal tablo:

Bulanık suda balık avlamak için suyun özenle bulandırıldığı bir konjonktürde, İsrail / İran ayrışması yaşanıyor.

İstihbarat savaşları!
Nükleer savaş!
İsrail / İran kamplaşması!

Çankaya Savaşları!

Devlet katında İngiliz arka planlı Gül ile Alman arka planlı Erdoğan rekabeti!

2011 realitesinde savaş var!

……………….

“Gerçeğin Gözleri”!

http://www.startv.com.tr/program/gercegin-gozleri-481.html

Star tv

5 Eylül 2010, Pazar

Filmin Konusu:

Thomas Barnes (Dennis Quaid) ve Kent Taylor (Matthew Fox), küresel boyutta terörle savaşın dönüm noktasında Başkan Ashton’ı (William Hurt) korumakla görevli gizli ajanlardır. Başkan Ashton, İspanya’ya varışından birkaç dakika sonra vurulunca, kargaşa baş gösterir ve suikastçı avı sırasında apayrı yaşamlar kesişir.

Kalabalıkta bulunan Amerikalı turist Howard Lewis (Forest Whitaker), çocukları için başkanın gelişini kaydederken, başkana ateş eden kişiyi görüntülediğine inanır.

Kalabalığın içindeki bir diğer kişi, tarihi olayı tüm dünyada milyonlarca televizyon izleyicisine aktarmakta olan Amerikalı haber yapımcısı Rex Brooks’tur (Sigourney Weaver).

Onlar ve diğerleri hikayelerini anlatırken, bulmacanın parçaları yerine oturmaya başlar ve anlaşılır ki, yüzeyin hemen altında şok edici gerekçeler yatmaktadır.

Sözün özü:

Bir olayda kaç boyu var ise gerçek o boyutların tamamının içinde saklıdır.

Görmeniz istenenin adı görünen gerçeklik ve/veya illüzyondur.

Körün, “fil”i tarifi başkadır.

Filin tamamı başka!

http://askerhaber.com/kose-yazisi/452/gercegin-gozleri-.html

https://www.alaturkaonline.com/?p=8040#comments

…………………..

Ve…

Son olarak…

2010 Aralık’ında pazarlığı yapılan ve/veya 2011, 28 Şubat’ına kadar cevabı aranan soru şu:

AKP & Gülen koalisyon iktidarı, saltanat kayığından nasıl indirilecek?

a- İran tercihi, PKK üzerinden iç savaş, cari açık üzerinden ekonomik çöküş, dalgalı devalüasyon ile senkron “Neo Patrona Halil İsyanı” üzerinden…

b- Post modern savaş, HAARP, suikastler, destabilizasyon süreci üzerinden…

c- Gül, 28 Şubat linki üzerinden Erdoğan’ı, Erdoğan da SESAR üzerinden Gül’ü tasfiye ederek…

d- Sermaye artı Fetullah Gülen’in AKP’den desteğini çekip “merkez sağ, merkez sol” koalisyon hükümetine vermesi ile…

d- Hepsi

Sözün özü:

Kartları iyi olan kazansın!

Hülasa, Türk “devlet”inde “fil hafızası” vardır. Balık hafızalı olanlar unutsa da, devlet unutmaz.

Ezcümle, ölmek var, sürünmek var, Atatürk Türkiyesi’nden dönmek yok!

Nokta!

Sevgiler

7 Aralık 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?