Gizli 1 Numara?!

GİZLİ 1 NUMARA /
  
MENDERES’İN İPİNİ YÜZDE 221’LİK DEVALÜASYON ÇEKTİ
  
YA DA
 
ERDOĞAN’IN İPİNİ YÜZDE KAÇLIK (150-200 ARASI) DEVALÜASYON ÇEKECEK
 
VEYAHUT
 
SICAK PARADAN MEDET UMAN THE İMAM’IN SONU NASIL OLACAK?!

 

Gizli 1 Numara?!

 

“Yürüyüşünde mutedil ol, sesini alçalt. Seslerin en çirkini, şüphesiz ki, eşeklerin sesidir.”

Lokman Suresi, 19

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

Tayyip Efendi bana, bize, “karanlık odak” demiş.

İtikatimce karanlık odak, “The İmam”ın ta kendisidir.

Sözün özü:

The İmam’da gerçek dünyaya “odak”lanma sorunu var.

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

Gördüklerinin yarısına, duyduklarının hiçbirine!

Doğanın iletişim dili matematiğe göre 2010 YAŞ sürecine “odak”lanacak olursak…

TSK’nın 1 ve 2 numaralı koltukları boş!

İnatlaşma devam ederse ne olur, koltuklar boş kalır mı vs diye soranlar var.

Elcevap:

Askerler direnmekte haklı mı!?

Haklı!

TSK, komutansız kalır mı?!

Ne münasebet!

Mevsimlerden Ağustos, burçlardan “Aslan”ken…

Aslan Paşa oradayken, top geçer adam geçmez.

Kaldı ki, hiçbir gazetenin manşetsiz çıktığı görülmemiştir.

Bu tür günler için muhakkak sümenaltında yedek planlar stoklanmıştır değil mi?!

Sözün özü:

Aslan Paşa, gizli bir “numara”dır!

İhtiyaç hasıl olursa, 2 numara olur gerçek 1 numara!

Eh şimdi açık ettik, ne de olsa devir “Ultra Aslan”ların kükreme devri!

https://www.alaturkaonline.com/?p=5049

http://askerhaber.com/kose-yazisi/253/son-kale.html

Nokta!

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

“TSK”!

“Türk Silahlı Kuvvetleri”!

AKP iktidarında, “Tayyip Silahlı Kuvvetleri” yapılmak istendi, isteniyor.

F Tipi Silahlı Kuvvetler olsun diye her türlü ahlaksızca kampanya yapıldı, yapılıyor!

2010 Yaş sürecinde de, at izi yine AKP izine karıştı.

Özal da, iktidarı döneminde, TSK’yı “Turgut Silahlı Kuvvetleri” yapmak istedi.

Olmadı, olamadı.

Ömrü yetmedi, öldü.

Menderes de, “Odunu diksem milletvekili yaparım” diye kükrediği günlerde, TSK içinde darbeci avına çıkıp, ordu içinde büyük bir tasfiye yapmıştı.

Darbeyle alakası olmayan komutanları, İngilizler & Fransızlar adına, sırf Osmanlı, Alman perde arkalı diye tasfiye etmiş, ama buna rağmen askeri bir darbe ile yıkılmaktan kurtulamamıştı.

Yani korktuğu başına gelmişti.

Daha doğrusu klavuzları, onu mayınlı arazinin tam ortasına sürükleyip bırakmışlardı.

Sözün özü:

Erdoğan, İran savaşı öncesinde, TSK’nın tepe noktasını felç etmek, çalışamaz hale getirmek için operasyon üstüne operasyon yapıyor.

Aynı zamanda 12 Eylül sivil darbe referandumuna, askerlere diz çöktürmüş bir Başbakan havası ile girmek istiyor.

Demem o deme değil, şu deme:

Bakalım, Menderes, Özal’ın başaramadığını The İmam başarabilecek mi?!

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

O “taraf” diyor ki, “Hasan Iğsız ifade vermeli”!

Haklılar, herkes yargı önünde hesap vermeli ama yargı da siyasi iktidarın komplo aracı olmamalı!

Bu anlamda, “O biçim medya” için yeni haber kampanyası başlıkları:

1- Abdullah Gül de “kayıp trilyon davası”ndan ifade vermeli, yargıdan kaçmamalı, Cumhurbaşkanlığı forsunu kullanarak hakimleri tehdit etmemeli!

2- Erdoğan ve saz arkadaşları,dokunulmazlıklarını kaldırıp, yargıda hesap vermekten kaçmamalı!

3- Fetullah Gülen ölüleri bırakıp, 12 Eylül’de “Evet” demek için Türkiye’ye hemen dönmeli! “Dön gatagullim dön ya da dön imamım dön, seninle yaşanacak çok şey var bu sonbaharda!”

Son bir kampanya başlığı daha:

“Onu öyle demezler, peynir ekmek yemezler, sizi yatırıp düzmezsek, bize de Urlalı demezler!”

Nokta!

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

Ferai Tınç: Irak’tan çekilirken İran’a savaş tehditleri!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15496693.asp?yazarid=19&gid=61

(…)

Muhatap Koşaner!

http://www.takagazete.com/haber.php?id=41989

(…)

Mehmet Yılmaz: Erdoğan, Çiller’in üzerine neden gitmiyor, faili meçhul cinayetlerin 1 numaralı ismini neden koruyor?!

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15488331&yazarid=148&tarih=2010-08-05

(…)

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

AKP için bilabedel hazırladığım, “12 Eylül sivil darbe referandumu” bağlamında bir başka “Evet” kampanyası:

AKP iktidarında, yalana, talana “Evet”!

Kul hakkı yemeye “Evet”!

Yenen kul hakları ile satın alınan gemicik, villacıklara “Evet”!

Vatanı bölmek isteyenler ile işbirliğine “Evet”!

Sivil diktaya “Evet”!

Neye “Hayır”?!

Dokunulmazlıkları kaldırmaya “Hayır”!

Seçim barajını kaldırmaya “Hayır”!

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

Erdoğan, meydanlarda toprak ağası Menderes’e takıldı, beyaz gömlek metaforu üzerinden çok  tekrar yapıyor.

Balık hafızalı AKP’li yönetim katı için tarihin tozlu sarı sayfalarından bir başka pasaj…

Özellikle, Soner Yalçın’ın “Efendi” kitabı üzerinden anlatıyorum.

DP Hükümeti, 15 general ve 150 albayı tasfiye ettiği tam da o günlerdi.

Hem de TBMM’ye bile sorma ihtiyacı hissetmeden Kore’ye asker gönderme kararı aldı.

Netice:

706 şehit (neye göre şehit), 2 bin 111 yaralı, 219 tutsak ve 168 kayıpla Türkiye, Kore’de, BM gücünün en ağır kaybına uğrayan birliği oldu.

Bu sayılar, Türk kuvvetlerinin Kore’deki mevcudunun yüzde 66’sını oluşturuyordu.

Türkiye’nin, DP’nin oldu bittisi ile Kore Savaşı’na katılışının ödülü, 18 Şubat 1952’de geldi, NATO’ya girdik.

Haliyle NATO da bizim içimize girdi.

DP, TSK’yı amaca giden yolda taşeronlaştırmak istiyordu, akibeti idam sehpası oldu.

Bu bağlamda basit bir soru:

Menderes ve arkadaşları, askeri bir darbe ile devrilmemiş olsalardı, Yüce Divan’da yargılanmayacaklar mıydı?!

Bir diğeri:

İdam cezası uygulanmamış olsaydı, Menderes ve arkadaşları hapis yatmayıp, ellerini kollarını sallayıp ortalık yerde dolaşabilecekler miydi?!

Bu soruların cevabını merak eden, Menderes dönemini anlatan kitapları okuyabilir, arşivde araştırma yapabilir.

Ama ben yine de, Soner Yalçın’ın “Efendi” kitabından bir adres göstereyim.

Sayfa 548, 549.

Menderes, örtülü ödenek davasında yargılanıyor, mahkum oluyor.

Diğer davalardan da…

Erdoğan, hesap vermeden sıvışabileceğini zannediyorsa, bilmeli ki “beyaz gömlek” sadece beyaz bir gömlektir.

İran savaşı kapıda, yüzde 200’lük devalüasyon sonrası, tüm yalanlar biter, beyaz gömlek kendiliğinden kanlanır. 

Öte yandan…

Bu anlamda bir başka soru:

DP, Kore’ye asker yolladı.

Kore’de ölen Türk askerleri için şehid tanımlaması yapılabilir mi?!

Kore ile bizim aramızda bir husumet var mıydı?!

Yok ise DP, neden Kore’ye asker yolladı?!

Kore’de ölen Mehmetçik ne adına öldü?!

Allah yolunda vatan adına haklı bir mücadelede ölmeyen er kişiye şehid denilebilir mi?!

Vs vs vs…

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

Levh-i mahfuz, olmuşların ve olacakların, zamandaki bütün anların ve mekandaki bütün varlıkların, kısacası, her şeyin yazılı bulunduğu bir İlâhî muhafaza levhası; ilahi ilmin aynası, kaderin defteri, kâinatın programıdır.

Nasıl insanın başından geçen bütün olaylar hafızasında yazılıyorsa, kâinattaki bütün olmuş, olan ve olacak olaylar da o büyük hafızada yazılıdır. Her iki “levha”da da Rabbimizin “Hafîz” (koruyan, muhafaza eden) ismi tecelli eder.
Sözün özü:

AKP & Gülen iktidarında, yaşanmış ve yaşanacak olaylarının kayıtlı olduğu büyük bir defter var.

Birileri unutmak istese de, “kozmik günce” unutmaz!

Nokta!

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

Neden, Potamyalı Recep?

Neo Bizans’ta, “Patrikhane’nin fedaisi” Erdoğan’a biçilen rol ne?

Erdoğan, yeni Fatih Sultan Mehmet olabilir mi?!

Bu anlamda Ekrem Ekinci diyor ki:

Sultan Fatih, tarihçiler tarafından yalnızca Türk tarihinin değil, İslâm hatta, dünya tarihinin en büyük devlet adamlarından biri kabul edilir. Askerlikte ve siyasette, ilim ve kültürde, sanat ve edebiyattaki derinliğiyle, benzeri bugün bile çok azdır. Böylece Rönesans hükümdarlarının modeli olarak gösterilmiştir. Osmanlı Devleti’ni, gerek toprak ve gerekse teşkilat bakımından imparatorluk hâline getiren, O’dur.
Osmanlılar, bir memleketi fethedince, bu memleket halkı, Osmanlı vatandaşı sayılırdı. Osmanlı hâkimiyetini tanıdığına ve hukukuna riâyet edeceğine dair söz vererek önceki hayatını devam ettirirdi. Osmanlı Devleti de, zimmî denilen bu gayrımüslim vatandaşların can ve mal emniyeti ile din hürriyetini teminat altına alırdı. Kanun önünde Müslüman vatandaş ile gayrımüslim vatandaş arasında bir fark yoktu. Bu husus, devletin veya hükümdarın gayrımüslim teb’aya bir ihsanı vasfında olmadığı gibi; milletlerarası bir anlaşmanın gereği de değildi. Şer’î hukuka dayanan bir iç hukuk düzenlemesi idi. Bu bakımdan hiçbir hükûmet, bunu sınırlandıramaz veya kaldıramaz; gayrımüslimler de bu haklarından vazgeçemezdi.
Osmanlı ülkesindeki gayrımüslimler azınlık değil, vatandaştır. Azınlık (ekalliyet) mefhumunun bize girişi XX. asırda ulus devlet telâkkisiyle olmuştur. Çünki modern dünyada azınlık çoğunlukla çatışır. Halbuki Osmanlılarda her millet, İlber Ortaylı’nın tabiriyle, kendi kompartmanında yaşar; çalışma, yükselme faaliyetleri ve sosyal mobilite kendi kompartmanında yürür. Meselâ Ermeni bir gencin ideali, kendi milleti içindeki yönetici sınıfa girmektir. Kompartmanlar arasında geçiş ancak o dine giriş ile olur. Farklı millet mensuplarının, birbiriyle evlenmesi düşünülemez; aynı mahallede yaşaması nâdirdir; münasebetleri sınırlıdır. Dolayısıyla aralarında çatışma, didişme, kimlik isbatı, asimilasyon gibi problemler doğmaz. Doğarsa, hükûmet bunu önler. “Osmanlı Barışı“ böyle sağlanmıştır. Bunun adı hoşgörü değil, tesâmuhtur. Hoşgörüde tahammül etmek mânâsı olduğundan bir hafiflik vardır. Tesâmuh (müsâmaha) ise, toleranstaki iyi niyetli bir sabrı ifade etmeye daha elverişlidir.
İstanbul’u fethettiğinde, gayrımüslimleri müslüman olmak veya şehri terketmek tercihiyle 0karşı karşıya bırakması teklifinde bulunanlara Fatih Sultan Mehmed’in verdiği tarihî bir cevap vardır: “Din-i mübîn-i İslâmı, Şâri teâlâdan daha ziyade himâyeye kalkışmak ne cüretkârlıktır” (Yani dinin sahibi olan Allah dururken, İslâmiyet’i korumak size mi düştü? Halbuki O, bunu istememiştir.)
Buna benzer bir hadise de Balkanlarda yaşanmıştır. Sultan Fatih’in, Rumeli’deki fetihleri Sırp hududuna dayanınca, Ortodoks mezhebindeki Sırpların kralı Brankoviç, Katolik Macarlar ile Osmanlılar arasında kaldı. Bir elçi Sultan Fatih’e, bir elçi de Macar kralı Hunyad Yanoş‘a gönderdi. Sırbistan, idarelerine terk edilirse, Sırp halkının dinlerine ne gibi muamele edeceklerini sordurdu. Macar kralı, bütün Ortodoks kiliselerini yıktırıp, yerine Katolik kiliseleri yaptıracağını söyledi. Sultan Fatih’in cevabı, her zamanki gibi emsalsizdi: “Her câminin yanı başında bir kilise inşa olunup, herkesin kendi dinine göre ibâdette bulunmasına müsaade ederim”. Böylece Sırbistan, Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.
Sultan Fatih ile Patrik Gennadios’u tasvir eden bir gravür.
Türkler İstanbul’u fethettiğinde, halk Katoliklerle birleşmek hususunda ikiye ayrılmıştı. Patrik II. Athanasios, buna karşı çıktığı için azledildiğinden makamı boştu. Bizans başvekili Notaras, “İstanbul’da kardinal külâhı (yani Katolik hâkimiyeti) görmektense, Türk sarığını (Müslüman hâkimiyetini) tercih ederim” diyordu. Sultan Fatih, Gennadios adında münzevi bir papazı hayat boyu Ekümenik Patrik (bütün Ortodoksların patriği) tayin edip kendisine vezir rütbesiyle protokolde yer verdi. Vazife tevdii esnâsında, Bizans’tan kalma an’anevî merâsimler tatbik olundu. Padişah, patriği ayakta karşılayıp uğurladı. Kendisine âsâ ve has ahırdan at hediye edildi.

Bu sebeple Sultan Fatih, ekseri tarihçilerce Patrikhânenin ikinci kurucusu ve Doğu Roma İmparatoru olarak görülür. Çünkü imparator, patriği tayine salâhiyetli tek makamdır. Artık imparatorun yerini padişah almıştı. Böylece Rusya dışındaki bütün Ortodokslar yeniden İstanbul Patriği’nin nüfuzu altına girmiş oldu. Önceleri Draman semtinde bulunan patriklik, 1587’de Fener’e taşındı. O zamandan beri Fener Patrikhânesi diye anıldı. Sultan Fatih’in patrikhâneyi himayesi, Osmanlılara Hıristiyan dünyasında büyük siyasî ve sosyal avantajlar sağladı. Bugün bile Amerika’nın Moskova patriğine karşı Fener patriğine teveccühünün arkasında bu politika yatar.

 

 

————————-

RAP… RAP… RAP…

RAP… RAP… RAP… RAP…

——————————————-

 

 

Ve…

Son olarak…

Bu anlamda bir anekdot:

Osmanlı evlerinin dış duvarlarına “Ya Hafız!” levhaları asılırmış.

“Ey büyük koruyucu!” manasını taşıyan bu levhalar ile evler ve içindekiler Allah’a emanet edilirmiş.

Bir gün bu levhalardan birini gören ve şaşıran İngiliz Büyükelçisi, Keçecizade Fuat Paşa’ya sormuş:

“Paşam bunlar nedir?”

Fuat Paşa, İngiliz’in anlayacağı şekilde şöyle bir cevap vermiş:

“O gördükleriniz, Osmanlı sigorta şirketlerinin levhalarıdır.”

Sözün özü:

2010 Yaş sürecinde…

Sancaklar bir arada…

Kılıçlar belde!

Tek ses tek yürek olmuş…

Buz gibi akılla masaya vuran bir TSK var.

Vatanı için gerekirse her an canını vermeye hazır “Paşa”ları, “Komutan”ları var.

Cehennem haftasında, “Atatürk Türkiyesi’nin bekası adına, şimdi onlar gece nöbetinde!

Hülasa, Atatürk Türkiyesi’nin, laik çağdaş Türkiye’nin bekçileri bizleriz!

Ezcümle, sigorta levhasının üzerinde de, “Güçlü Ordu güçlü Türkiye” yazılı!

 

Sevgiler

7 Ağustos 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?