Gizli Günce?!

hemingway-ve-defteri

Gizli Günce. Hayrullah Mahmud yazdı.

HASAN CEMAL’İN SON KİTABI: HİÇ KİMSE KIZMASIN, KENDİMİ REZİL ETTİM YA DA ÖNCE İNSAN, SONRA GAZETECİ OLMAK?!

Gizli Günce?!

1990’lı yılların sonları…

SABAH Gazetesi’nin bazı yazar ve yöneticileri iş çıkışı bir barda sohbet etmektedirler.

Art arda patlatılan espriler, geceye ayrı bir renk katmaktadır.

Barda bulunan diğer müşterilerin gözleri ise SABAH yazarlarının üzerindedir.

Barın en dip noktasındaysa, genç ve güzel bir hanım oturmaktadır.

Gözünün ucu ile SABAH yazarlarından Hasan Cemal’i kesmektedir.

Hasan Cemal, genç hanımın üstünde yoğunlaşan bakışlarının fark edilmesi üzerine, hemen yanındaki meslektaşlarına dönüp espriyi patlatır:

“Gördünüz mü burada da çok popülerim. Beni tanıyorlar. Yaşlanmamışım, genç hanımlar benimle ilgileniyor, benden hoşlanıyor!”

Bu iddialı sözlerin üzerine, geceye katılan yazarlardan bir diğeri Hasan Cemal’e şu cevabı verir:

“Sen öyle san, aslında o genç hanım bize bakıyor, senin gibi Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından kalma, koruma altına alınması gereken tarihi eser tadındaki bir yazarı, kim ne yapsın! Fasulye gibi kendini nimetten sayma!”

Bu sözleri, Hasan Cemal’e verilen başka esprili cevaplar izler.

SABAH yazarları arasında, “Cumhuriyet Gazetesi” merkezli espriler yapılmaktadır.

İşte tam bu sırada, beklenmedik bir şey olur.

Barın en dip noktasından Hasan Cemal’i kesmekte olan genç hanım yerinden kalkar ve SABAH yazarlarının bulunduğu yere doğru, kendinden emin adımlarla yürümeye başlar.

Barın etrafında dizili olan SABAH’çılara başıyla selam verir!

Ardından da Hasan Cemal’e şöyle seslenir:

“…………?!”

NARSİSTÇE SATIRLAR

İşte böyle!..

Basın dünyasında buna benzer nice öykü vardır.

Yazılmamış, yazılmaya teşebbüs edilmemiş.

Hasan Cemal’in, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki günlerini anlattığı kitabı ise yazımın girişine aldığım türde özel diyaloglarla dolu.

O genç hanımın Hasan Cemal’e ne söylediğini merak ettiyseniz, yazının sonunu beklemeniz gerekecek.

Hasan Cemal’in yeni yayınlanan kitabı için, en hafif ifade ile şu değerlendirme yapılabilir:

Bir gazete çatısı altında yaşanan samimi paylaşımların, “ajan ruhlu” bir gazeteci tarafından “gizli” bir “günce”ye not edilmesi!

Günlerdir Türk medyası, o günceden saçılan satırları, kompleks dolu anıları tartışmakla meşgul!

Hasan Cemal’in kitabı, medyayı esir alan “Televole” kültüründen derin izler taşıyor.

Kitap, hafif, sabun köpüğü, ne, nerede, ne zaman, hangi amaçla söylendiği belli olmayan diyaloglarla dolu!

Gazetenin eski Genel Yayın Yönetmeni Hasan Cemal, “Cumhuriyet’i sevmiştim” diyerek, narsistçe bir dönemi, kendini bulunmaz Hint kumaşı sayan bir üslupla anlatıyor. Meslek yaşamındaki Cemal Paşa’dan torpilli sayfaları da es geçerek!

Hasan Cemal, Cumhuriyet’te geçen yıllarını, “televole üslubu”ndan kurtarıp, samimi bir dille kaleme almış olsaydı, hiç bu tartışmalar yaşanır mıydı?!

Sanmam!

Hep söylenir “mutlu evlilik”lerin tek hikayesi vardır, diye.

Sonu boşanma ile biten “mutsuz evlilik”lerin ise binbir çeşit!

Hasan Cemal de en pespayesinden bir üslupla “Cumhuriyet Gazetesi” ve İlhan Selçuk’la son bulan evliliğini anlatıyor.

Oysa geçmişte yaşanan güzel günler adına, hırs ve ihtiraslarına gem vurup, hatıralarını kaleme alırken, duygularına yenilmemeliydi.

Nitekim…

Yazımın girişinde yer alan “o gece”nin devamını elifi elifine burada kayda geçirmezsem eğer, hem SABAH yazarlarını hem de Hasan Cemal’i töhmet altında bırakan bir fotoğraf çıkmaz mı ortaya. Okuyucunun kafasında adı geçen isimlerle ilgili çok yanlış intibalar uyanabilir.

İşte Hasan Cemal’in kitabı da bu tür “eksik anlatım”larla dolu!

Beşeriz, şaşarız!

Neticede hepimiz insanız!

Yalnız bu hakikat bazı gazeteciler için geçerli değildir.

Onlar dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanırlar.

Onların “objektiflik”ten anladıkları tek ölçü vardır:

Birilerinin kendilerine ne kadar iyi davranıp davranmadığı ya da meslekte yükselmeleri için ne kadar destek olup olmadıkları!..

Oysa…

Herkes tarafından bilinen “hakikat” farklıdır.

Dünya bazı gazetecilerin sandığı gibi o gazetecilerin etrafında değil, Güneş’in etrafında dönmektedir.

O halde; Hasan Cemal’in son yayınlanan kitabı için bir “anı kitabı” denilebilir mi?!

Kesinlikle denilemez!

Olsa olsa en hafifinden “İntikam” kitabı tanımlaması yapılabilir.

Çünkü, Hasan Cemal yazımın girişine aldığım benzer anlatıda olduğu gibi “Televole” yazarlığı” yapmıştır.

Objektif bir dille ve o dönem Cumhuriyet’i yönetenlerin “pabuçlarının içine girerek” anılarını anlatmamıştır.

Bu kitabın yazımı sırasında tek ölçüsü vardır, Hasan Cemal’in!

O da “Cumhuriyet Gazetesi içinde yükselmesine yardımcı olanlar, yöneticilik yaşamında kolaylık sağlayanlar veyahut sağlamayanlar!”

Kitaptaki tek kriter bu!

Hasan Cemal’e göre sırtına basıp, yukarı tırmanmasına izin veren isimler iyi adamlar.

Bunun aksi bir tavır içinde olanlar ise kötü!

Hasan Cemal, açıktan Atatürk Türkiyesi’nin simgesi olan tüm kurum ve kuruluşlara saldırı yapıldığı bir dönemde, İlhan Selçuk’un şahsında, kendini muaf tutarak, bir dönemi yargılamaya çalışmıştır.

Hasan Cemal’in kitabı etrafında yaşanan polemik sırasında yazılan eleştiri yazılarını da dikkatle incelemekte fayda var.

Kim, neyi, nasıl ve neden eleştiriyor?!

Hadisenin bu boyutu çok önemli!

İLHAN SELÇUK GERÇEĞİ

Bu arada; 1988 yılından bu yana gazeteciyim.

Kendimi bildim bileli de, basın dünyasında İlhan Selçuk adında bir yazar var.

Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz o ayrı konu!

Ama bu isimde yıllardır üreten, inandığı çizgide yürüyen ve buna uygun bir yaşam süren bir yazar var.

Bu yazara, Hürriyet, Milliyet, SABAH gibi gazetelerden, değişik dönemlerde yapılmış onbinlerce dolarlık maaş karşılığı yazı yazma teklifleri var.

Şimdi küçümsenen İlhan Selçuk adındaki yazar, bu tekliflerin hepsini elinin tersi ile itip, Cumhuriyet çatısı altında yoluna yürümeye devam etmişse, görüşlerine katılın ya da katılmayın, bence saygı duyulmayı hak etmiş demektir.

Hasan Cemal, bu kitabı yayınlamakla, benim nazarımda ilk olarak, bu insani boyutu atladığı için sınıfta kalmıştır.

Yani İlhan Selçuk, diğer gazetelerde yazmak istemediği için şu an Cumhuriyet Gazetesi’nin çatısı altında yazılarına devam etmektedir.

Hıncal Uluç ve Yalçın Doğan’ın bugünkü yazılarında yer aldığı gibi iş kişisel ilişki boyutuna geldiğinde, herkesin herkesle ilgili söyleyeceği o kadar çok şey var ki, ayıkla ayıklayabilirsen pirincin taşını!

Bu tartışma sırasında gözden kaçırılmak istenen bir diğer nokta ise…

Geçmişte radikal solcu ya da radikal sağcı gelenekten gelip, şimdinin taze liberal bir kısım yazar çizeri için “Cumhuriyet Gazetesi” arkaik, yayınına son vermesi gereken bir gazetedir!

Neden?!

Niçin?!

Niye?!

Zaman, Vakit vb yayınlara karşı hoşgörülü olanlar, neden, “50-60 bin satıyor” diye küçümsedikleri, Cumhuriyet’in yayınlarına tahammül edemiyorlar?!

Bence bu sorunun cevabı önemli!

Yaşamımın hiçbir döneminde “radikal sağ” ya da “radikal sol” eğilimlere ilgi duymamış biri olarak, Cumhuriyet’in tüm yayın politikasını kucaklamadığımı daha önce açıklamıştım.

Ama…

Tüm bunlara rağmen Cumhuriyet Gazetesi, kim ne derse desin, Atatürk Türkiyesi’nin renklerinden biridir.

Tarihten gelen bir değeri vardır!

O kurum içinden yetişen birçok gazeteci, bugün Türkiye’nin en ünlü yazar çizerleri arasında yer almaktadır.

Cumhuriyet, o isimlere çok para kazandıramamış olsa da, bir okul işlevi görüp, iyi gazeteci olarak yetişmelerinde önemli bir katkı sağlamıştır.

Ki, Aydın Doğan’dan Turgay Ciner’e dek tüm patronların gözü Cumhuriyet’in üstündeyse, bu patronlar ve diğerleri, dönem dönem satın almak için bu gazeteye teklif götürmüşlerse…

Satış rakamları bir yana, bu gazetenin, basın dünyasındaki “özgül ağırlığı”nı kim küçümseyebilir?!

Demek ki adı geçen gazete sanıldığı kadar da “etkisiz bir gazete” değilmiş!

Yani hadise Engin Ardıç’ın küçümsediği kadar basit bir gazete ve gazeteci kavgasından ibaret değil!

Neden bu ülkede Zaman’ın, Vakit’in, Milli Gazete’nin, Yeni Şafak’ın, Yeni Çağ’ın, Yeni Asya’nın varlığı tartışma konusu olmaz da, Cumhuriyet’in varlığı hep tartışma konusu olur?!

Neden?!

Niçin?!

Niye?!

Bence asıl cevabı aranması gereken soru budur!

KENDİNİ REZİL ETMEK?!

Ki…

Türkiye’de artık her anlamda, global ölçekte değer bulacak, dünyanın dörtbir yanında iş yapacak meslek erbabları yetişiyor.

Futbolcusundan gazetecisine, bilim adamından bürokratına, işadamına dek!..

Dünyanın saygın medya kuruluşlarında muhabirlik, yazarlık ya da yöneticilik yapacak kadar deneyim sahibi gazetecilerimiz var; Cengiz Çandar’dan Güneri Cıvaoğlu’na, Hasan Cemal’den Fehmi Koru’ya, Ufuk Güldemir’den Yazgülü Aldoğan’a, Mehmet Ali Birand’dan Can Dündar’a, Melih Aşık’tan Mehmet Ali Kışlalı’ya, Serdar Turgut’tan Ertuğrul Özkök’e, Yalçın Doğan’dan Metin Münir’e dek…

Bu isimlerin hepsi, dünyanın saygın medyalarında gazetecilik/muhabirlik yapacak deneyime sahip isimler.

İlhan Selçuk, Hıncal Uluç, Mehmet Barlas, İlker Sarıer, Mehmed Şevket Eygi, Engin Ardıç, Deniz Gökçe, Salih Neftçi, Haşmet Babaoğlu, Ahmet Altan gibi isimler ise dünyanın saygın gazetelerinde, yazarlık yapacak kadar birikime sahip kalemler.

Tayfun Devecioğlu, Yavuz Semerci, Cüneyt Toros gibi meslektaşlarım ise dünyanın sayılı finans gazetelerinde yöneticilik ya da yazarlık yapacak donanıma sahipler.

Nuri Çolakoğlu gibi isimler de dünyanın her yerinde televizyon kurup, yönetecek kadar bilgi ve deneyim sahibi üstadlarımız.

Alt alta sıraladığım bu isimler, bir çırpıda aklıma gelen meslektaşlarım.

Ramazan Öztürk ve Bengüç Özerdem’i de bu listeye eklemek şart.

(Neden listede Çetin Altan yok, diye merak edenleriniz olabilir. Çünkü Altan’ın bir başka ülkede yazabilmesi için önce o ülke insanlarının Altan’ın kendilerini sabah akşam aşağılamasına izin vermeleri şart! Yazmak için böyle bir medya bulabilir mi, çok zor, sanmam!)

Bu listeyi uzatmak ya da genişletmek mümkün.

Kimsenin hakkını yemek istemem!

Bu isimleri meslekteki “kıdem”lerine göre değil, global ölçekteki “yetenek”lerine göre sıraladım. “Millici” ya da “gayrımillici” olup olmadıklarına göre de değil!

Mesleki serüvenim sırasında, bu isimlerden bazıları ile polemiğe de girdim.

Ama hiçbir zaman, onlarda varolan “gazetecilik tutkusu” ve “yeteneği”ni küçümsemedim.

Hasan Cemal’in de meslek serüveni için çok şey söylenebilir.

“Cumhuriyet yazarı” iken kulvar değiştirip “Pentagon yazarlığı”nı tercih etmesi eleştirilebilir.

Ama hiç kimse Hasan Cemal için “kötü gazetecidir” diyemez.

Aynen; İlhan Selçuk için kötü bir yazar denemeyeceği gibi!

Sadece Hasan Cemal’e, bir yazıyı dört saatte yazan adamı Cumhuriyet’te nasıl yönetici ve yazar yapmışlar, diye takılınabilir.

Hepsi bu!

Hülasa, Hasan Cemal yazdığı son kitapta, anılarını değil, bir döneme ait içinde tuttuğu, kini öfkeyi, zehiri bir çırpıda sayfalara boşaltmış. Hasan Cemal gibi zor yazan bir gazetecinin, son kitabındaki akıcı üslup da buradan kaynaklanıyor olsa gerek.

Son yaşanan polemik sırasında söylenenlere bakıp, şu değerlendirme de yapılabilir:

Doğan ve Ciner Grubu, “Cumhuriyet Gazetesi” üzerinden post kavgası yapıyor!

Ve…

Son olarak…

Yazımın girişinde yer alan anektoda gelince…

Genç hanım, Hasan Cemal’e yaklaşır ve şöyle der:

“Hasan Amca, beni tanıdın mı, ben kızının okuldan arkadaşı …!”

Gece, Hasan Cemal’in yaşadığı kısa süreli bu şokun ardından, söylediği şu cümle ile son bulur:

“Artık yaşlanmışız, eve dönme vakti geldi!”

Sonrasında da, bildiğim kadarıyla Hürriyet Gazetesi’nin Reklam Müdüresi bir hanım ile evlendi.

Eğer Hasan Cemal’den nefret ediyorsanız, duygularınıza yenik düşen bir yapıya sahipseniz, yıllar sonra bu anıyı çok farklı bir şekilde anlatmanız da mümkün.

Neticede bu tür anıları kaleme almanın kimseye de bir faydası yok.

Bu bakımdan; Hasan Cemal’in “Kimse kızmasın kendimi yazdım” kitabının ardından gelen bu anı kitabının başlığı bence şöyle olmalıydı:

“Hiç kimse kızmasın; kendimi rezil ettim!”

Sevgiler

Hayrullah Mahmud

13 Aralık 2005

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?