GÜNDEM: İRAN II / THE İMAM’IN ŞİKAYET ETTİĞİ DALKAVUKLAR KİMLER YA DA FARİNELLİ’DEN TAYYİP’E VEYAHUT BÜYÜK HAVUZDA BOĞULMAK?!

 

Gündem: İran II?!

 

ERDOĞAN’IN GEÇMİŞTE ŞİKAYET ETTİĞİ “DALKAVUK”LARDAN BİRİ Mİ OLMALI YA DA DOĞRUCU DAVUD’LUĞA DEVAM MI ETMELİ?!

 

Doğrucu Davud?!

 

Son günlerde AKP karargahından, saygı duyduğum bazı isimlerden sitem dolu mesajlar alıyorum:

“Hayrullah Bey, bize çok sert yükleniyorsunuz. Canımızı okuyorsunuz. Bize haksızlık yapıyorsunuz! Hiç mi yazabileceğiniz iyi bir yönümüz yok!”

Sitem etmekte haklılar!..

Ama…

Hiçbir zaman, AKP’nin tamamını suçlayıcı yazılar yazmadım.

(Bana ve çalışma arkadaşlarıma, Erdoğan’ın bazı danışmanlarının gazına gelerek bühtanda bulunması, bu yazının kapsamı dışındadır.)

Yalnız iç ve dış politikada yapılan büyük yanlışların, tüm AKP’lileri töhmet altında bıraktığınıysa defaatle dile getirdim.

Uçuruma giden yolda, sert de olsa, yaptığım haklı ikazlar için teşekkür edeceklerine, amiyane tabirle bazı genel başkan danışmanlarının gazına gelerek, bir dönem genel başkanlarının eleştirdiği “malum koro”ya neden benim de katılmadığımı sorgulamaya çalışıyorlar.

Unutulmamalı ki, şu gök kubbe altında hepimiz gelip geçiciyiz.

Baki kalan sadece hoş bir sada!

Ne var ki Erdoğan da “Başbakan” olsa, o da benim gibi bir fani!

Gönülden bağlı olduğum, bu ülkenin Başbakan’ı!

Yaradan’dan ötürü tüm yaradılanları severim.

Bu yüzden Erdoğan’a karşı bir önyargım yok.

Erdoğan’ın yerine atamaya çalıştığım bir Başbakan adayım da yok!

O türden gazetecilerden hiç olmadım; olmaya da niyetim yok!

Erdoğan’ın bu ülke adına yaptığı her doğru icraatı alkışlarım, girdiği her yanlış yolda, yaptığı her yanlış icraatta, karşısına kalemim ile dikilir hesap sorarım.

Zaten, kendisi de böyle yapmamı isterdi.

 

DALKAVUKLAR?!

 

Nitekim…

Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçağın, Keçiören’deki evinin dibindeki caminin alemini paramparça ettiği günlerin ertesinde, Başbakan Erdoğan etrafına ilişmiş bir kesimi ‘dalkavuklar’ diye nitelendirerek, Yeni Şafak Gazetesi’nin 31 Ekim 2004 Pazar günkü nüshasında, şöyle isyan ediyordu:

“Ne zaman ki dalkavuklar toplumu olmaya başladık, çöküş de başladı. İşte Türkiye şimdi bu kabuğu yırtıyor. Dalkavuklar toplumu olmaktan çıkacağız. Dalkavuklar, bütün yöneticilerin çevresinde. Benim de yakınlarımda vardır. Bunu da görüyorum, ama mümkün olduğu kadar kimin dalkavuk olduğunu artık anlıyorum. Bunu aşmaya mecburuz. Eğer aşamazsak yazık olur. Bütün bu yolsuzluklar öyle başladı, hep böyle yerleşti toplumun içine!”

Vatan Gazetesi de, 1 Kasım 2004 Pazartesi günkü nüshasında, Yeni Şafak’ın haberine devam olarak, şu satırlara yer veriyordu:

“Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda etrafını sardığını söylediği ‘dalkavuklar’ Ankara’da merak konusu oldu. Basın Danışmanı Ahmet Tezcan aracılığıyla Denizli’de bulunan Başbakan Erdoğan’a ‘Dalkavuklar diyerek kimi kast ediyorsunuz’ diye sorduk. Sorumuzu Denizli’deki adliye binasının açılışından sonra katıldığı iftarda yanıtlayan Erdoğan ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek’le aramızda geçen ‘dalkavuk’ diyaloğu şöyle:

Tezcan: Efendim, bu dalkavuk kim diye soruyorlar? (Erdoğan gülümsüyor.)

Çiçek: Ben yanıtlayayım. Rahmetli Neyzen, yine bir gün canı sıkılınca meydandaki ahaliye doğru ‘Puştlar’ diye bağırmış. Ahalinin neredeyse hepsi dönüp Neyzen’e bakınca o da ‘Bu kadar olduğunuzu bilmiyordum’ demiş.

Erdoğan: Bu yanıtın üzerine bana diyecek bir şey kalmıyor.”

Türk Dil Kurumu “dalkavuk” kelimesini şöyle tarif ediliyor:

1- Kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, şaklaban.

2- Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kişi!

Bu anlamda bir yeteneğim olmadığı için, Hak bildiğim yolda, sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği üzerine ilerlemeye devam ediyorum.

Zira…

AKP Eş Genel Başkanı Erdoğan, Denizli’de kendisine “Sayın Başbakanım kim bu dalkavuklar?” diye soran, yakın çevresine şu cevabı veriyor:

“Şu anda bana en büyük ‘dalkavuk’luğu bir Büyükşehir Belediye Başkanı yapıyor” diyerek, Melih Gökçek’in adını veriyor.

Ardından yakın çalışma arkadaşlarının, danışmanlarının ismini sıralıyor:

Cüneyd Zapsu, Mücahit Arslan, Ömer Çelik, Egemen Bağış!

Sonra dört isim daha:

Dengir Mir Mehmet Fırat, Hasan Celal Güzel, Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu!

Arkasından iş dünyası ile ilgili olarak da “Büyük sermaye, TÜSİAD’çılar dize geldi. Hepsi dalkavukluk yapıyor” diyor.

Mustafa Koç’tan Rifat Hisarcıklıoğlu’ya dek bir sürü isim sayıyor.

ATO Başkanı Sinan Aygün için ise şöyle diyor:

“Adam kapımın önünden ayrılmıyor. Dışarıda aleyhime konuşuyor. Sonra her fırsatta kapıma gelip bağlılıklarını sunuyor.”

 

ÇELİK HANÇER

 

Yine kendi ifadesi ile Türk medyasındaki “dalkavukları” şöyle sıralıyor:

Aydın Doğan, Taha Akyol, Mehmet Barlas, Fehmi Koru, Ertuğrul Özkök, Fatih Altaylı, Hasan Cemal, Mehmet Ali Birand, Gülay Göktürk, Cüneyt Ülsever, Yavuz Donat, Mustafa Karaalioğlu, Nazlı Ilıcak…

Liberal Grup’tan ise Prof. Mustafa Erdoğan ile Atilla Yayla’nın ismini veriyor.

Bu bağlamda, o günlerden kalma “ayniyle vaki” bir enstantane yansıtayım:

Kulislerde, Ömer Çelik’in Kültür Bakanı olmasına kesin gözüyle bakılıyordu.

Ancak…

Erdoğan, Çelik’i değil de, Melih Gökçek’le adı iç içe geçmiş, Ankara Büyükşehir Belediyesi Eski Genel Sekreteri, Fehmi Koru’nun yakın arkadaşı Atilla Koç’u atamıştı.

Çelik, bunun üzerine, Ankara’da bir restoranda, etrafına topladığı ortak tanıdığımız olan bazı meslektaşlarıma, AKP ve Erdoğan’la ilgili şu değerlendirmeyi yapıyordu:

“AKP en başta da söylendiği gibi bir koalisyondur. AKP’yi 4 eş genel başkan yönetir. Tayyip Bey Başbakan olsa da, hissesi yüzde 25’i geçmez. Son bakan atamasında da görüldüğü gibi partiyi o değil, Abdullah Bey yönetiyor. Aslında benim bakan olmamı İstanbul’da Tayyip Bey’e nüfuz eden ve partiyi yöneten işadamı, tüccar ve tarikat liderlerinden oluşan bir grup istemedi. Tayyip Bey, danışmanları olmasa hiçbir şey yapamaz. Hiçbir bilgisi ve birikimi yoktur. O sadece toplumda popüler bir isimdir. Semra Hanım’dan bir farkı yoktur. Herkes onun bu popülaritesinden istifade ediyor.”

Başkent Ankara’da, Erdoğan’ın danışmanlarının söylediği, bu anlamda o kadar çok söz dinledim ki, yazmakla bitmez!

Şimdi söyler misiniz Allah aşkına, Başbakan Erdoğan’ın  Danışmanı Ömer Çelik’in bu değerlendirmesi yanında, benim yazdıklarım sinirleri alınmış, sosyetinin ABD’den getirttiği et kıvamında kalmıyor mu?!

 

DALKAVUKLUK TESTİ

 

Ki…

Başbakan Erdoğan, Denizlili bazı işadamlarına, o ziyaret sırasında, küçük bir “Dalkavukluk Testi” yapmaya karar verip, soruyor:

“İşler nasıl gidiyor?”

Cevap koro halinde “İyi” diye gelince kızıyor.

“Bakın, siz de dalkavukluk yapıyorsunuz” dedikten sonra bir kez daha soruyor:

“İşler gerçekten nasıl gidiyor?”

Bu defa Denizlili işadamları “İhracat yapanların durumu iyi, iç piyasaya çalışanlar kötü durumda” diye cevap veriyorlar.

Erdoğan bunun üzerine “Hah şöyle doğru konuşun. Sonra kriz gelince ortaya çıkıp kötü konuşmayın, kimseyi suçlamayın” diyor.

Ardından halkın da kendisine ‘dalkavukluk’ yaptığını belirterek, “Sorsanız onlar da memnun ama yarın iş biraz sıkıntıya girsin, medya ters yazmaya başlasın, onlar da satar” diye yakınıyor.

O halde suç kimde?!

Onun için kızacaksanız, “Doğrucu Davudluk”u iyi yapanlara değil, içinizdeki “dalkavuk”lara kızın.

Çünkü aynaya kızılmaz!

Ve…

Son olarak…

Ortaya çıkan mevcut tablo itibari ile söylüyorum:

Erdoğan’a ne “dalkavukluk” yapanlar yaranabiliyor!

Ne de “Doğrucu Davudluk” yapan!..

En iyisi ben de Neyzen Tevfik gibi yapıp, lafı ortaya söyleyip, huzurdan çekileyim:

Puştlar!..

Bir adım öne çıksın!..

Dalkavuklar!..

Bir adım geri çıksın!..

Doğrucu Davudlar!..

Onlar oldukları yerde kalsın!

Sevgiler

 

Hayrullah Mahmud

4 Şubat 2006

Reklamlar

Facebook Yorumları

yorum

PAYLAŞ
Önceki haberYazıklar Olsun !!!
Sonraki haber“Yazı Adamı” olmak?!

Amerika’nın ilk Türkçe internet Gazetesi Alaturka yıllardır Amerika’da en çok okunan ve takip edilen tamamen bağımsız ve tarafsız haber yapan tek Türk Gazetesi.

Habersizsiniz ya da Haber Sizsiniz!
Alaturka, Gerçek insanlar, Gerçek Haberler.

Alaturka – Amerika’daki Aileniz.