[Haber Analiz] Zafer, Türkiye’nin adayının

Barack Obama’nın ABD başkanlığına ikinci kez seçilmesine sevinmek için Türkiye’nin birçok gerekçesi bulunuyor. Her şeyden önce ABD başkanının dosta düşmana verdiği ‘Ben Türkiye’nin arkasındayım’ mesajı, stratejik açıdan oldukça kıymetli. Bu mesaj birçok alanda Türkiye’nin önünü açıyor, hareket kabiliyetini genişletiyor. ‘Ermeni soykırımı’nı resmen tanımayan, İsrail destekçileri dahil başka lobilerin Türkiye’yi dışlama çağrılarına kulak asmayan bir ABD başkanıyla dört yıl daha çalışmak Ankara için büyük kazanım.

Devletiyle milletiyle Türkiye’nin kanı, Barack Obama’ya daha ilk görüşte ısındı. Afrika’nın bağrından neş’et edip dünyanın bir numaralı koltuğuna oturan bu cana yakın adamı kendi öz evladı gibi bağrına bastı. Obama’nın ABD başkanlığına ikinci kez seçilme başarısına sevinmek için de Türkiye’nin birçok gerekçesi bulunuyor. Her şeyden evvel, Türkiye’yi seven ve aşina olan birisinin görevi tazelenmiş durumda. İlk yurtdışı ziyaretlerinden birini yapacak derecede Türkiye’ye teveccüh etmesinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ‘arkadaşım’ demesinde sadece duygusal değil, profesyonel kaygılar da söz konusu olabilir. Ancak ABD başkanının dosta düşmana verdiği ‘Ben Türkiye’nin arkasındayım’ mesajı stratejik açıdan oldukça kıymetli. Türkiye’nin birçok alanda önünü açıyor, hareket kabiliyetini geliştiriyor ve bazı muhtemel belalara kalkan fonksiyonu da icra ediyor.

Ankara’da Obama’nın son dönem Suriye politikasına ilişkin hayal kırıklığı yok değil. ‘Karaoğlan’dan bundan fazlası bekleniyor, en azından seçimlerden sonra meseleye daha fazla ağırlığını koyması ümit ediliyordu. Eğer Suriye konusunda nispi pasifliği seçim çekincelerine dayalı idiyse, yakında farklı bir Obama göreceğiz demektir. Yok eğer stratejik maslahat baskın ise kanamalı hasta Suriye’ye kısa vadede Obama pansumanı gelmeyecektir. Ama tahminen Ankara nihayetinde ona yine de gönül koymayacaktır.

İran konusunda İsrail’in fazla dümen suyuna girme niyeti görülmeyen Obama’yla Ankara’nın çizgileri büyük ölçüde örtüşüyor. Washington’da diplomasiyi sonuna kadar terk etmeme, şu aşamada Tahran’la fazla sıcak bir çatışmaya girmeme düşüncesi baskın. Tıpkı Ankara gibi. Ancak hükümetin Obama’ya yapabileceği en büyük iyiliklerden biri İsrail’le ilişkilerin normalleştirilmesine daha ilgili davranması olacak. Zira Türkiye-İsrail krizi, Ortadoğu’yu büyük oranda dostlarına havale ederek Asya Pasifik gibi alanlara daha fazla eğilmeyi isteyen Obama’nın planlarına takoz koyuyor.

Malatya Kürecik askeri üssüne Obama’nın da ısrarıyla füze radarlarının koyulması hem Rusya’yı hem İran’ı rahatsız etti. Ancak Obama, Rusya’yla kafa kafaya gelmek istemiyor. Sırtını da tam dönmüyor. Bu itidalli siyaset, Ankara’nın da işine geliyor. Zira geniş ticari ağı bulunan Rusya ile NATO müttefiki ABD arasında kalmak istemiyor.

Amerikan askerî gücünü mümkün mertebe sorumlu kullanması, dostlarına dayatma yerine istişare ruhuyla yaklaşması Obama’nın Ankara’da en takdir edilen özelliklerinden. ABD Başkanı’nın barışçı ve geçinmeci karakteri, genel manada Türkiye’nin uluslararası siyaset vizyonuyla örtüşüyor. Obama da Türkiye’yi bölgesinde ve dünyada yapıcı ve giderek etkisi artan bir oyuncu olarak görüyor. Belki Ankara’nın PKK terörü meselesini nerdeyse her şeyin merkezine oturtması, Obama dahil Amerikalıları biraz bıktırmış olabilir. Ancak bu, elinden geldiğince yardımcı olmayacağı anlamına gelmiyor. ‘Ermeni soykırımı’nı resmen tanıma vaadini tutmayan, kimi İsrail yanlıları dahil başka lobilerin Türkiye’yi dışlama çağrılarına kulak asmayan bir ABD başkanıyla dört yıl daha çalışmak Ankara için ayrı bir zevk olacak…

(ZamanAmerika)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?