Hadi Newport Beach’e gidelim!

Anne ve Baba California’ya tatile gelirse…

Amerika’ya gelme kararıyla Anne, Babanın çilesi başlar.

Vize görüşmesi öncesi evrak hazırlıkları, vize görüşmesi stresi… Tüm dökümanlar itinayla hazırlanır, dosyalanır, Vegas’ta helikopter turu yapmak için gereken para kadar vize görüşme ücreti ödenir.

Sonra Amerikan Konsolosluğu’na gidilir sabahın en erken saatinde ve vizeler alınır. Ardından uçak bileti derdi başlar. Neyseki THY’nin nonstop uçuşları var. Hemen ordan biletler alınır böylece bilet sorunu da çözülür ve bir sonraki aşamaya yolculuğa geçilir. 13 saat süren yolculuğun ardından gümrük sırası ve bavul kontrolünde Anne böreklerinin ve baklavaların bir kısmı gider… Kurtulabilen tarhanalar, kuru patlıcanlar sağ sağlim Irvine’a varır. LAX’de çok uzun zaman ardından kavuşma olur… Mutluluk, heyecan ve sevinç özlemin yerini alır…

İşte California macerası böyle başladı. Los Angeles Downtown’dan sonra Annem ve Babam’la ikinci durağımız Newport Beach. Orange County’de yaşayan herkes çok sever Newport’u. “Yeryüzündeki cennet ifadesi kullanılır” hatta betimlemelerde. Küçük küçük mağazalar, yalın ayak sokakta gezen emekli amcalar, köpekleri ve bebekleriyle yürüyüşe çıkan genç ve dinç anneler, sörf yapan gençler, küçük restoranlar, dondurmacılar, kahve dükkanları. Herkes birbirine çok saygılıdır, yolda birbirini tanımasa da herkes birbirine selam verir, bir hal hatır sorarlar. Bir de Balboa Adası’na giden bir ferry vardır. Yolcularla beraber arabaları taşıyan en tatlı en küçük ferry bu herhalde, yol da kısacık. Beş dakika. Tam fotoğraf çekeceğiz bir bakmışız hop karşıdayız. Mürettebat sanki çalışmaya değil kumsalda eğlenmeye gelmiş ayaklarında parmak arası terlikler, bol cepli rahat şortlar ve rahat bol tişörtler… Bu ne ala memleket?

Geçen sene Şubat ayında Canım Çikom iş için California’ya geldiğinde beni de ziyaret etmişti birkaç günlüğüne. O zaman da onla beraber Newport Beach’e gitmiştik ilk. Hatta Amerika’ya son gelişimde ilk geldiğim yer yine Newport Beach’ti. Burada bir mıknatıs var sanki… Zamansızca hayranlık uyandırıyor kendine bu sahil kasabası. Her zaman aynı güzel hisleri veriyor sokaklarında yürüyünce. İşte Balboa adası ve 2010 Aralık sonrası aynı ferrydeki farklı yolculuklar…

Newport Beach sahilindeki güzel ve bakımlı evler arasında Annem ve babam Tekirdağ’a yaptırdıkları yeni evimizin bahçesi için peysaj avına çıktılar. Benim elimde kamera, onların peşindeyim. Evlere bakıyoruz, bahçelerine, mimarı yapılarına, bahçe mobilyalarına. Kamerayla da çekiyoruz rüzgar güllerini, limon ağaçlarını, kırmızı kapıları… Elimizde kahvelerimiz keşif turu yapıyoruz…

Sonra biraz okyanus havası alalım diyoruz, pier bizi bekler… Martılar, pierden karaya doğru baktığımızda sıra sıra dizilmiş palmiyeler, balık tutan insanlar, pierin ucundaki hamburgercide öğle yemeklerini yiyen mutlu insanlar… Bol bol fotoğraf çekmek istiyor annem, hafızasına kazışa da beraber ilk California tatilimizi, resimlerle bir ömür taze tutmak istiyor anılarımızı.

Çekim yaptığımız yerleri gösteriyorum sonra onlara… İlk sezon 4. Bölüm, hala heyecanın stresin acaba düzgün yapabilecek miyim anonsları, makyajım düzgün mü, jestleri yerinde zamanında kullanabildim mi, cümlelerin tonlamaları yerinde mi? Heyecan aynı devam ediyor. Keyifle ve istekle devam ediyoruz çekimlerimize. Şimdi farklı sezonlardaki Newport Beach’te yaptığımız iki farklı çekime göz atalım. Hem biraz dinlenelim hem de Eksi 10 ‘un tadını çıkaralım.

Adios!

İrem Akdere / Orange County
[email protected]

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?