Hangi darbe?!

darbe bayanHangi darbe. Hayrullah Mahmud Özgür yazdı.

HANGİ DARBE: HAKİ Mİ ÇİMEN YEŞİLİ Mİ YA DA CUMHURBAŞKANI’NIN MECLİS’İ FESİH YETKİSİ VARKEN, DARBEYE NE GEREK VAR?!

Hangi darbe?!

Emekli Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada şöyle diyor:

“İtiraf ediyorum, darbeler sorunlara çare olmaz!”

Ben de “Aynı zamanda AKP gibi sivil cuntaların zorbalık noktasına varan, sözde beyaz darbelerini desteklemediğimi” belirtip, Yalman’ın bu “temenni”sini bir adım ileri taşımak istiyorum.

Şöyle ki:

“Eğer birileri, askere durduk yerde darbe yaptırmak istiyorsa, her aydına düşen görev, tankların önüne dikilmek, darbeye karşı çıkmaktır. Sayın Yalman, siz de tankın üstüne emekli bir asker olarak, sivillerle birlikte çıkmaya hazır mısınız?!”

2005’in Türkiyesi’nde artık bu sorunun cevabının net olarak verilmesi gerekiyor.

Aydınım diyenler, demokrat olduklarını iddia edenlerin saflarını belirlemesi şart!

Neticede yapılacak tercih “Sofi’nin tercihi”nden de hayati!

Çünkü sözkonusu olan bir çocuğun hayatı değil, tüm çocukların kaderi!

Türkiye’de, nerdeyse her 10 yılda bir yaşanan askeri darbelerin neticesi ortada.

28 Şubat’ın sivil paşalarının kimler olduğu da!

O zaman alın size 100 puanlık uzman sorusu:

Erbakan’ı “Başbakanlık” görevindeyken eleştirip, 28 Şubat’a destek veren kalemler ile bugün Erdoğan’ın etrafında pervane olan kalemler hangi kalemler?!

Listeye, o dönemin “iliştirilmiş mağdur yazarları”nı da sakın dahil etmeyi unutmayın!

Peki şimdi bu noktada açıkça sormak istiyorum.

Şu anda, 28 Şubat’ı yapanlar da, 28 Şubat’ın mağdur ve destekçisi kalemler de, hangi kampta neyin mücadelesini veriyorlar?!

Bu sorunun cevabını bulmak, “Darbe çözümdür” görüşünü savunanlar açısından çok önemli.

Zira, 12 Eylül darbesinin ünlü siması 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Sabah’tayken bana 28 Şubat’la ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadeyi kullanmıştı:

“Çevik Bir Paşa gaza geldi!”

Peki buradan yola çıkarak benzer bir açılım yapmak istiyorum.

Aynı Çevik Bir, yine gaza geldiği için mi şu anda “AKP iktidarı”nın dizlerinin dibinde durup, Erdoğan’a koltuk değnekliği yapıyor?!

Bu arada Kenan Paşa’nın babasının adı da Hayrullah’tır.

Babası hayatta olsa, inancım o ki, o da 12 Eylül’ün Devlet Başkanı’na şu soruyu sorardı:

“Oğlum Kenan, sen 12 Eylül’ü yaptın, yaverin Çevik Bir 28 Şubat’ı! Sizin gibi asker ocağında yetişip vatanı kurtarmak için darbe yapan adamların, Erdoğan gibi birinin yanında ne işi var. Siz mi değiştiniz, kıblenizi mi şaşırdınız, neden safınız değişti açıklar mısın?!”

Yani özetle baba Hayrullah, oğul Kenan’a şöyle derdi:

“AKP iktidarında kim, kimi neden gaza getirdi de sen ve Çevik Bir, Erdoğan’ın yanında yer aldınız?”

Sizce de bir başka cevabı aranması gereken soru bu değil mi?!

Nitekim…

Asker, 28 Şubat’a benzer bir darbe yapacak olursa, ben kendi adıma açıkça buradan ilan ediyorum:

“Ben o tankın üstüne çıkıp darbeye ‘Dur’ diyenler arasında yer alırım! Ama öncelikle de asker darbe yapmasın diye de elimden geleni yaparım!”

Ya bugün “asker darbe yapmasın” diye gizliden gizliye “darbe kışkırtıcılığı” yapanlar, onlar o gün gelince “tankın üstüne çıkarlar” mı?!

Yoksa alkışlarlar mı?!

Bu soruların cevaplarını, sizler de benim kadar merak ediyorsunuz değil mi?!

Ya da bu “darbe çığırtkanlığı” yapanların dillerinin altında; AKP’nin sakın şu “gizli plan”ı olmasın:

“Keşke asker darbe yapsa da, işi gürültüye getirip, şu ak yolsuzlukların hesabını vermekten kurtulsak. Biz de kendimizi bir anda demokrasi mücahidi ilan etsek!”

Gerçekte, “darbe kışkırtıcılığı” ya da “lobisi” yapanlar bunlar olmasın.

İşte o kafa’ların içinde saklı düşüncenin maskesini düşürünce, karşımıza bu hakikat çıkıyor.

Akşam’da ise Serdat Turgut, “AKP, iktidarı derin devlete savaş açtı” iddiasını seslendiriyor.

Evet, böyle bir hava günlerdir medyada inceden inceye işleniyor.

Acaba diyorum, Türk Devleti’nin kuşatılmışlığı ortadayken, Türkiye’nin “tüccar&pazarlamacı” Başbakanı Erdoğan, 28 Şubat’taki gibi TSK’daki bazı Paşa’ları kullanarak, bir danışıklı dövüşe girmek istiyor olmasın?!

Zira…

Bu iddialı cümleyi kuracak kadar da Ankara’da uzun kaldım.

Bu Başkent’teki üçüncü yılım…

Ve diyorum ki, 20 Kasım 2005 tarihi ile askerin bir darbe hazırlığı yok!

Yalnız askerin, Atatürk Türkiyesi’ni her ne pahasına olursa olsun koruma ve kollama hususunda, en alttan, tepenin zirvesi değil, saçaklarına dek beyan edilen ortak bir kararlılık içinde hareket ettiğinin de altını çizmeliyim.

Bu anlamda Ankara’da hava kurşun gibi ağır!

Stres dorukta!

Kaynayan kazan kapak tutmuyor!

Bu arada Cumhurbaşkanı’nın Meclis’i feshetme hakkı varken, hem de bu bir Anayasal emniyet sübapı olarak ortada duruyorken, neden darbe yapılsın ki anlamadım?!

Rejimin sindirim sistemi çalışmaz ya da çalıştırılamaz ise Cumhurbaşkanı bu yetkiyi kullanır!

Ülkenin huzuru adına kullanmalı da!..

Türkiye hızla bir buhrana sürüklendiği halde Sezer, eğer bu yetkiyi kullanmaz ya da kullanmak istemez ise işte o zaman kıldan ince kılıçtan da keskince bir süreç başlar!

Yer gök “sahte çimen yeşili”nden 28 Şubat’ınki gibi sahte değil “gerçek haki yeşili”ne boyanır! O zaman bu sürece seyirci kalmayı tercih edip “üç maymunu oynayan sözde demokrat kalemleri” ne diyecek gerçekten merak ediyorum.

Onun için “rejim” buhran üretmeden Anayasal sistem çalışmalı!

AKP’nin bir an önce Erdoğan ve ekibini Yüce Divan’a gönderecek çalışmaları başlatması bir zorunluluk!

O zaman şu soruyu sormak elzem oluyor:

“TBMM’nin, şu anda Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmeye ihtiyacı var mı?!”

Cevap: Evet, var!

Peki bu şimdilik kaydıyla bir zorunluluk mu?!

Hayır! Öncesinde denenebilecek başka Anayasal yollar var! Onlar denenmeli!

Şimdi Erdoğan’ın direksiyonda kalmakta ısrarlı olduğu AKP, iktidardaki en zorlu virajına giriyor.

Bakalım araba virajdan nasıl çıkacak?!

Sevgiler

Hayrullah Mahmud

20 Kasım 2005

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?