Hangi Tayyip?!

HANGİ TAYYİP /“İSTANBUL’U MEDİNE YAPACAĞIZ” YA DA “KAHRAMAN GENÇ KADIN VE ERKEK AMERİKAN ASKERLERİNİN, OLABİLECEK EN AZ KAYIPLA EVLERİNE DÖNMELERİ İÇİN DUA EDİYORUM” VEYAHUT “YOLUMUZUN ORTASINA İNEK OTURMUŞ, YOLUMUZU KAPATIYOR, MENZİLE ULAŞMAMIZI ENGELLİYOR, İNEĞİ YOLUMUZDAN ÖNCE LAFLA, USUL USUL, SONRA EVVEL ALLAH SİZLERİN YARDIMIYLA ARTIK NASILSA, NASIL DENK GELİRSE KALDIRACAĞIZ”?!Hangi Tayyip?!

“Türkiye’yi pazarlıyorum. Bizim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar satarız, parayı veren düdüğü çalar.”
“Suriye’yi Lübnan’dan çıkardıkları gibi, bizi de Kıbrıs’tan çıkartırlar. Birileri bize çık der, kuzu kuzu çıkarız.”

RTE

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

Erdoğan, İsrail’le girdiği polemik kapsamında şöyle diyor:

“Eğer biz bugün zulüm karşısında susarsak emin olun Fatih Sultan Mehmet’in kemikleri sızlar. Eksen kayıyormuş, Türkiye’de Yahudi düşmanlığı varmış, yalan üstüne yalan. Nerde kaldı basın özgürlüğü!”

Bu bağlamda, zaman tünelinden Erdoğan’a ait birkaç özlü söz aktaralım…

(…)

Belediye Başkanlığı Döneminde: 

“ Elhamdülillah şeriatçıyız” (21.11.1994 Milliyet)

(…)

“Yılbaşına karşıyım” (19.12.1994 Sabah)

(…)

“Ben tekkeye değil dergâha gittim” (22.1.1997 Gözcü)

(…)

“Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok”(12.5.1994 Hürriyet)

(…)

“Her 10 Kasım’da yaygara kopartılıyor” (14.11.1994 Hürriyet)

(…)

“İstanbul’u Medine yapacağız” (Akis)

(…)

“Bütün okullar İmam Hatip yapılacak” (17.9.1994 Cumhuriyet)

(…)

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

“Sarık operasyonu çok komik” (15.5.1995 Sabah)

(…)

“Yeşil (kaldırım rengi) medeniyettir” (25.6.1994)

(…)

“Sadece imamlar resmi nikâh kıysın” (9.5.1995 Milliyet)

(…)

“Ben Millet Meclisi’nin de dua ile açılmasından yanayım” (8.1.1996 Milliyet)…

(…)

“Ben İstanbul’un imamıyım” (8.1.1995 Hürriyet)

(…)

“Milli Piyango zulümdür” (29.9.1994 Hürriyet)

(…)

“Taksim’deki caminin temelini inşallah atacağız” (1.7.1994)

(…)

“Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır” (5.2.1996 Akit)

(…)

“Türkiye kendine din olarak “Kemalizmi” almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir…”

(…)

“Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm’e ve Kemalizm benzeri rejimlere, sistemlere yer yoktur. Kemalizm’in yeniden kendini üretmesi söz konusu

değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın etkileridir. Her şey ona göre belirlenir.”

(…)

“Camiler kışla, minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler askerimizdir.”

(…)

“ Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız… Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz.”

(…)

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

Bir miting sırasında halka sesleniyor:

“Yolumuzun ortasında inek oturmuş, yolumuzu kapatıyor, menzile ulaşmamızı engelliyor, İneği yolumuzdan önce lafla, usul usul, sonra evvel Allah sizlerin yardımıyla, artık nasıl olursa, nasıl denk gelirse kaldıracağız.” (İnek olarak Laik Cumhuriyeti ve Atatürk devrimlerini kastediyor.)

(…)

O dönem yanında olduğu Erbakan hocasının “kanlı mı olacak, kansız mı” söylemini bir başka şekilde seslendiriyor. “Türkiye’yi eyaletlere bölmek lazım, Merkezi yönetimin birtakım yetkileri bunlara verilmelidir. Belediye Başkanları da bu konuda en yetkili olmalıdırlar. O bölgelerdeki her türlü eğitimde bunlara bırakılmalıdır.” (PKK gibi bölücülerle aynı söylem)

(…)

“Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz.”

(…)

“Referansımız İslam’dır. Tek hedefimiz İslam devletidir.”

(…)

“Sen “Ne mutlu Türküm diyene” dersen, onun da “Ne mutlu Kürdüm” deme hakkı vardır.”

(…)

Oğlunun nikâh davetiyesindeki tarih:

“29 Zilkade 1421” (Nikâh tarihi olarak Arap takvimindeki tarihi kullanıyor)

(…)

“1.5 milyarlık İslam âlemi, Müslüman milletimizin ayağa kalkmasını sabırsızlıkla bekliyor… Kalkacağız, bu ayaklanma başlayacak.”

(…)

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koskoca bir yalan, Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.”

(…)
Başbakan olduktan sonra:
“Türkiye’yi pazarlıyorum. Bizim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar satarız, parayı veren düdüğü çalar.”
(…)

“Bir tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye, millet isterse tabii ki gidecek be!.”

(…)

“Kadın nereye isterse oturur, Sana ne ya! Ayıp ya!” (Kars’ta AKP toplantısında kadınlarla erkeklerin ayrı yerlerde oturtulmasını eleştiren gazeteciye)

(…)
“Türkiye’de Kürt sorunu vardır. Bunu “Türkiyelilik” kavramıyla çözmeliyiz. Türkiyeli kimliği her vatandaşın üst kimliği olmalı, Türk kavramı da alt kimlik olarak değerlendirilmelidir… İsteyen isterse yine ben Türküm derse desin!”
(Diyarbakır’da halka yaptığı konuşmada alt üst kimlik tartışmasıyla Türk kimliğini de Ermeni, Rum, Kürt gibi alt kimlik olarak gösteriyor.) PKK ile aynı söyleme giriyor.

(…)
“PKK’nın cenaze töreninde bayrağını açması da, F-16’ların alçaktan uçuş yapması da yanlış. İki tarafında yaptığı yanlış!”

PKK terör örgütü ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aynı kefeye koyuyor, kendince her iki tarafa da eşit yaklaşıyor.
(…)

“Suriye’yi Lübnan’dan çıkardıkları gibi, bizi de Kıbrıs’tan çıkartırlar. Birileri bize çık der, kuzu kuzu çıkarız.”

(…)

“Yahu, bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak.”

(Erzurum’da çiftçilere sesleniyor)
(…)

“Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek, bu ulemanın işidir. Ulema ne diyorsa o olur.”(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne)

(…)

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

(Danıştay’ın türban kararı konusunda)

“Efendi sen kim oluyorsun, buna mecelle (şeriat hukuku) karar verir.”

(Bir kaç hafta sonra işareti alan şeriatçı bir terörist Danıştay’ı bastı ve türban kararı veren Danıştay üyelerini silahla taradı, Danıştay üyesi bir hâkimi öldürdü.)

(…)
“Sallama. elini kolunu sallama, her yerin oynuyor be!” (Muhalefet milletvekiline)

(…)
“Ulan terbiyesizlik yapma! Artistlik yapma ulan! Hadi ananı da al git buradan”(Mersin’de bir vatandaşa)

(…)
Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayan yüzlerce atamanın vekâletlerle yürütülmesi konusunda: “Biz hukuka aykırı bir şey yapmıyoruz. Mecelle’de (şeriat hukuku) böyle bir kaide var.”

(…)
“Askerlik yan gelip yatma yeri değil” ( Şehit yakınlarına)

(…)
“Söyleyin şu sahtekâra ne istiyormuş” (Almanya’da bir gurbetçi için söylüyor) Bu lafı söylediği toplantıda salondaki vatandaşlara Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi’ni yuhalatıyor.

(…)
“Burası (kafasını göstererek) basmıyor. Hayatında iki koyun gütmediği için bunu kavrayamıyor.” (YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç’e)
(…)

“Kendisine kefilim, babam gibi güvenirim, Ona kendime inandığım gibi inanıyorum.” (Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada terörist ilan edilen ve aranan El Kadı hakkında)

(…)
“Onları hoplatacağım.”(Terörist El Kadı’yı eleştiren muhalefet üyeleri ve gazetecilere)
(…)

PKK ateşkes kararı verince: “Biz de durduk yerde onlara operasyon yapmayız” (PKK’yı muhatap alıyor ve ateşkes kararlarına jest yaparak karşılık veriyor.)

(…)
“Neyseki, yaşına başına saygı duyuyorum. Ağzı olan konuşuyor be!” (Kıbrıs davasının 50 yıllık lideri Rauf Denktaş’a)
(…)

“Ulusalmış, milliyetçiymiş, Ne milliyetçisi yahu, Bunlardan olsa olsa saman milliyetçisi olur.”

(…)

“Kes ulan sesini… Sana üç nokta koyarım…Otur ulan oturduğun yerde, her şeye burnunu sokma”

(…)
2002 seçimlerinden hemen önce ve Başbakan olunca: “Ben gelişerek değiştim.”
(…)

Başbakanlığının 4. yılında: “Ben hiçbir zaman değişmedim. İslami fikirler değişmez.”

(…)

Ve henüz 1980’li yıllarda Recep Tayyip Erdoğan’ın Atatürk ve Cumhuriyet rejimine karşı etmiş olduğu yemin:

“Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”

(…)

“Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır.” (5.2.1996 Akit)  

(Yeni Çağ / Altemur Kılıç / 19 Aralık 2006)

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

Bozkurt’un 20. sayısından Tolunay Kutoğlu’nun “The Tayyip” başlıklı yazısından bir pasaj:

Erdoğan, gençliğinde İBDA örgütünün sempatizanıydı.

Hem de o kadar ki, “Akıncılar”ın karargahı MTTB (Milli(!) Türk(!) Talebe Birliği)’nin idari müdürü, Erdoğan’dı.

İBDA (İslami Büyük Doğu Akıncıları)’nın amacı; mevcut devlet düzenini İslami esaslara göre yeniden yapılandırmaktı!

RTE, Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergahının mensubudur ve kendisi, bu dergahın lideri Şeyh Mehmet Zait Kotku’nun hayranıdır.

Belediye başkanı olduğu dönemde, Fatih’deki “Sarıgüzel Caddesi”nin ismini “Mehmet Zait Kotku Caddesi” olarak değiştirmiştir ve Başbakan olduktan sonra bile bazı cuma namazlarını Ankara’daki Şeyh Mehmet Zait Kotku Camii’nde kılmaktadır.

RTE döneminde belediye olanakları uluslararası köktendinci örgütlerle temaslar, İslami konferans ve toplantılar için seferber edilmiştir.

RTE’nin belediye başkanlığı döneminde İstanbul’da ağırlanan bu örgütlerin temsilcilerinin otel masrafları İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden Ulaşım A.Ş. tarafından ödenmiştir.

(Ulaşım A.Ş’nin o dönemde genel müdürlüğünü yapan Abdurrahman Gündoğdu, bugün RTE hükümeti tarafından THY’ye genel müdür olarak atanmıştır.)

RTE, ATATÜRK’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü ile ilgili görüşlerini bakın nasıl açıklamıştı:

“Sen ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dersen,doğal olarak etki tepkiyi doğurur ve o da ‘ne mutlu kürtüm diyene’ der. Yahu milletin bütünlüğü ‘Ne mutlu Türküm diyene’ ifadesi ile sağlanır mı? Osmanlı 30’u aşkın etnik gurubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu. Biz de inanç birliği ile tutacağız!”

Bir başka örnek de ATATÜRK’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözüne karşı söyledikleri:

“Ben müslümanım diyenin ‘aynı zamanda da laikim’ demesi mümkün değil! Niye? Çünkü, müslümanın yaratıcısı Allah, kesin hakimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ koskoca bir yalan! Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır!”

İrticai faaliyetleri nedeniyle YAŞ kararı ile TSK’yla ilişkileri kesilen kişilere kucak açarak onlara belediye şirketlerinde iş veren kişi dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan’dır.

“Partilerin değil, düzenin (Kemalizm) alternatifiyiz” diyen RTE, 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yaptığı konuşmada şöyle haykırmaktaydı:

“Bu sistem 70 yıldır kadınları fahişe yapmıştır, erkekleri de deyyus!”

Erdoğan, TC Anayasası’nı yerden yere vururken Kürtçülük yapmayı da ihmal etmiyordu:

“Bu anayasa ırkçıdır!..Bir taraftan Türklük aleyhine konuşturtmuyor, bir kürdün kalkıp da Türk aleyhine konuşmasını suç unsuru telakki ediyor, ama bir kürdün aleyhine konuştuğun zaman onu suçlamak değil alkışlıyor!..”

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

Yıl 1991…

İlk Körfez Savaşı’nın ardından, RTE’nin gazetelere vermiş olduğu demeç:

“Bu savaş, ABD’nin, emperyalizmi ve siyonizmi dünyaya hakim kılmak için yaptığı bir savaştır. ABD, Rusya sorununu çözdükten sonra bütün dünyayı kendi emrinde tek bir devlet yapma kararı aldı. Böylece siyonizmin egemenlik planı yürürlüğe konuldu. Bu savaş için Türkiye’nin, BM kararına uyduğunu ifade ederek ABD’ye yardımcı olması, milleti aldatmaktır. Türkiye’deki üslerin NATO maksatları dışında kullanılmayacağı, yasaların hükmüdür. Fakat bugünkü uygulamada bu üsler NATO’ya değil, ABD’nin emrine verilmiştir.”

Aynı RTE, 31 Mart 2003 tarihinde (ABD’nin Irak işgalinin ilk günlerinde) Wall Street Journal’a verdiği demeçte ise şunları söylemektedir:

“Kahraman genç kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için dua ediyorum!”

Bakın bizim RTE bir zamanlar Eyüp Belediye binasının balkonundan insanlara nasıl sesleniyor:

“AT’ye girmemek için geliyoruz! Bak Avrupa Topluluğu’nun yöneticileri talimat verdiler. Ne dediler: ‘Bayrağınızı değiştirin’…Vay dangalak vay!.. Bu bayrağın rengini bu milletin dedesi verdi… Gerçek ölçüyü, bizi yaradan Allah koyuyor; siz onların dinini kabul etmediğiniz müddetçe onlar sizi kendilerinden kabul etmezler. Kafirleri dost edinmeyiniz!”

Ve bugün “Hedefe ulaşmak için papaz elbisesi giyerim” sözlerinin sahibi de R.T.E’den başkası değildir!

(………)

Recep Tayyip Erdoğan, Siirt’te halkı isyana teşvik amacıyla okuduğu şiir sonucu hak ettiği cezayı alınca ilk yırtınan nedense ABD oluyordu!..

Erdoğan’ı sık sık ziyaret etmesiyle ünlü ABD İstanbul Başkonsolosu Caroline Huggins, Tayyip’in aldığı ceza için 28 Eylül 1998’de şunları söylüyordu:

“Bu tür gelişmeler, Türk demokrasisine olan güveni zayıflatır!”

16 Temmuz 2000 tarihinde, cezaevinden yeni çıkan RTE, ABD’ye gider.

American Jewish Comitte (Amerikan Yahudi Komitesi)’nin davetlisi olarak orada bulunmaktadır. Ayrıca burada JINSA (Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) yetkilileri ile de görüşmeler yapar.

(Bu geziden kısa süre önce yine Amerika’ya gitmiş olan Erdoğan, uzun süredir orada yaşamakta olan Fethullah Gülen “hocaefendi”sini de ziyaret etmeyi ihmal etmez.)

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

2 Temmuz 2001 tarihinde ise “Bakkallı” adlı lobi şirketi vasıtasıyla Recep Tayyip Erdoğan’a New York’tan gönderilen memorandumda belirtilen “Türkiye’nin şehir devletlerine ayrılması planı”, Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne hemen hemen aynı ifadelerle geçirilmiştir.

(Bakkallı Lobi Şirketi, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçilerinden Abramoviç tarafından yönlendirilmektedir. Abramoviç ise CFR üyesidir. Lobi şirketinin sahibi olarak görülen Ayla Bakkallı ise uzun yıllar önce Türkiye’den Amerika’ya göç etmiştir. Ayla Bakkallı, 2002 yılında Güney Afrika’da düzenlenen ve Başkan Bush’un da katıldığı “Dünya Forumu”nu da yöneten kişidir.)

2 Temmuz 2001’de kendisine gönderilen memorandumun hemen ardından RTE, 4 Temmuz 2001’de özel davetle ABD’ye çağırılır.

Dünyayı yönetmeye soyunmuş elit, bu amacına ulaşmak için önünde engel olarak gördüğü milli devletleri parçalamak ister.

Bunun için şehirleşme adı altında eski Yunan tarzı şehir devletleri modelini gündeme getirir ve Tayyip Erdoğan’a da, “bu politikaya uyması halinde destek göreceği” söylenir.

Erdoğan da onları kırmaz ve “küreselleşmenin şehir devletleri planı”nı, parti programı haline getiriverir!..

AKP Programı ve Tüzüğü, memorandumda belirtilen küreselleşmenin olmazsa olmaz kuralları olarak anlatılan hükümler gereğince hazırlanmıştır.

İşte New York’tan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderilen sözkonusu memorandum:

“Mr. Erdoğan,

Sizin küreselleşme ile demokrasi ilişkilerini bağdaştırma yönündeki adımlarınız, Türkiye’ye kriz sırasında destek olan uluslararası güçler tarafından da kabul görecektir. Ankara, küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir. Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız!”

Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, uluslararası güç merkezleridir. Yani dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesinden de Genelkurmay anlaşılmalıdır!

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

Şimdi de Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne bir göz atalım:

Ak Parti’nin kuruluşuna temel dayanak olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yanında, “Başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi olmak üzere TBMM tarafından onaylanmış uluslararası belgeler” gösteriliyor (Ak Parti Tüzüğü, S.15)…

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye’de kurulan bir siyasi parti için yeterli bir dayanaktır.

Uluslararası belgelerin bir siyasi parti kuruluşuna dayanak olarak gösterilmesi ilk defa rastlanan bir durumdur!

Tüzükte, “Ak Parti, insanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, ifade etme, örgütlenme ve yaşama gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar. Farklı olmanın, ayrışma değil, pekiştirici kültürel zenginliğimiz olduğunu kabul eder” deniliyor (Ak Parti Tüzüğü, S.17).

Kurucular Kurulu kitabının 10’uncu sayfasında “Toplum içindeki farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesini ve çoğulculuğu takip edilmesi gereken sosyal ilkeler olarak görürüz” denilerek aynı bakışın altı çiziliyor.

Bu ifadelerden anlaşılan, milletin ortak değerlerini öne çıkarmaya dayalı uluslaşma süreci yerine, milletin farklı özelliklerini ortaya çıkarmaya dayalı küreselleşme adlı şehir devletleri sürecinin benimsenmesidir.

Parti programının 16’ncı sayfasında “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, toplumumuzun çimentosudur!”

Programın 15’inci sayfasında “Resmi dil ve eğitim dili Türkçe olmak şartıyla, Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini, partimiz ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir!”

Parti kurucularının tanıtıldığı Kurucular Kurulu kitabının 8’inci sayfasında “Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür” denilmektedir.

Merkeziyetçilikten vazgeçileceğinin öne çıkarılması, sözkonusu memorandumda “küreselleşme” diye dayatılan politikaların uygulanacağının bir başka göstergesidir!..

Yine Kurucular Kurulu kitabının 11’inci sayfasında da “Partimiz küreselleşmenin gerektirdiği yapısal dönüşümlerin kaçınılmazlığını ve en az maliyetle gerçekleştirilmesini savunur” denilmektedir.

Hemen arkasından 12’nci sayfada, “Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır” ifadeleri ise “eğitimde birlik” anlayışına son verme isteklerinin bir göstergesidir!

Programın 35’inci sayfasında, “Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağdır” denilmesi, Tayyip Erdoğan’a verilen memorandumdaki taleplerin birebir kabul edildiğini ortaya çıkarmaktadır!

———————

RAP… RAP… RAP…

————————–

Erdoğan’ın, kendisine verilen memorandumdaki dayatmaları aynen kabul ettiğinin bir göstergesi de, programın 35’inci sayfasındaki, “Partimiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak, anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dahil edilmesini sağlayacaktır. Yerel yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dahil ilgili tüm düzenlemeleri gerçekleştirecektir” ifadesidir.

Kısacası, Ak Parti programı, tüzüğü ve Kurucular Kurulu kitaplarından yaptığımız bu alıntılar göstermektedir ki; Erdoğan, kendisine gönderilen memorandumdaki “Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir” talebine itaatsizlik etmemiştir!

8 Ağustos 2001’de, İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short, parti kurma hazırlıklarını sürdüren eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret eder.

Ziyaretin ardından yaptığı açıklamada Short, şunları söylemektedir:

“Bildiğiniz gibi biz, çoğulcu demokrasiden yanayız. Bu parti (AKP) de, bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir partinin kurulması bizi mutlu eder!”

Memorandum, 2 Temmuz’da gönderiliyor, 4 Temmuz’da Erdoğan, ABD’ye çağırılıyor ve memorandumu kabul ediyor.

Türkiye’ye döndüğünde de İngilizlerle görüşüp parti tüzüğünün taslağını gösteriyor ve onların da desteğini alıyor.

Yani…

Türkiye’de kurulan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başına gelmeyi hedefleyen bir partinin neler yapacağını, Türk Milleti’nden önce ABD, Yahudiler, CIA ve İngilizler biliyor ve onların istekleri doğrultusunda şekillenen ve onaylanan partinin kuruluşu tamamlanıyor!

Ve tarih 3 Kasım 2002…

Tayyip’in AKP’si, genel seçimler sonucunda %34 oy alarak iktidara gelir…

Bir zamanlar “AT’ye girmemek için geliyoruz!” diyen Tayyip’in sağ kolu Abdullah Gül, Başbakan olur.

Gül, 22 Kasım 2002 tarihinde, Alman Die Welt Gazetesi’ne vediği demeçte şöyle demektedir:

“Türkiye’nin hedefi çok açıktır: AB üyesi olmak! Buna karşılık biz de AB’ye tam üye olarak kabul edilecek Türk Devleti’nin saydam, demokratik bir İslam Devleti olacağını taahhüt ediyoruz!”

3 Kasım seçimlerinin ardından tekrar özel bir davetle ABD’ye davet edilen Tayyip, henüz hiçbir resmi sıfatı olmamasına rağmen, Bush tarafından, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisi” olarak kabul edilir…

Kısa süre sonra da, milletvekili ve dolayısıyla da Başbakan olmasını engelleyen tüm hukuki engeller bir bir ortadan kaldırılarak Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlık koltuğuna oturtulur!

İşte hadise kısaca böyledir!

RTE’nin Kasımpaşa’dan “Başbakanlık”a dek uzanan öyküsü!

Yararlanılan Kaynaklar:

Ergün POYRAZ, Patlak Ampul, Toplumsal Dönüşüm Yayınları

Ali ÖZOĞLU, Şifre Çözüldü, Toplumsal Dönüşüm Yayınları

Sevgiler

15 Hazirazın 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?