HER HALDE İYİLİĞİ EMREDİN

Enes b. Malik (r.a.) anlatır.
“Biz Resulullah’a (s.a.v.) dedik ki:
“Ey Allah’ın Resulü! Bütünüyle kendimiz yapmadıkça bir iyiliği emretmeyelim; yine bütünüyle kendimiz terk etmedikçe bir kötülüğe engel olmayalım mı?”
Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Hayır, öyle yapmayın! Kendiniz tamamını işlemeseniz bile iyiliği emredin; tamamından kaçınmasanız bile siz kötülüğe engel olmaya çalışın!” (Hadis-i Şerif)
(SEMERKAND TAKVİMİ 15 Kasım 2009)
+
Dinin temeli iyilik kötülük üzerine kurulmuştur.
İnsan huzuru; iyiliği sahiplenip kötülükten kaçmakta bulmuştur…
 
İyi ve iyi olan kavramlar Rahman olarak anılır.
Kötü ve kötü olan kavramlar Şeytan kapsamına alınır.
 
İbadetler de insanı iyiliğe yöneltmek içindir.
Namazında niyazında olan bir kişinin Kötüye meyli çirkindir.
 
İnsanın, aleyhine de olsa iyi olanı yapması; onu, Tanrı’ya kavuşturur.
Bir iyilik, binlerce kötülüğü savuşturur.
 
Önemli olan, doğru olanı, güzel olanı, iyi olanı yapmaktır.
Tanrı’ya varmanın ilk basamağı; doğru, güzel, iyi olanı yapmanın tadına varmaktır.
 
Bu tadı tattın mı bir daha kopamazsın.
Yaptığın kötü olunca huzur ve güven bulamazsın.
 
Bunun sağlaması, testi, yapılabilir.
Kötü yolda olan nasıl huzur bulabilir?
 
Yaşamın amacı huzur ve güven içinde yaşamaktır.
Bunun da tek yolu iyi yolda, doğru yolda olmaktır.
 
Yol insanın önüne, iyilik ve kötülük, olarak konmuştur.
İyi ile kötü yola gitmek insanın seçimine kalmıştır…
 
Ancak şu unutulmamalıdır…
İnsanın iyi olabilmesi için koşulları da iyi olmalıdır.
Peygamberler, filozoflar koşullarını düzeltmeden
İnsana, “İyi ol!” demekle yanılmıştır.
 
Sütü kaynatmakla, “yoğurt ol!” demekle süt yoğurt olmaz…
İnsan; içinde bulunduğu ekonomik, sosyal koşullardan soyutlanamaz.
 
Din duygusunu basite indirgeyerek anlatıyorum.
Bilmem, iyi mi yapıyorum, kötü mü yapıyorum.
+
Eren Bilge, 15.2.2010

Önceki haber“Adalet”in “Çan”ı?!
Sonraki haberTürkiye Futbolu Üstüne bir Söyleşi
Hayri Balta Kimdir? 1932 yılında Gaziantep’te doğdu. 10 yaşında iken annesi öldü. Çocukluğunun kış günlerini Gaziantep’in Tabakhane semtinde; yaz günlerini de Gaziantep’e yakın İbrahimli köyündeki bağlarında geçirdi. Zorlu bir çocukluk ve gençlik döneminden sonra, 1974’te Ankara Hukuk Fakültesine girmeyi başardı ve hem çalışıp hem okuyarak 1979 yılında Hukuk Fakültesini bitirdi ve bir yıl da staj gördükten sonra 1980 yılında (48 yaşında) avukatlığa başladı. Avukatlık yaptığı sırada Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucularından oldu. İlk iki Yönetim Kurulunda Genel Sekreter yardımcısı olarak görevli iken 11 Mart 1991 tarihinde ağır bir kalp krizi geçirince kalbinin % 70’i çalışamaz bir duruma geldi. ADD’deki görevinden ayrıldı ve doktorların sözü üzerine avukatlığı bıraktı. O günden bu güne değin de evinde yazarlık yapmaktaydı.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?