Hollywood; Paris’ten kucak dolusu sevgiler! Nazlıcan Elestekin yazdı.

Hollywood; Paris’ten kucak dolusu sevgiler!

Değişiklikler güzel gelir derler..

Hayatta olmazsa olmaz, ne yaparsanız yapın engeleyemezsiniz. Bazen kendiniz yönetirsiniz bazen ise durumlar ve bir şekilde, bir şeyler sizi bir yere getirir.. Hayat sizi bir yere getirir. Bir bakmışsınız ki, bambaşka bir hayatlasınız.

Anlatılacaklar yazınca gerçekliğini yansıtamayabiliyor kimi zaman.Keşke bir imkan olsa, canlı bir bağlantıyla an ve an size aktarabilsem. Her bir anı ölümsüzleştirmek adına, fotoğraf kareleri cansız ve yetersiz bile gelebiliyor. Gelelim hikayenin oluşum sahnesine.

Spontane değişimin ve gelişimin en yakın örnegini yansıtıyorum sanırım suan sizlere..

Amerika’da devam eden reklamcılık eğitimim beni özlüyor olsa gerek ki , şuanda Fransa’nın Paris şehrinde oyunculuk eğitimi almakla meşgulum 🙂 Bana oyunculuğun ve medyanın doğduğu yer Hollywood’dan niçin çıkıp da Paris’de oyunculuk yapmaya karar verdin şeklinde gelen sorulara; “Değişti bir çok şey , hayat beni buraya getirdi ” şeklinde bir yanıttan başka hiçbir şey inanın ki aklıma gelmiyor.

Amerika serüvenim, ve orada devam etmek de olan eğitimime tabii ki tekrar geri döneceğim.. Ocak ayın’da başlayacak olan yarışmam “Queen of the Universe” için küçük bir de kamp dönemi havasında geçiyor günlerim.


California’nın o olmazsa olmaz güneşi ve içinizi ışıtan sıcaklığı yok ne yazık ki bulunduğum yağmurlu , bulutlu ve kanınızı donduracak şehri Paris’de yok.Fakat bir çok gözlerinizi ışıldatacak,ilham perilerinizi çoğaltacak,ve rüyaların gerçek olabileceğini bir kere daha inandırabilecek güçlükte bir hareket ve ritim var. Olağanüstü gelen şeyler, ve bu muydu dedirten şaşırtı gerçekler de var tabii ki..

Farklı tatların ve kültür kalabalığının ortasında tam merkezinde ,bir yüksek adımı atmak üzere o muhteşem Eiffel kulesinden bakıyorum assağıya. Yanda küçük bir bar var, şampanya servisi.. Işıl ışıl bir kule, yanından araç ile geçtiğinizde başınızı camdan istdiğiniz kadar yukarıya yükseltin en tepesini görmekte zorlanıyorsunuz.. Küçüklüğümde birkaç kere ziyaret etmiş de olsam , bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum.Yanımdaki arkadaşımla yaklaşık yarım saat civarında konuşmak istemediğimi de kabul ediyorum. Kulenin tepesine çıkana kadar şemsiye yardımı da olsa sırılsıklam olduğumdan, şehre tam anlamıyla “Sırılsıklam aşık” ölmüş bir durumda, Paris’le tanıştım o akşam.

Kendisini eskiden beri çok severdim , çikolatalarıyla, Audrey Hepburn filmleriyle ergenlik dönemim geçti desem tam da açıklamış olurum bu hissimi sizlere.. Fransızca biliyormuş güveninde geldiğim bu ülkede, malesef altyapı denecek seviyenin de altında. “Bonjour ve Merci” kelimeleri ile çıktım yola. Oyunculuk okulumdan arta kalan zamanlarda, koşuşturuyorum fransızca kursuma orada hızlandırılmış olsa da birde ben koşar adımlarla pekiştiriyorum dersleri… Bir kelime daha öğrensem, 5 kelime daha bilerek uyusam kardır diyerek coşkuyla atlıyorum her derse!

Bunun yanı sıra Los Angeles’da sürdürüyor olduğum modellik kariyerim için de çalışmalara başladım.. Paris’deki çoğu genç kız çok disiplinli ve kendinden oldukça emin. Gidecekleri rotayı çok küçük yaştan belirlemişler ve sahip oldukları disiplinde bunu takip edince geriye mükemmel olmamaları için hiçbir sonuç kalmıyor. Fransızların ingilizce konuşmama kurallarını biraz çiğnetmiş de olsam, ne yazık ki hepsi için geçerli olmuyor. Geçen gün isimle ilgili ajansı ziyaret ettiğimde, bekleme odasına geçene kadar etmediğim cambazlık kalmadı..

Cambazlık’tan kastım ,sanmayın ki kabul edilmek için sempati gösterisi..Bu malesef selamlaşma seromonisinden geçiyor. Hello’nun bile anlaşılmadığı bir şehirde ne yazıkki kendimi ifade etmem de zaman alıyor…İngilizce bilen tek bir insan gördüğüm anda tüm hayatımı anlatma arzusu ile yanıp tutuşuyorum nerdeyse:) Şanslıyım ki , ajansta ki menejer ingilizce biliyor çıktı ve fransız arkadaşa herşeyin yolunda olduğunu söyledi..O anki mutluluk gözlerimden okunuyordu.

Bu konuda yapmam gereken, Fransızlara inglizce öğretemeyeceğime göre, ben fransızca öğrensem hepimiz için de manevi bir rahatlık söz konusu olacak.. En basitinden bir markete girdiğimde Orange Juice dedikten sonra, portakal suyu uzatılmasını beklemeyeceğim.Ve kendimden emin bir sesle ” jus d’orange, s’il vous plaît” (Portakal Suyu,Lütfen ) diyeceğim.

Hepimiz şehir değişikliği ,iş değişikliği ve hayatımızın en ağır taşlarının yerlerini bir kere de olsa oynatıyoruzdur, taşlar yerinden oynuyordur..Bir şekilde canlı olan hiçbirşey aynı kalmayacaktır.. Bu zamanda “Değişmeyen,tek şey değişimin kendisidir: diye boşuna söylememiştir Arthur Schopenhauer..E biraz da cesaret tabii ki.. Önce cesaret gelir, ve diğer herşey onu izler..

Hayatımın bu kısmını da ; California’lı Parissien olarak devam ettirirken sizlere ileteceğim mesaj, değişimeye korkmadan coşkuyla atlayın..Bakalım sizi bekleyen hangi şehirler,hangi diller var.. Değişime kucak açıp , sevgiyle açan her çiçeğin kokusunu almak muhteşem bir his, Champs Ellysees bulvarında yürümek , taşlı kaldırımlarda yağmurlarda ıslanmak, o meşhur çikolatalı Paris krebinden yemek,Eiffel kulesinin romantizmine kapılmak,aşk şehri Paris’e bir uğramak isterseniz. Burada size rehberlik etmeye hazırım, bana California’nın ışıltısını ve sıcak iklimini getirmeniz şartıyla:)

Sevgiyle ve ışıltıyla kalın, Hepimizin ,kalbinde bir Paris vardır. Au Revoir !

Mademoiselle Nazlıcan .

Nazlıcan Elestekin / Paris

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?