Hrant Dink Olayı Ve Türk Destekçilerindeki Aşağılık Kompleksi

Baskonsolos_Kemal_ARIKAN-tercumanHrant Dink olayı tamamen cıvıtıldı. Türkiye’yi, Türk tarihini, kültürünü, ülkesini ve insanını adeta kum torbasına çevirmek için hem araç ve hem de ortam haline getirlidi.

Dink protestoları, Dink yürüyüşleri, Dink panelleri, Dink makaleleri, Dink kitapları, Dink filmleri, Dink ödülleri, Dink internet siteleri, Dink müzeleri, Dink…Dink…Dink…

Dink, yani bir Ermeni binlerce Türkten daha mı değerli?

***

Biraz açayım:

Ermeni teröristleri (ASALA, JCAG, ve diğerleri) 1973-1993 arası, dünyanın her yerinde, ve hatta Türkiye’de, binlerce terör eylemi yaptılar. Bu bombalı, kurşunlu saldırılarda yüzlerce Türk’ü katlettiler. Binlerce insan yaralandı. Binalar, evler, arabalr, okullar, havaalanları, bankalar, devlet binaları … onbinlerce bina hasar gördü. Yüzbinlerce insan değişen yoğunlukta travmalar yaşadı. Bugün Ermeni terörünün Türk kurbanlarından hangisinin ismini hatırlıyorsunuz?

Eğer bir tanesinin adını söyleyebilirseniz, ben bu yazıyı geri çekeceğim ve siz de okumanızı burada kesebilirsiniz.

Ermeni terörü kurbanlarından hangisi için yürüyüşler, paneller, basın toplantıları, internet siteleri, sürekli TV programları, belgeseller, filmler, yapıldı?

Hangisi için makaleler, kitaplar, ağıtlar, şiirler, şarkılar yazıldı? Ödüller, paralar, şerefler, burslar dağıtıldı? Avukatlar ordusu tutuldu? Müzeler, binalar inşa edildi?

Öyleyse soruyorum: Dink, yani bir Ermeni onlarca, yüzlerce, binlerce Türkten daha mı değerli?

Kandırılmış bir Türk gencinin yaptığı tek bir terör eylemi, Ermenilerin son yüzelli yıldır yaptığı binlerce terör eylemini siler mi? Unutturur mu?

Bırak 150 seneyi, bir Dink, bir Arıkan’ı unutturur mu?

Unutturdu.

Suç bizde, çünkü buna biz izin verdik…

***

Arıkan’ı özellikle seçtim. Eminim ki çoğu okurun Arıkan’ın kim olduğundan haberi yoktur. İşte sorun da zaten burada ya.

Bazılarının Türkiye’de Dink’e olan yaklaşımı bir insan hakları ya da demokrasi yaklaşımı değil; bilgisizliğe dayalı bir aşağılık kompleksinin tezahürü, dışavurumu. Bu yüzden de bu tip “Dink’çiler” e hem kızıyorum, hem de acıyorum…

Zavallılar, kendi ülkelerini, vatanlarını, insanlarını, kültürlerini, tarihlerini, geleneklerini, göreneklerini, ruhlarını, benliklerini, kimliklerini azar azar sattıklarını göremiyorlar… Öylesine, futbol takımı tutar gibi, kӧrü kӧrüne, bilgisizce ama arsızca bir itaat içindeler… Dink de Dink… İlle de Dink…

Hani bebeler vardır ya “çok, çok, çok, çok” boyuna emzik emerler… Boş ama mutlu gözlerle dünyaya bakarlar … İşte bu zavallılar da “dink, dink, dink, dink” diye sesler çıkararak Türkiye-düşmanı propagandaları emiyorlar…

***

Karşılaştırma oldukça öğretici:

Arıkan 1982 de Los Angeles’te bir genç tarafından vurulmuştu, adı Sasunyan. Dink’ı 2007 de İstanbul’da vuran da bir Türk genciydi, adı Ogün Samast.

Türk genci bazı söylemler ve vaatlerle o anlık kandırılmıştı ama şimdi pişmandı. Arıkan’ı vuran Ermeni gencinin ise beyni sistematik olarak uzun yıllar içinde Türk nefreti ile yıkanmıştı ve suçunu tekrarlamaya her an hazırdı…

Arıkan’da Dink te öldürüldüğünde 52 yaşındaydı.

İkisi de kurşunlara hedef olduğunda evliydi.

İkisinin de kızları vardı ve onlar da benzer yaşlardaydı.

Ama Dink için bütün Türkiye ayağa kalktı, teröre lanet okudu, yürüyüşler yaptı, “Hepimiz Ermeniyiz” diye bile saçmaladı…

Arıkan için Los Angeles’te tek Ermeni bile yürümedi. Bırak yürümeyi, yüzlercesi, binlercesi zil takip oynadı. Bir şeytan daha gitti diyenler bayram yaptılar. Ermeni kiliselerinde Ermeni teröristler için paralar toplandı. Bunlardan bihaber Türk magandalar ise 25 sene sonra İstanbul’da 2007 de bir pankart taşıyordu: “Hepimiz Ermeniyiz.” Soruyorum: aşağılık kompleksi bu değidir de nedir?

***

Dink’in katilini babası polise yakalattı. Yani kendi babası bile Türk katili desteklemedi. Sasunyan’ı ise bazı Ermeni aileler günlerce Los Angeles polisinden sakladı. Sonunda Amerikalı görgü şahitleri ortaya çıktı da Sasunyan yakalanabildi. Yoksa o da bugün hala yakalanmamış olurdu, tıpkı suç ortağı gibi (o şimdi Lübnan’daymış.)

Halbuki Samast hemen yakalandı, yargılandı, 22 yıla hapis cezasına mahkum oldu… Bu bile bazı Ermenilerin Türk-düşmanlığını, kinini, nefretini dizginleyemedi… Neymiş efendim, derin devletmiş! Fransa’nın serbest bıraktığı ASALA katili bugün Ermenistan’da kahraman muamelesi görüyor. Derine de lüzum yok, bunlar sığ devletler… ve vapaçık hareketler… Ama bu onları ilgilendirmiyor, çünkü ölenler Türk ve Müslüman… Yani “harcanabilir” türden… Dink lobisi ve onun bazı tanıdık-bildik Türk işbirlikçileri bastırıyorlar: derin devlet de derin devlet…

Dink’in öldürülmesini Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Bakanları, Valileri, Belediye Başkanları, toplum liderleri, kanaat önderleri, sanayiciler, işadamları, sanatçılar, sporcular, halk herkese kınadı… Bu Türkiye için çok büyük bir artıdır. Tarihi bir hoşgörü belgesidir…

Arıkan’ın ӧlümünğ ise, birkaç soğuk diplomatik açıklama dışında, kimse kayıtsız şartsız olarak kınayamadı. Ne Ermeni diasporası, ne Ermenistan politikacıları, ne Ermeni yazarları, sanatçıları, aydınları… Hiç kimse! Hepsinde de kayıtlar şartlar vardı. “Efendim, öldürme yanlıştı ama bu yerde kanlar içinde yatan Türk diplomat, kanlı tarihi nedeniyle ölümü bir şekilde haketmişti…Zaten bunlar derin devletçiydi… ” demeye getiren affettirici söylemler denediler.

Türkler ve Ermeni Diasporası aradaki bu “derin” davranış, hissiyat, ve ahlak farkını hala göremeyeniniz kaldı mı?

***

Amerikalı tarihçi Justin McCarthy’nin “Turks In America” diye yeni bir kitabı var. Tavsiye ederim. Mutlaka okuyun. Türkçesi de yakında çıkıyormuş galiba–çıkmıyorsa da çıkmalı diye düşünüyorum. Düşünün ki, 500 sayfalık bir kitap ama 200 sayfası kaynaklara, açıklayıcı notlara ayrılmış. Yani böylesine zengin ve ayrıntılı bir araştırma ürünü.

Kitap okuyacak vaktiniz yoksa, lütfen hiç olmazsa sadece ikinci bölümünü okuyun. Bostonlu Protestan Misyonerlerin Batıda yarattığı olumsuz Türk imajını anlayın, görün, hissedin…

Amerika’da son ikiyüz yılda Osmanlı ve Türkiye hakkında yazılanları, söylenenleri bir okursanız, kanınız damarınızda donar. Benimki dondu.

O kitapta 1819 yılında bir Boston Kilisesinde Potestan misyoner Pliny Fisk’in vaazını bir okuyun. Yazar McCarthy, o günlerden başlayıp bugüne kadar inatla gelen anti-Türk söylemlerin izini adeta usta bir izci sürmüş.

Hangi mektup, hangi hutbe, hangi kilise, hangi okul, hangi kitap, hangi gazete, ne zaman, nerede… Kim neler söylemiş, yazmış… Reaksiyonlar ne olmuş… Bugünlere nerelereden geçilerek, hangi evrimler yaşanarak gelinmiş… Bunları tek tek okuyun. Görün. Nalıncı keseri Dinkcilerin işte bu geleneği nasıl sürdürdüğünü anlayacaksınız… Onlar için Dink araç; Türkiye’ye saldırmak, Türk’ü karalama amaç…

Bu kitap kadar yazdıktan sonra size biraz tattırmazsam bir belki yeriniz şişer. O yüzden, izninzile, sadece ikinci bölümün çok kısa bir özetini sunayım. Bu kitabın, “Dink’çiler” in bugünkü davranışlarının ardındaki karanlık ve nefret dolu zihniyeti nasıl açığa vurduğunu göreceksiniz.

Amerika kurulduğu yıllarda (1776-1818) Hristiyanlık, daha doğru bir deyimle Protestanlık, öne çıkıyor. Gerçi anayasa ve yasalar var tabii ama yaşam genellikle dini değerler üzerinden düzenleniyor.

İnanışlardan biri ise Yahudilerin İsa peygamber’e ihanet edip kötü yola saptıkları, dünyadaki tüm kötülüklerinin kaynağının bu olduğu, ve eğer bu Yahudilerin tekrar Hristiyanlığa döndürülmesi sağlanabilirse İsa’nın yeryüzüne tekrar geri geleceği ve tüm sorunların biteceğidir. İnançları bu. Seversin, sevmezsin. İnanırsın, inanmazsın. İnançlar tartışılmaz ki.

Hatta bu yüzden Protestanlar ve Presbyteryanlar Kudüs’e büyük ilgi duyuyorlar. Derken misyonerler gönderiyorlar. İlk giden misyonerler raporlarında Protestan yapılması gerekenleri sıralıyorlar: önce Yahudiler, sonra Müslümanlar, sonra Ortodokslar (Rum), sonra diğer sapmış Hristiyanlar (Ermeni, Nasturi, Asuri, vs) ve sonra da Katolikler.

Bunlardan ilk üçünde hiçbir yol katedemeyince de Ermeniler üzerine yoğunlaşıyorlar ve anti-Türk, anti-Müslüman söylemlerle, Anadolu’ya yüzlerce okul ve hastane yapıp eğitim ve sağlık hizmetleri götürerek Ermeniler arasında hatırı sayılır bir Protestan kesim yaratıyortlar. İşte sorun bu çalışmalardaki anti-Türk, kin dolu ve bölücü söylemlerde. Tamamen hurafe ve nefrete dayalı bu söylemlerden bazıları aynen, bazılar hafifleyerek günümüze kadar gelmişler.

İşte ABD deki anti-Türk söylemlerin, makale ve kitapların, belgesel ve filmlerin, ve hatta politikaların ardında bu ikiyüz yıllık misyoner edebiyatı çıkabiliyor.

Bostonlu Protestan Misyonerlere göre Müslümanlık sahte bir dindir, gelenekleri sapıktır, tüm Müslümanlar Hristiyan olmadıkça dünyada huzur yoktur. Türkler de Müslümanların en birincil temsilcisidir. Tembeldir, sakındır,kafası çalşimaz, reform yapamaz, kendisini yenilemesi, geliştirmesi mümkün değildir, ama kızdığı zaman çok kötü şeyler yapan bir canavardır. (Misyonerlik merkezinin, soykırım iddialarını kabul ettiğini ilk defa 2003 yılında beyan eden Globe gazetesinin ve Ermeni Devrimci Örgütü merkezinin hepsinin de Boston’da bulunması bir tesadüf müdür?)

Ondokuzuncu yüzyılda koskoca Osmanlı imparatorluğu için sadece bir veya iki paragraf vardır lise tarih kitaplarında ve onlarda yukarıda yazdığım yalan ve hakaret dolu şeylerdir. Bu kitaplara göre Türk’te sanat ve bilim yoktur, varsa mutlaka Hristiyan kökenliler tarafından yapılmıştır. Türk’ün mimarisi, han, hamam, köprü, çeşme, yol, cami ve diğer eserleri, sanatı, şiiri, felsefesi, Mevlana’sı, Yunus’u, Nasreddin Hoca’sı, Dede Korkut’u, cinisi, halisi, minyatürü, müziği, hiç ama hiç yoktur.)

Binlerce yıllık Türk, Amerika’nın Tarih kitaplarında iki paragraftır ve ikisi de çok kötüdür. Haritada zor bulacağınız Karayıp adalarına bile sayfalarca yer veren bu tarih kitapları, üç kıtaya 623 hükmetmiş bir dünya imparatorluğu için sadece iki paragraf ayırmıştır… ve orada bile hakaret etmiştir.

Böylece, Pazar okullarında anti-Türk söylemler ile tanışan minnacık çocuklar, orta okulda ve lisede birkaç paragraf ta olsa bu nefret ve önyargı söylemini tekrar duymaktadır. Üniversiteye gelen genç Türk hakkında fazla birşey bilmez ama bildiği çok kötü şeylerdir.

Üniversitede ise anti-Türk söylem bilimsel bir havaya sokulur. 1453 İstanbul’un fethi ve onun etkilerinden söz edilirken Türklerin nasıl yakıp yıktığı belgelenmeye çalışılır. Bizans yaşamı, sanatı ve teknolojisi öne çıkarılır. Doğal olarak, bunu okuyan genç te Türkiye’ye karşı, en hafif deyimiyle, endişeli ve mesafeli olur. Seni sever, dost olursun, tanışırsın, Türk olduğunu öğrenince ilk lafı şu olur: “Hiç Türk’e benzemiyorsun?” Bunu kafasında pala bıyıklı, kılıcından kan damlayan bir katil imajı var. (Böylelerine genellikle esprili cevap veririm: Eğer devemi ne yaptığımı ima ediyorsan hemen söyleyeyim, onu binanın arkasına parkettim.)

85 milyonluk Almanya’dan 4-5 milyon turist çeken Türkiye’nin, 330 milyonluk ABD den yarım milyon turist bile çekememesinin ardında yatan etken sadece coğrafi uzaklık değildir; yukarıda anlattığımız bu tarihi, dini, ahlaki boyutlardaki uzaklıktır. Önyargıdır. Haydi nefret demeyeyim de antipatidir. Derin kızgınlık ve sevgisizliktir…

***

Bu önyargıların ışığında, ben Dinkciler’i değerlendiriyorum:

1) Dink ailesi ve yakınları – bunların acısı gerçektir ve tabii ki anlaşılabilir. Bunlar zaten grubun binde biri bile değildir.

2) Özürcü aydınlar – Yani Dink’ı Türkiye’yi sürekli karalamak için bir araç ve/veya bir platform olarak kullananlar. Bunlar genellikle 70 li yılların eli kanlı solcuları, bugünlerin ise liberal veya dinci yazarları. Kimse aldanmasın: bunların meselesi Türkiye’ye duydukları kindir ve saldırmak için her aracı kullanırlar: Dink, demokrasi, insan hakları, AB, inanç özgürlüğü… Ben bunlara karşı değilim ama bunları yaparken Türkiye’ye insafsızca hücum edilmesine karşıyım. Bunlar bence yüzde biri ikiyi geçmez… Azdır ama çok yaygara yaparlar.

3) Gizli Türk düşmanları ile bazı aşağılık kompleksliler : Bunlar Arıkan’ı bilmezler. Ermeni terörünün 70 den fazla Türk kurbanı için tek damla göz yaşı dökmüş değildirler, zaten hatırlamazlar. Tarihteki Ermeni isyanları, ihanetleri, terörü, bombalı kurşunlu saldırıları, apartheid için toprak istekleri, İslamofobyası ve Türkofobyası konusunda pek bilgisiz oldukları için de Ermeni soykırım iddialarına karşı “aman canım, ver-kurtul” yaklaşımına sığınırlar. Böylece demokrasi, insan hakları, ve AB cephesine taşındıklarını , yani aklandıklarını düşünürler. Zavallıdırlar ama büyük çoğunluk da bunlardadır. Merak ediyorum, acaba “Hepimiz Ermeniyiz” pankartlarını taşıyanlar bunlar olabilir mi? Sorunun yanıtını okura bırakıyorum.

***

Eğer terör kurbanları için adam gibi, İnsanca üzüleceksen, o zaman hepsi için üzül; “Bu Dink, bu değil” diye ayırma. Biraz da sen insan ol. Bu arada biraz oku ve öğren ki seni bu kadar kolayca manipüle edemesin “Özürcüler” ve “Dinkciler”. Bunlara karşı en iyi mücadele bilgi ile olur. Onların ezberi ancak bilgi ile bozulur.

Son söz: Onların Dink’ı varsa benim de Arıkan’im var… Ve Arıkan’ımın yanında 70 tane Alim, Velim, Mehmedim, Ahmedim var. Dinkciler ve Özürcüler hatırlamak istese de var… istemese de var!

Yeter artık gözümüzün içine baka baka yaptığınız bu kadar ırkçılık, ayrımcılık, ve hakaretler; hepsini ama hepsini sizlere gerisin geri iade ediyorum. Tepe tepe kullanın!

Ergün KIRLIKOVALI / TURKISHJOURNAL
Hem babası ve hem annesi Balkan Savaşlarından sağ çıkabilmişlerin oğlu

Not: İngilizce argümanlar için:

https://alaturkaonline.com/turkeys-compassionate-reaction-to-hrant-dinks-murder-shatters-myths-about-turks/

 

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?