Bazıları için dünyayı içinde bulunduğu krizden kurtarabilecek bir dahi bazıları için felsefenin Borat’ı… Slavoj Zizek, dünyaca ünlü filozof Hegel’le ilgili son kitabı “Less Than Nothing: Hegel and the Shadow of Dialectical Materialism” (Hiçbir Şeyden de Az: Hegel ve Diyalektik Materyalizmin Gölgesi) ile bir kez daha gündemde.

İngiliz Guardian gazetesi ünlü Slovenyalı düşünürle son kitabı hakkında bir röportaj yapmak için Zizek’i Ljubljana’daki evinde ziyaret etti.

İşte kitap dışında Zizek hakkında her şeyin konuşulduğu o röportajdan çarpıcı satır başları:

KAPI NUMARASINI BİLMİYOR
Zizek, Slovenya’nın başkenti Ljubljana’da bulunan evinin kapı numarasını bilmiyor. Röportaj öncesi görüntü almak için gelen fotoğrafçı “Hangi daire?” diye sorduğunda şöyle yanıt verdi: “Ana kapıdan gir sonra aşırı sağcılar gibi düşün. Soldan sağa, sonra en sonda yeniden sağa döneceksin.” Ancak fotoğrafçının “Ya kaybolursam” ısrarlarına daha fazla direnemedi ve kalkıp kapıyı açarak numarasını kontrol etti.

“BU TÜR SOLCULARDAN NEFRET EDİYORUM”
Evin penceresinden Ljubljana sokaklarını işaret ederek, “Orada bir çeşit karşı kültür oluşumu var. Onlar benden nefret ediyor, ben onlardan nefret ediyorum. Bu tür solculardan nefret ediyorum. Babaları çok zengin radikal olan solcular” dedi.

KIYAFETLERİ MUTFAK DOLAPLARINDA
Zizek’in oturma odası fazlasıyla toplu. Herhangi bir estetik akımın işareti olabilecek dekorasyon ürünlerini kesinlikle barındırmıyor. Duvarlarda Call of Duty: Black Ops oyunun bir posteri ile Joseph Stalin’in bir portresi dışında hiçbir şey yok. Zizek, kolasını Amerikalı bir fast-food restoran zincirinin hediyesi olan ünlü Amerikalı çizgi film karakterleriyle bezenmiş plastik bardaklarda içiyor; kıyafetlerini ise mutfak dolaplarında saklıyor.

KENDİ YAZDIĞI KİTAPLAR BİR ODAYI DOLDURUYOR
Guardian muhabirine evi gezdiren Zizek, kıyafetlerin neden mutfakta olduğunu da o arada açıkladı: “Deli gibi yaşıyorum. Çünkü gördüğün gibi başka bir yerde bunları koyacak alan yok.” Zira Zizek’in evindeki diğer bütün odalar tabandan tavana kitaplarla ve DVD’lerle kaplı. Kendi yazdığı ve Türkçe dahil birçok dile çevrilen 75 kitabının kopyaları ise tek başına bir odayı doldurmuş durumda.

SAPIKLAR İÇİN SİNEMA REHBERİ
Zizek, 1949 yılında doğdu, Yugoslavya’da Tito döneminde kültürel çalışmalar alanında ürünler vermeye başladı. Ancak muhalif kişiliği nedeniyle akademide uzun süre gölgede kaldı. Batı’nın dikkatini 1989’da İngilizce yazdığı ilk kitabı “İdeolojinin Yüce Nesnesi”yle çekti. Alman filozof Hegel’in yazılarını, Fransız psikanalist Jacques Lacan’ın perspektifinden yeniden değerlendiren Zizek, o günden bu yana “Sapıklar İçin Sinema Rehberi” gibi kitap ve film çalışmalarıyla gündemden hiç inmedi.

GÖRDÜĞÜMÜZ HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİL
Zizek’in yazdıkları, kendisini eleştirenler tarafından bile “insanı düşünmeye itiyor” şeklinde nitelendiriliyor. Zizek özünde şunu diyor: Gördüğümüz hiçbir şey aslında göründüğü gibi değil, her şey bir çatışmayı bünyesinde barındırıyor. Radikal ya da ahlaki olduğunu düşündüğümüz birçok şey aslında hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Örnek mi? “Organik bir elma satın aldığınızda bunu ideolojik sebeplerle yapıyorsunuz, bu size kendinizi iyi hissettiriyor: ‘Doğa Ana için bir şey yapıyorum’ vs. Ama aslında konuyla ne derece ilgiliyiz? Bu sahte bir ilgi. Bu tür şeyleri gerçekten bir şey yapmaktan kaçınmak için yapıyoruz. Bunlar size kendinizi iyi hissettiriyor. Çöplerinizi geri dönüşüme atıyorsunuz, Somali’deki bir yetime 3-5 lira para gönderiyorsunuz ve görevinizi yapmış oluyorsunuz.” Dahası Zizek’e göre, Batılı entelektüellerin kimlik politikalarına kafayı takmış olması, sınıf mücadelesine engel oluyor.

“HİTLER’İN SORUNU YETERİNCE ŞİDDET UYGULAMAMIŞ OLMASI”
Zizek’i eleştirenler kendisini felsefenin “skandal etkisi yaratmak için kabul edilemez laflar eden” Borat’ı olarak nitelendiriyor. “Hitler’in sorunu yeterince şiddet uygulamamış olmasıydı” ya da “Ben bir insan değilim. Ben bir canavarım” gibi sözleri bazılarında sersem bir polemikçi bazılarında ise neo-Marksist totaliter düzeni getirmek isteyen bir ajitasyoncu izlenimi yaratıyor.

“BENİ KENDİ HALİME BIRAKSALAR KİSEYLE KONUŞMAM”
Popülerliği Zizek için eğlenceli bir paradoks:

“Beni kendi halime bıraksalar kimseyle konuşmam. Dikkatli tavrım insanları sevmeyişimi örtmek için kullandığım bir kamuflaj. Özellikle beni konuşmaya davet ettikleri zamanlar bir cehennem. Çünkü konuşmadan sonra kısa bir resepsiyon düzenleniyor. Orada yanıma birileri gelip, ‘Profesör Zizek, biliyorum yorgunsunuz ama…’ diyor. Madem yorgun olduğumu biliyorsun, neden benimle konuşuyorsun? Günden güne daha Stalinist oluyorum. Liberallerin totaliterlere eleştirisi insanlığı sevdikleri ama insanları sevmedikleridir. Bu benim için mükemmel bir tanım. İnsanlık? Evet, iyidir – güzel konuşmalar, güzel sanat eserleri çıkar arada. İnsanlar? Yüzde 99’u sıkıcı salaklar.”

“EN ÇOK ÖĞRENCİLERDEN NEFRET EDİYORUM”
Özellikle de öğrencilere katlanamıyor Zizek. Hatta o yüzden Avrupa ve Amerikan üniversitelerindeki öğretim görevlisi pozisyonlarını terk etti:

“Bir keresinde bir çocuk yanıma geldi, dedi ki: ‘Profesör, dün anlattıklarınız bir hayli ilgimi çekti. Benim ödev konum hala belli değil. Acaba bana biraz daha fikir verir misiniz? Belki bir konu bulurum.’ Yok artık, ben neyim orada yahu? Özellikle de kişisel sorunlarıyla geliyorlar. Korkunç görünsem bile yine de bana güveniyorlar. Amerikan toplumundaki bu açıklıktan nefret ediyorum.”. (Hürriyet)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?