JuvenTUŞ Olduk …

Ercument Yilmaz - JuvenTUS olduk

Deplasmandaki Juventus maçından sonra “Benim Hala Umudum Var” demiştim ama Avni Aker’deki rövanşta sahada bu kadar çok Malouda olacağını da bilmiyordum doğrusu.

2013-2014 sezonunda Avni Aker’in tıklım tıklım dolduğu nadir maçlardan birisine tanıklık ettik. İlk maçta ortaya koyulan mücadeleci futbolun verdiği ümidin yanı sıra rakip Juventus’u, kaleci Buffon’u, Pirlo’yu, Tevez’i ve diğer üst düzey futbolcuları dünya gözü ile izlemek isteğimizin de bu kalabalıkta önemli bir payı vardı doğrusu.

2-0 kaybedilen ilk maç sonrası taraftarlar olarak beklentimiz, yürekli bir mücadele sergileyip turu atlayamasak bile alnımız dik sahadan ayrılmaktı. Bunun için ilk maçta sahada görev yapan oyuncuların yeniden oynatılması da yeterli olurdu en azından.

Ancak, daha maç başlamadan sahaya çıkan kadroya baktığımızda hayal ettiğimiz gibi bir mücadelenin mümkün olmayacağı açık seçik ortaya çıkmıştı bile. Takımın gol ihtiyacını karşılamak üzere forvete Janko’yu, sol açık mevkiine de Malouda’yı yerleştiren Hami Mandıralı güçlü rakibi karşısında 9 kişi ile mücadele etmeyi göze almıştı aslında.

Maç başladıktan sonra da acı gerçek gün yüzü gibi ortadaydı. Kadro tercihi yanlıştı. Kendi görüşüme göre forvette Emre Güral, sol açıkta Olcan Adın, sağ açıkta Adrian ve forvet arkası ya da ikinci forvet olarak Henrique ile başlamak en doğrusuydu. Ön liberoda Özer yerine Colman veya Bourceanu tercihi orta saha mücadelesinde daha diri kalmak ve kapılacak toplarla hızlı ataklar başlatmak adına daha faydalı olacaktı.

Rakip maç başlangıcından itibaren kalemizi abluka altına aldı. Özellikle Kadir’in olduğu sol taraftan yüklenerek defans dengemizi sıklıkla bozdular. Sahada ilk dakikalardan itibaren yürüyen Malouda’nın defansa yardım etmeyişi, son maçlarda yaptığı hatalardan dolayı kendisine güveni kaybolan Kadir Keleş’in kademe hataları sonucunda rakip kalemizi ilk dakikalardan itibaren defalarca yokladı. Onur yüzde yüz gollük pozisyonları defalarca kurtarsa da 18. dakikadaki gole engel olamadı.

Yenilen gol sonrasında artık tur 4-1 lik Trabzonspor galibiyetine bağlıydı ki, bu neredeyse bir mucizeydi. Maçtan umudunu kesen bizler en azından “rakibe bir gol atabilir miyiz?” düşüncesiyle maçı izlemeye devam ettiysek de, sahada yürüyen Malouda ve Janko’nun umursamaz tavırları ve onlara ayak uyduran diğer oyuncuların kimi zaman beceriksizliği, kimi zaman da çaresizlikleri sonucunda oynanan oyundan tamamen soğuduk.

33. dakikada kalemizde gördüğümüz ikinci golden sonrasın da yelkenlerimiz hepten suya inmiş oldu.

İlk yarıda sakatlanan Kadir’in yerine Zeki’nin oyuna girmesi sebebiyle 1 oyuncu değişiklik hakkımızı da kullanmışken ve ikinci yarıda değiştirilecek tonla oyuncu varken Bosingwa-Caner Osmanpaşa değişikliği bizleri fazlası ile şaşırttı doğrusu.

Rakibimizin mücadele boyunca kendisini zorlamadan oynaması, Onur’un yine üst üste yaptığı kurtarışlar sonucunda maçı 2-0 lık bir skorla hezimete uğramadan tamamlamış olduk.

Bir tarafta Onur üst üste kurtarışlar yaparken, diğer tarafta da kendisine top gelmediği için bir türlü ısınamayan, kendi yarı sahasında uzun süreler yalnız başına bekleyen, dünyanın en iyi kalecisi unvanını uzun yıllar boyunca elinde bulundurmuş olan kaleci Buffon belki de hayatının en sıkıcı maçlarından birisini çıkartmaktaydı.

Maça başlarken Hami Hoca’nın oyuncu tercihleri herkes tarafından eleştirildi. Oynadığı zamanlarda hiçbir varlık göstermeyen, daha geçen maçta boş kaleye golü kaçıran, uzun boyuna rağmen sıçramaktan, fiziğine rağmen mücadeleden kaçınan Janko’nun hem de tek forvet olarak maça başlaması olabilecek en kötü tercihler sıralamasında en tepede yar alırdı doğrusu.

Haftalardır sakat olan Malouda’nın antrenman eksiğine rağmen ilk 11 de başlaması hangi mantıkla açıklanabilir doğrusu anlamış değilim. Geçenlerde bir köşe yazarı Malouda’nın sakat olduğu dönemde kadro tercihinde bulunabilmesinin Hami Hoca için bir şans olduğunu yazarak, kendisi için asıl sınavın Malouda döndükten sonraki kadro tercihleri ve bu tercihler sonrasında alacağı sonuçlar olacağını ifade etmişti. Gerçekten de öyle oldu. Çevremdeki çoğu insan Malouda’nın sözleşmesinde yazan bir maddeden dolayı mutlaka oynatılmak zorunda olduğu iddiasında bulundular maç esnasında. Acaba bu iddia ne kadar doğrudur? Bu sorunun cevabını sözleşmeyi göremediğim için hukuksal olarak veremesem de, taraftarın aklına böyle bir iddianın gelmiş olmasını da oldukça vahim buluyorum açıkçası.

Ortada bir gerçek var ki, bir takımda oyuncular ne teknik direktörün, ne de yönetimin önüne geçecek kadar güçlü olmamalıdırlar. Bu gibi durumlarda o takım o oyuncunun etrafına dizilen ısmarlama kadrolardan asla ve asla kurtulamaz.

Son yazımda ligimizin marka değerinden bahsederken asıl meselenin etkili bir idare olduğundan da bahsetmiş ve balık baştan kokar demiştim.

Trabzonspor’da asıl mesele mevcut yönetimin hem kendi içinde, hem delege nezdinde, hem de taraftarın gözünde inandırıcılığını ve değerini kaybetmiş olmasıdır. Balık baştan kokmakta ve sorunlar gün geçtikçe daha da derinleşmektedir.

Yazımı maçın sonlarına doğru tribünler tarafından başkana hitaben söylenen şu beste ile sonlandırıyorum.

Daha forvet alamadın
Kupayı mı alacaksın
Mitinglerde ne arasın
Sana inanan ölsün ölsün…

Ercüment Yılmaz / Trabzon
[email protected]

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?