Kale’nin Arkası

Kalenin Arkasi

Her fırtınanın ardından bir güneş doğar derler ya hani, fırtınalı geçen bir haftanın ardından Sivasspor deplasmanında oynadığı oyun ve aldığı 4-0 lık galibiyet sonucunda Trabzonspor için de bir umut ışığı belirir gibi oldu.

Söze böyle başladıysam da yeniden bir fırtınanın çıkmayacağının garantisi olmadığını da söyleyebilirim. Trabzonspor’un mevcut durumu açık denizde, yelkensiz, küreksiz kendi halinde gezinen, gelgitler ile bir o yana bir bu yana savrulan bir sandaldan çok da farklı değil aslında.

Yarıda kalan Fenerbahçe maçı ve sonrasında yaşananlar, akabinde alınan 6 maçlık ceza ve bu duruma ek olarak sakat oyuncuların varlığıyla moralsiz bir şekilde Sivasspor deplasmanına giden takımdan fazla bir beklenti yoktu bugün aslında. Öyle söylemiş olsak da “dibe vurduktan sonra yükselişe geçmek” diye bir olgunun varlığını hatırlayıp, “Trabzon bu maçı alabilir mi acaba?” demeden de edemedik aslında. Öyle bir takım, öyle bir lig seyrediyoruz ki 25 haftadır gördüklerimizden doğrusal bir denklem kurmamız kesinlikle mümkün değil.

Maçın başlangıcında Olcan‘ın serbest vuruşunda topu sektiren Korcan‘ın hatasından faydalanan Mustafa Yumlu‘nun golüyle Trabzonspor oyuna 1-0 önde başladı. Beklenilenin aksine gol o kadar erken gelmişti ki aklıma Yavuz Şeçkin‘in “Yavuz’un Minibüsü” programındaki maç anlatımlarında yaşanan absürtlükler geliverdi birden. Yavuz Seçkin‘in sosyal medyadan rahatlıkla bulup dinleyebileceğiniz “Türkiye-Togo” maçı anlatımı esnasında kullandığı “Defansımızın hatta tüm sahanın boş kaldığı bir anda taa soyunma odasından öyle bir freekick geldi ki çıkaramadık. Daha maçın başlamasına dakikalar var ve 1-0 gerideyiz” şeklindeki repliği, Sivasspor tribünlerinin hissiyatına tam da uyuyordu aslında. Öyle ya, Avrupa kupalarına gitmek için üst sıralara tırmanma mücadelesi verirken bu alandaki rakibinize karşı evinizde oyuna 1-0 geriden başlıyordunuz henüz maçın başlangıcında.

Korcan‘ın topu sektirmesi sonucunda Sivasspor‘un yediği gol için “Bak gördünüz mü, size karşı da hata yaptı ve topu elinden kaçırdı, 2011’de Fener’e karşı da elinden kaçırdı diye demediğinizi bırakmadınız.” diyen Fenerli dostların seslerini duyar gibi oldum bir anda. 🙂

Trabzonspor maça o kadar hızlı başlamıştı ki, Olcan’ın Henrique ile duvar paslaşması sonucu kaleci ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda topu yerden düzgün bir vuruşla ağlara göndermesi ile maçta daha 20 dakika bile dolmadan skor 2-0 olmuştu bile.

Skor’un 2-0 olduğu dakikalarda Burhan‘ın Yusuf‘un temasıyla yerde kaldığı pozisyonda hakem Cüneyt Çakır devam kararı vermiş olsa da bana göre pozisyon penaltıydı.

Derken, maçın 30 cu dakikası yeni dolmuştu ki bir köşe vuruşu sonrasında Yusuf Erdoğan‘ın sol çaprazda yerden verdiği ara pasta Henrique‘nin topa dokunuşu ile skor 3-0 a gelmişti bile.

Skor 3-0 olmuştu olmasında da Trabzonspor duracak gibi değildi. Morali bozulan ve defansta açıklar veren Sivasspor‘a karşı saldırmaya devam eden konuk takım Özer’in ayağından çıkan şutun kale direğine çarpıp dışarıya çıkması sebebiyle 4 cü golden olarak soyunma odasının yolunu tutuyordu ilk yarının sonucunda.

İlk yarıda peş peşe yenilen gollerin şokunu üzerinden atmaya çalışan Sivasspor bilinçsiz ataklarla Trabzonspor‘a saldırdıysa da bu atakların sonucunda başarılı olamadı. Trabzon defansının hata yaptığı anlarda da Onur’u geçemeyen Sivasspor ilk yarının sonunda soyunma odasına eli boş dönmüş oldu.

İkinci yarıda da senaryo değişmedi. Farkı azaltmak için saldıran Sivasspor’a karşı orta sahada yapılan presle alan daraltan Trabzonspor, taktiksel anlamda başarılı olmuştu bir kere. Sivasspor‘un yakaladığı şanslarda defansın müdahaleleri ve Onur‘un kalesini gole kapatması farkın azalmasının önünde engel oldu.

56 cı dakikadaki hızlı atakta Henrique‘nin ara pasını yakalayıp kaleci ile karşı karşıya kalan Özer Hurmacı‘nın kaleciyi de çalımlayarak attığı gol sonrasında tabelada 4-0 yazıyordu artık.

Sonraki dakikalarda Trabzonspor 5 ci golü bulmak için, Sivasspor da farkı azaltmak için pozisyonlara girdiyseler de başarılı olamadılar ve maç 4-0 lık Trabzonspor üstünlüğü ile sona erdi.

Kötü geçen bir haftanın sonunda 4-0 lık bu galibiyetin sonucunda, 7 beraberlik 7 mağlubiyete sahip ve muhtemelen rakibi lehine tescillenecek müsabaka sonrasında mağlubiyet sayısı 8’e çıkacak olan Trabzonspor kendisini 37 puanla 4 cülük koltuğunda buluverdi bir anda.

Trabzonspor teknik sorumlusu Hami Mandıralı bu müsabakada orta alanı Bourceanu ve Zokora ikilisiyle pres altında tutup yine orta alanda Özer, kanatlarda Olcan ve Yusuf, ileri uçta da Henrique ile hızlı hücumlarla gol bulmak üzerine kurduğu oyun planında başarılı oldu ve hem takımını hem de camiayı az da olsa rahatlattı.

Özer Hurmacı maç boyunca gösterdiği mücadele, direnç ve hırsı ile takımın en önemli kazanımı olduğunu göstermiş oldu. Özer attığı gol sonrasında kale arkasında yer alan Trabzonspor taraftarlarının olduğu tribüne tırmanarak hırsını tüm Trabzonspor camiasına belli etiyse de, sarı kartla cezalandırılmaktan da kurtulamadı. Maçta etkili olan ancak yüzü bir türlü gülmeyen Olcan‘ı 80 inci dakikada oyundan alan Hami hoca futbolcusunun tüm maçlarda 90 dakika oyunda kalma rekorunu da sonlandırmış oldu. Ve bence maçın en önemli kazanımı Adrian, Colman ve özellikle Malouda gibi oyuncuların yokluğunda, çoğunlukla yerli oyuncuların göstermiş oldukları performansın ön plana çıktığı bir oyunla maçın kazanılmış olması oldu.

Aslına bakarsanız geçen haftaki Fenerbahçe mücadelesinde de benzer bir taktik izlenmişti. O maçta orta sahada Colman’ın top kayıpları ve yakalanan pozisyonlarda ileri uç elemanlarının beceriksizlikleri yüzünden ilk yarıda istediğini alamamıştı Hami Mandıralı. 45+10 uncu dakikada, tam da serbest vuruş kullanılırken kale arkası tribünlerinin müdahaleleri sonucu maç tatil edilmeseydi ve sonuna kadar oynansaydı “acaba sonuç ne olurdu?” sorusunun cevabını da asla bilemeyecek ne yazık ki Hami Mandıralı. Bu sorunun cevabını belki de bir tek umursayan Hami Mandıralı idi aslında. Ne Trabzonspor başkanı, ne rakip takım, ne TFF, ne medya, ne de bir kısım taraftarlar maçın sonucunun derdinde idi. Herkesin derdi 2011 de yaşananların sonrasında gösterilen tepkinin boyutu, bu tepkinin kamuoyundaki yankısının ne olacağı ve bu tepkinin karşılığında alınacak ceza idi aslında.

Ceza demişken her iki kale arkasındaki taraftarların eylemleri sonucunda Trabzonspor 6 maçlık bir ceza aldı ve bu sezonki maçların tümünde ve önümüzdeki sezonun ilk iki maçında cezalı duruma düştü. Hatta “cezayı 6+1 verseydiniz de plaka yazmış olsaydık” diye espri yapanlar bile oldu aramızda bu durumun sonrasında.

Evet, bana göre bu ceza başka maçlarda yaşananlara göre fazlaydı. Beklenilen ceza 3-4 maç civarında iken önümüzdeki sezonu da etkileyecek 6 maçlık ceza oldukça fazlaydı. Diğer maçlara göre karılaştırdığımız zaman ya Trabzon’a verilen ceza normaldi ve o zamanki eylemlerin sonucunda diğer takımlara verilen ceza azdı, ya da diğer takımlara verilen ceza normaldi fakat Trabzon‘a verilen ceza fazlaydı. İki resmi karşılaştırdığımız zaman ortada açık ve net bir adaletsizlik söz konusuydu.

Olayın Trabzonspor boyutuna gelirsek. Sezon başlangıcından beri her iki kale arkası tribünlerinde yer alan taraftar grupları stadın amigoluğunu yapıyorlarmış gibi gözüküyorlardı. Gözüküyorlardı diyorum, çünkü birbirleri ile senkronize olamayan, tezahüratları sadece belli sloganlarda sıkışıp kalan, Meksika dalgasından vazgeçmeyen, yanlış zamanda bağıran, yanlış zamanda susan düzensiz bir taraftar topluluğu hüviyetinde idi her iki kale arkası tribününde yer alan taraftar grupları. (Taraftar grupları ile oraya düzenli bir şekilde gelerek sadece takımını destekleyenleri birbirinden ayırıyorum bu arada.)

Fenerbahçe maçında eylemleri gerçekleştiren ve maçın yarıda kalmasına sebep olanlar da aynı taraftar gruplarıydı ve Trabzonspor başkanı bundan böyle taraftar gruplarının statta yer almayacaklarını ifade ederek bir gerçeği de itiraf etmekteydi aslında.

Çoğunlukla kulübün verdiği bedava kombinelerle statta yer alan taraftar grupları başkana göre olayların baş sorumlusuydular. Peki, ben de şimdi başkanımıza soruyorum.

Bedava biletle stada gelen, senkronize olamayıp amigoluk görevini yerine getiremeyen, kendilerine verilen kombineleri başkalarına sattıkları iddia edilen ve maçta olay çıkartarak Trabzonspor’a zarar veren gruplara bu zamana kadar neden göz yumdunuz?

Kendi adıma konuşuyorum, sezon başında kombine alan, her maçta takımını tezahüratlarla desteklemeye çalışan ve o grupların çıkardıkları olaylar sonucu maçları izlemekten ve takıma destek olmaktan mahrum kalan bizlere bir özür borcunuz yok mu?

Ve bir diğer sözüm de Trabzonsporlu futbolculara. Hasbelkader kazanılan her maçın sonunda sadece iki kale arkasına giderek onları alkışlayan başta Onur olmak üzere bütün futbolcular da bu hatanın ortağıdırlar aslında. Futbolcularımıza düşen, stada gelen bütün seyircilere karşı aynı eşitlikte muamele ederek aynı selamlamayı yapmaktı aslında. Kendileri bilerek ya da bilmeyerek stadı sadece iki kale arkası tribününden ibaret görerek biletleri ile stada gelip maddi, onlar kadar olmasa da tezahüratlarıyla da manevi olarak kendilerini ve takımlarını destekleyen diğer taraftarlara şu ana kadar haksızlık etmiş oldular aslında.

Bu sezon taraftarlar adına sona erdiğine göre umarım önümüzdeki sezonda hem yönetimler (yönetim tarafı oldukça muallak), hem de oyuncular bu hatalarından vazgeçerler ve stada gelen seyircileri bir bütün olarak görürler.

Ercüment Yılmaz / Trabzon

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?