KAN AĞLAYAN KERKÜK VE TÜRK DÜNYASI (4)

Dünya olaylarının bugünkü durumunda Türkiye’nin ırkçı ve Turancı olması lâzım geldiğini iddia edenler, hangi millete faydalı, kimlerin maksadına yararlıdırlar? Türk milletine yalnız belâ ve felâket getirecek olan fikirleri yürütmek isteyenlerin Türk milletine hiçbir hizmetleri olmayacağı muhakkaktır. Bu hareketlerden yalnız yabancılar yararlanabilirler. Fesatçılar yabancılara bilerek mi hizmet ediyorlar ? Yabancılar fesatçıları idare edecek kadar yakından münasebette’ midirler? (Cumhuriyet, 02.Mayıs.1944) Zihniyetini korumakta ve her şeye rağmen sürdürmektedir.

Buna rağmen dönem iktidarı tam bir vazife şuuru içinde çalışmalarını  sürdürür.

“TMT’yi kurma emri alan kadro, hükümet ile sürekli istişare halinde, “BOZKURT” kod adını taşıyan Albay Rıza Vuruşkan’ı TMT’nin teşkilâtlanmasına yönelik olarak her türlü yetki ve imkan ile adaya göndermenin yollarını ararken; Malum ve müseccel diğer kadro, bütün akıl, ilim ve enerjisini demokrasi, seçim ve milli irade ile iş başına gelmiş meşru (DP) hükümetini nasıl devireceğine teksif etmiş durumdadır.

TMT’yi kurma emri alan kadro, hükümet ile sürekli istişare halinde, siyasi, askeri ve diplomatik risklerle dolu KIP projesini hayata geçirebilmek için sabahlara kadar çalışırken, diğer kadro, CHP’nin ileri gelenleri ile sürekli istişare halinde, milli irade ile iş başına gelmiş hükümeti devirmek için yapacakları ihtilalin gününü ve saatini tespit etmekle meşguldürler.

TMT’yi kurma emrini alan (askeri ve sivil) kadro, hükümet ile sürekli istişare halinde ve İngiliz istihbaratını dahi hayretten hayrete düşürüp şaşırtacak bir maharet, vatanseverlik ve gizlilikle TMT’yi Kıbrıs’ta filizlendirmeye çalışırken, ihtilal kadrosunun sivil uzantıları, (TMT’yi kast ederek) hükümetin halkı doğramak amacıyla gizli örgüt kurduğunu yaymakta ve buna halkı inandırmaya çalışmaktadırlar.

Bu yalan ve iftiralarına halkı inandırmaya inandıramazlar ama; Sürekli CHP’nin ileri gelenleri ile işbirliği yapıp istişare ederek kurguladıkları  ihtilali (27 Mayıs 1960’da) yaparak milli irade ile iş başına gelmiş meşru ve yasal bir hükümeti devirmeyi becerirler.

Bununla da kalmazlar. KIP (TMT) gibi çok gizli bir projenin altında imzası  olan üç hükümet görevlisini idama, ayni projenin altında imzası  bulunan Genel Kurmay Başkanını hapse gönderirken, bu projeyi hayata geçirmeye çalışan subayları emekliye sevk ederler ve başta “BOZKURT” kod adını taşıyan Albay Rıza Vuruşkan olmak üzere Kıbrıs’ta görevli kadroları geri çekmek suretiyle 1963 olaylarına TMT’nin hazırlıksız yakalanmasını sağlarlar.

Dahası, bununla da kalmazlar. Sonradan yazdıkları hatıralarında, Demokrasi Şehidi Başvekil Adnan Menderes ve Fatin Rüstü Zorlu’ya ait bu projeyi de utanmadan sahiplenmeye kalkışırlar. Bunların sivil uzantıları olanla yetinmez, yayınladıkları dergilerde, “Kontrgerilla’ nın Kıbrıs Üssü” başlığı altında Kıbrıs TMT’sini örgütleyen subayları tek tek afişe etmek suretiyle, onları Yunan istihbaratına deşifre edip, alçakça işaretle hedef gösterirler. Bu iki gruptan hangisinin Türk Subayının misyonunu temsil ettiğini tartışmaya dahi gerek yoktur.” (*) Şenol Özbek, Emekli Yarbay-1.05.2007)

Bu bir derstir. Atatürkçü-Kemalist, Milliyetçi, Vatansever Türk siyasetçisi için ibrettir. Demokrasi Şehidi Merhum Başvekil Menderes, Polatkan ve Londra’da Fatin Rüştü Zorlu’nun bir İngiliz diplomata söylediği gibi  “kefeni çantada taşımaktır”. İşte, Türk siyasetçisi budur.

Türk dış politikasının esası mutlak mütekabiliyet, insan hakları, adalet ahlâkı, hukuk ve su-i niyet, haksız gasp, irtikap, işgale kalkışma, insanlık alemi ve özellikle “dünyanın her neresinde yaşarsa yaşasın” Türk ırkını izmihlâle uğratmayı amaçlayan kötü niyetli girişimlere karşı “mukabele-i bil-misil” dir. Yani, misliyle “misilleme” yapmak.

Kıbrıs’ta TMT’yi kurma basiret ve bekasını gösteren vatansever siyasetçilerin yaptığı budur. Onlar, tam bir cesaret ve kararlılıkla hareket ederek, İngilizlere terk den sonra Türkiye ile hiçbir hukuki bağı kalmayan Kıbrıs’ı Lozan Antlaşmasının 17. maddesini ilga ederek  milli davaya dönüştürmüş kahraman bir kadrodur.

Şimdi de, başta Kerkük, Kıbrıs, Batı Trakya, Türk dünyasının acil sorunları ve sözde soykırım yalan ve iftiralarını çözüme kavuşturmak için böyle bir kadroya ihtiyaç vardır. 

YURTTA SULH, CİHANDA SULH 

Günümüz politikACILARI, büyük önder Mâreşal Mustafa Kemâl Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” biçimindeki vasiyet, emanet ve gösterdiği “dış politika hedefini” yanlış algılayıp; AB süreci ve ABD ilişkilerinde olduğu gibi taviz ve ivaz verme keyfiyeti gibi gaflet ve dalâlet içine düşmemeli ve günü kurtaracak tarz pasif bir politika izleme, yürütme yoluna gitmemelidirler. Zira, Türk milletini Anadolu’dan atma, ya da tarih ile bağlarını kopartma girişimleri yoğunlaşmış, sözde Ermeni soykırımı yalanından sonra Yunan soykırımı gündeme taşınmaya başlanmış, şimdi de fırsattan istifade tarihte Türkler tarafından Bulgar soykırımı yapıldığı iddiası ile Bulgaristan devreye girmeye yeltenmiş bulunmaktadır.

Mesele daima teyakkuz halinde bulunmak, uyanık olmak ve Atatürk’ün ruhunu şâd edecek “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” hedefinin “muasır medeniyet seviyesini” ilkeli, onurlu, sorumlu, namuslu, dürüst ve demokrat bir kimlik ve kişilikle “adalet ahlâkı” bağlamında yakalamak ve aşmak.. olduğunu bilmektir.

Zira, “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” vecizesinin dayandığı bir başka ana temel, rasyonel mantık ve mantalite şudur: “Eğer istersen yurtta sulh, cihanda sulh; Ordunu sağlam ve emin tut, hazır ol daima cenge” Yani sulh, (barış) daima hazır olan çağdaş ve mükemmel, üstün yeteneklere sahip, iyi donanımlı ordu, yüksek savaş gücü ile sağlanır. Özellikle, çepeçevre ülkemizi kuşatan ihanet çemberi ve düşmanlık zinciri bunu zorunlu kılar. Mesele sadece Kerkük ve Kıbrıs’ tan ibaret değildir.

Hele şu belgeye lütfen dikkatle bir bakınız: (bunu önemine binaen tekrar ediyorum)

“Yıllar boyunca Türkleri barbar, katil ve soykırımcı olarak okutup anlatan Bulgaristan yönetimleri halâ gerçekleri gizleme ve olayları saptırma çalışmalarına devam etmektedirler. Olmadık soykırım ve katliam yalanları ile Osmanlılara karşı savaş açtırıp (1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı) bu savaş esnasında yüz binlerce Türk’ü katliamdan geçirip, öldürerek; (kendileri de, Türk soyundan gelmiş olmalarına rağmen) Müslüman Türk kanı ile sulanmış topraklarda kurulan Bulgaristan kendi yüzkarası davranışlarını görmemezlikten gelmeye devam etmektedir. Söz konusu savaşın en büyük nedenlerinden biri olarak gösterilen Batak Olaylarının büyük bir yalan ve iftira olduğunu batılılar bile artık kabul etmektedirler. Lütfen aşağıdaki haberi okuyunuz.(Doç. Dr. Zeynep ZAFER, Yusuf Hüseyin BABEKOĞLU)

Bulgar iftirası  yalan çıktı (A.A)

Bulgaristan’ın Osmanlı egemenliğinde bulunduğu sıralarda ülkenin Batak köyünde, 131 yıl önce yaşanan ve “Batak Katliamı” olarak adlandırılan olaya Alman bilim adamlarının getirdiği yeni bir yorum ülkeyi karıştırdı.Bulgaristan’ın Osmanlı egemenliğinde bulunduğu sıralarda ülkenin Batak Köyü’nde, bundan 131 yıl önce yaşanan ve “Batak Katliamı” olarak adlandırılan olaya Alman bilim adamlarının getirdiği yeni yorum ülkeyi karıştırdı.

Alman tarihçi bilim adamları, Bulgar tarihçilerin, “Osmanlı yönetimine karşı 21 Nisan 1876’da başlatılan Batak isyanı sırasında, çoğu kadın ve çocuk 5000 kişinin Batak’taki Sveta Nedelya kilisesinde Osmanlılar tarafından kılıçtan geçirildiği” yolundaki iddialarını çürüttü. Öğretim üyesi Bulgar kökenli Martina Baleva ile Doğu Avrupa Enstitüsü üyesi Ulf Brunbauer, “Batak katliamı” olarak bilinen hayali olayın aslında korkunç bir yalan, iftira ve “düzmece” olduğunu açıkladılar. “Bulgaristan’ın ve resmi tarihçilerinin Batak’taki olayları fazlasıyla abartarak, Bulgar halkı arasında Müslümanlara ve özellikle Türklere karşı nefret duyguları uyandırmaya ve halkı tahrik etmeye çalıştıklarını” belirten Brunbauer, “Bu da herkesin bildiği gibi Komünizm döneminde Türklere karşı uygulanmaya çalışan asimilasyon kampanyasına ilham vermiştir” diye konuştu. Alman tarihçi, yaptıkları araştırmalar sonunda, özellikle Komünizm döneminde bazı çevrelerin Bulgar-Türk ilişkilerine zarar vermek için “hayali efsaneler” ürettiklerini ve tarihsel olayları saptırdıklarını belirlediklerini bildirdi. 

Mustafa Nevruz SINACI
alaturkaonline.com

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?