KAN AĞLAYAN KERKÜK VE TÜRK DÜNYASI (9)

Dudayev’i öldürmekle savaşı kazanacağını sananlar hala anlayamadılar mı ?

Onlar, yer yüzünün nadir insanları, gerçek liderleri, kanaat önderleri, hürriyet, hak, hukuk, adalet aşıkları ve insanlık davasına benlikleri ile bütün varlıklarını adamış; Davaları ile dünyayı aydınlatan, insanlığa ışık tutan, Türk ırkının “milli sevda” adamlarıdır.

Onların ortak bir inançları ve sarsılmaz imanları vardı. İstiklâl Marşı’nın;

HAKKIDIR ‘HAK’A TAPAN’ MİLLETİMİN İSTİKLÂL

Mısra-ı, onlar için müşterek bir düsturdu. Bu inançtan asla geri adım atmadılar.

Onlar, hak yolunda, millet hizmetinde şerefli, şanlı ve çok onurlu, soylu bir mücadele vermişlerdir. Hepsi de hakiki ve samimi birer Müslüman’dırlar. Hürriyet ve adaletin ancak ve sadece İslâm’ı yaşamakla kaim ve daim olabileceğinin farkında olmuşlar ve bunu kendi hayat ve kutsal mücadeleleri sırasında en açık surette görmüşler, müşahade etmişlerdir.

Onların davaları  masonlar ve misyonerlerden, milliyetsiz ateist, pagan, dinsiz, yolsuz, soysuz, sahtekâr, din tüccarı ve siyaset simsarı, kişisel çıkar düşkünü muhteris bencillerden münezzehtir. Başta büyük önder Mareşâl Mustafa Kemâl Atatürk olmak üzere tamamı, ABD, AB ve İsrail uşağı, din düşmanı milletlerarası ‘mason tarikatı’ mensuplarını “şeytanı kovar” gibi huzurlarından kovmuşlardır.

Onların hepsi; Örnek ve önder insan, namuslu, dürüst, ilkeli, onurlu, ahlâken yüksek, fiilen ve fikren daima üreten, sorumlu ve soylu vatandaş, özellikle de “İYİ MÜSLÜMAN” dılar.Bundan asla ve kesinlikle taviz vermediler. Başarılarının özünde sağlam inanç, sarsılmaz yüksek bilinç,  iman, azim ve çelik bir irade vardı. Bu nedenle;

ATATTÜRK’LER, DUDAYEV’LER,

İZZET BEGOVİÇ’LER ve EBULFEYZ ELÇİBEYLER ÖLMEZ!

      Şimdi tekrar yeri geldi. Hatırlamakta ve hatırlatmakta yarar var. Irak’ı, Afganistan’ı ve örtülü olarak dünyanın geniş bir coğrafyasını işgal eden ABD ordusu nedir ? Cevap : ABD ve şeriklerinin silâhlı güçleri =HAÇLI ORDUSU’ dur. Daha dün Osmanlı’yı yıkan, bölen, parça parça eden kimdi ? O’da emperyalist haçlı ordusu. Haçlı orduları nasıl yenilir, dize getirilir, hezimete uğratılır? Asgariden Kıçarslan, Selâhattin Eyyubi ve ATATÜRK gibi olmakla; İşte Onlar böyle kavi-sağlam bir inanç ve yüksek bir iman sahibi idiler. Bakınız Atatürk ne diyor:

“Arkadaşlar !

Cenâb-ı  Peygamber mesâîsinde iki dâra, iki hâneye malik bulunuyordu. Biri kendi hânesi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini, Allah’ın evinde yapardı. Hazreti Peygamberin isr-i mübârekelerine iktifâen, bu dakikada milletimize; milletimizin hâl ve istikbâline ait husûsâtı görüşmek maksadıyla bu dâr-ı kutsîde Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna mazhar eden Balıkesir’in dindâr ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesîle ile büyük bir sevâba nâil olacağımı ümit ediyorum.”

Yani; Devleti şahsi ikbal, ihtiras ve kirli çıkarları uğruna kullanan ve din tüccarlığı ile maruf kimseler asla ve kesinlikle millete faydalı olamaz ve halk-kamu yararına başarılara imza atamazlar. Hürriyet ve istiklâl mücadelesi veremezler. Ancak ve sadece milletin var olan istiklâl ve istikbâli ile lânetli ve haram bir servet sahibi olabilir, insanlık onurundan imtina edebilir ve küresel emperyalistlere kul, köle olabilirler. Zira, onlar Müslüman da değillerdir.

“Efendiler !

Câmiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Câmiler itâat ve ibâdet ile beraber din ve dünya için neler yapmak lâzım geldiğini düşünmek, yâni meşveret için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihni başlı başına faaliyette bulunmak elzemdir. İşte biz de burada din ve dünya için, istikbâl ve istiklâlimiz için, bilhassa hürriyet ve  hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerini anlamak istiyorum. Amâl-i milliye, irâde-i milliye yalnız ve sadece bir şahsın düşünmesinden değil, bilumum efrâd-ı milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibarettir. Binâenaleyh benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim (…) Minberler halkın dimağları, vicdanları için bir menba-ı feyz, bir menba-ı nûr olmuştur. Böyle olabilmek için minberlerden aksedecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması ve hakayık-ı fenniyye ve ilmiyyeye mutabık olması lâzımdır. Hutebâ-yı kirâmın ahvâl-i siyâsiyye, ahvâl-i ictimâiyye ve medeniyyeyi hergün takib etmeleri zarûrîdir. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış telkînât verilmiş olur…”(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, I-III, 1989, II,98-99)

Bugün için Türk ve İslâm âleminde müessir zevailin sebebi dinsizliktir.Yahut da, diğer bir deyişle, (tıpkı Osmanlının son asrında olduğu gibi) dini siyasete alet etmek, öz ve esasa mugayir fetvalarla maddi hayatı yozlaştırmak, maneviyatı ilga ve çürütmek, milli kültür ve medeniyeti zaafa uğratmak, lâikliği dinsizlik, çağdaşlığı ‘din karşıtlığı’ olarak algılamak, ilmî hayatı terk etmek ve henüz “medeniyet” haline dönüşmemiş vahşi batı ‘uygarlığını’ şuursuzca ve onursuzca taklittir.

Sonunda sözü; Türk dünyasının ilk Müslümanlarının, kelime, manâ ve muhteva olarak “Müslüman Türk” anlamına gelen “TÜRKMEN” lere getirmek üzere tekrar Atatürk’e ve O’ nun “Yüce İslâm Dini” hakkındaki görüşlerine gelelim:

Eğer, Karabağ’da zevale uğrayan Azeriler, sağlam bir iman ve dürüst bir amel sahibi olsalardı asla ve kesinlikle üç buçuk Ermeni tarafından hezimete uğratılamazlardır. Bu tıpkı, 5 vakit namazdan, yüreklerinde iman ve ellerinde imanla ölüme meydan okuyan Çanakkale Şehitleri tarafından yaratılan “İstiklâl Savaşı Rûhu” gibi bir duygudur. Bu duygu, iman, itikat ve amelden yoksun olanlar asla zafer kazanamaz ve kefereye galip gelemezler.

ATATÜRK’ÜN DİNİMİZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ:

“Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur – tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır. (1922)

Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor. (1923)

Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. (1923)

Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Hz. Muhammed bu harb sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.(1923)

Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lâzımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. (1923)

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir. (1923)

Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor. (1923) 

1 YORUM

  1. Ben Mustafa Nevruz SINACI Bey’in hayranı ve yürekten takdirkarıyım. Ama bu “harika, ibretengiz ve bütün Türk alemine ders niteliği arzeden” makaleyi burada okuyorum. Önce bana göndermediği için elbette bir burukluk duydum. Ama, bütün bölümleri okuduktan sonra “burukluğu falan” unuttum. Gerçekten müthiş bir araştırma. Mükemmel bir kurulum. Bence bu makaleyi bütün dünya Türkleri ve dünyanın bütün TÜRKSOYLULARI okumalı, ders almalı, ibret almalı ve istikametlerini buna göre belirlemelidir. ALATURKAONLİNE’yi bu nadir hizmeti ve “çok değerli” sunumundan dolayı medar-ı iftiharla kutlarım.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?