Karadeniz’den Karadeniz’e – Yılmaz Özdil

Karadeniz’den Karadeniz’e - Yılmaz Özdil

Karadeniz’den Karadeniz’e – Yılmaz Özdil yazdı.

Yılmaz Özdil’in “Karadeniz’den Karadeniz’e” başlıklı 12 Mart 2022 tarihli köşe yazısını buradan dinleyebilirsiniz.

Yılmaz Özdil köşe yazılarını yayınlandığı anda ilk siz dinlemek istiyorsanız buraya tıklayarak Alaturka Youtube kanalımıza abone olun.

Karadeniz’den Karadeniz’e – Yılmaz Özdil

Karadeniz…

130 metre boyunda, 16 metre genişliğinde yolcu gemisiydi.

1926 yılında Haliç’e çekildi, bembeyaz boyandı, kuğu gibi oldu.

Bizzat Mustafa Kemal’in projesiydi.

Yüzen fuar’dı.

Dünyada ilk’ti.

Henüz üç yaşında olan Türkiye Cumhuriyeti’nin vitriniydi.

“İhracat” vizyonuydu.

Tarım ürünlerimizden Hereke halılarımıza, Kütahya çinilerimizden Edirne sabunlarımıza, nakışlarımız çeşmibülbüllerimiz, tamamı Türk malı ürünlerimizden oluşan sergiydi. Camekanlar içinde Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden seçilmiş antik eserler vardı.

(Türkiye’de üretilen ve ihraç edilmek üzere Karadeniz gemisinde sergilenen tarım ürünlerimiz, ayçiçeği, buğday, arpa, yulaf, çavdar, pirinç, fasulye, nohut, pamuk, haşhaş, meyankökü, ıhlamur, hatmi, adaçayı, anason, çam sakızı, gülyağı, kekik yağı, salep, tütün, üzüm, incir, vişne, fındık, badem, ceviz, kestane, susam, zeytin, zeytinyağı, bamya, bakla, bezelye, börülce, limon, portakal, bal’dı… Bugün Türkiye fındık hariç bunların tamamını ithal ediyor! Fındığı da önce ihraç ediyoruz, sonra mamül olarak on katı fiyatla ithal ediyoruz!)

Son denetlemeyi bizzat Mustafa Kemal yaptı.

Mudanya’dan bindi, ürünlerimizi, salonları standları, güverteleri kamaraları mutfağı inceledi, personelle tek tek tanıştı.

Geminin hatıra defterine “şimdiden muvaffak olmuş bir iştir” yazdı.

Bandırma’ya kadar Karadeniz gemisiyle geldi, rıhtımdan uğurladı.

Barcelona-İspanya

Le Havre-Fransa

Londra-İngiltere

Amsterdam-Hollanda

Hamburg-Almanya

Stockholm-İsveç

Helsinki-Finlandiya

Leningrad-Rusya

Gdansk-Polonya

Kopenhag-Danimarka

Anvers-Belçika

Marsilya-Fransa

Cenova-İtalya

Napoli-İtalya

Sırasıyla bu limanlara uğradı.

Her limanda 2’şer 3’er gün kaldı, Londra ve Hamburg’ta 4’er gün kaldı.

86 gün sürdü.

180 yolcusu, 105 mürettebatı vardı.

Yolcuları, Türkiye’nin aydınlarıydı.

Vala Nurettin, Mahmut Baler, Kemalettin Kamu, Celal Reşit Arsever, ilk kadın milletvekillerimizden Mebrure Gönenç, ilk kadın gazetecilerimizden Bedia Celal, Amerikan koleji öğretmenleri Seniha Fuat, Hatice, Fehime hanımlar, ilk kadın heykeltıraşlarımızdan Nermin Faruki, ses sanatçılarımız, tiyatro sanatçılarımız… Uğranan limanlarda gemiye binen yabancı konukları ağırlama görevini üstleniyorlardı.

Karadeniz gemisinin personeli ve mihmandarlarımız, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, İspanyolca biliyorlardı.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İstiklal Marşı’nın bestecisi Zeki Üngör yönetiminde 47 sanatçısıyla Karadeniz gemisindeydi. Her yanaşılan limanda o ülkenin milli marşını çalıyorlardı, konserler veriyorlardı, gemide balolar düzenleniyordu.

Sergi salonları, Güzel Sanatlar Mektebi öğrencilerinin yaptığı heykel, resim ve biblolarla süslenmişti; İbrahim Çallı gibi ressamlarımızın tabloları asılıydı.

Karadeniz gemisinin kaptanı, Atlantik’i geçen ilk yolcu gemimiz Gülcemal’in efsane kaptanı Lütfü beydi.

Liman işletmeleri genel müdürü Raufi Manyasizade, sergilerin müdürüydü.

Yedi lisan bilen Samiha hanım, protokol müdürüydü.

Dekorasyonu mimar Naci bey tarafından yapılmıştı.

Bu kadroyu tek tek Mustafa Kemal seçmişti.

Karadeniz gemisine özel logo hazırlanmıştı.

Hermes’ti.

Mitolojide “tüccarların koruyucusu” kabul edilen “haberci tanrı” kabul edilen Hermes, Karadeniz gemisinin en önündeydi, elinde asa yerine Denizcilik İşletmelerimizin amblemini taşıyordu, arkasında Türk Bayrağı ve İstanbul silüeti vardı.

Bu logo, ürünlerimizin ambalajlarına, broşürlere, ticaret evraklarına, menülere işlenmişti, bu logoyla hatıra pulu bastırılmıştı.

(Günümüz dünyasında en prestijli moda markalarından biri olan Hermes, aslında Fransız işadamı Thierry Hermes’in soyadıdır. Hermes’in marka olması, tamamen bu soyadı tesadüfünden ibarettir, bu işadamının soyadı başka olsaydı, markanın adı da başka olacaktı.

Bizim Karadeniz gemisinin en önünde ise, mitoloji tanrısı Hermes heykeli vardı… Bugün bütün dünyanın “moda markası” olarak tanıdığı Hermes, aslında Türk markalarının ortak logosuydu!)

Her limanda İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça broşürler dağıtılıyordu; ürünlerimizin üstüne dört lisanda etiketler yapıştırılmıştı.

Yabancı tüccarların Türkiye’den ticaret bağlantısı kurabilmesi için, Karadeniz gemisindeki ürünlerimizden ithal edebilmeleri için, satış standları vardı. Türkiye İş Bankası şubesi bile vardı.

Sadece iki yıl önce kurulan Türkiye İş Bankası, sadece iki yılda Avrupa’nın en prestijli bankalarından biri haline gelmişti.

Ürünlerimiz filmlerle tanıtıldığı sinema salonu vardı.

Akşamları güvertede balolar tertipleniyordu, dans ediliyordu.

Uğranan şehirlerin ileri gelenleri yemekli gecelerde ağırlanıyordu.

250 binden fazla insan ziyaret etti.

Sırf Londra’da 35 bin kişi gezdi.

Barcelona’da 15 bin kişi gezdi.

İzdiham oluyordu, saatlerce kuyruk oluyordu.

Her binene Hacıbekir şekerlemeleri ikram ediliyordu.

İngiliz, Fransız ve Alman gazeteleri “Kemal Paşa’nın kısa saçlı kızları” manşetlerini atmıştı… Mürettebatın yarısından fazlası, kolejlerden seçilen, İngilizce ve Fransızca konuşan kızlarımızdı. Saçları açıktı, rengarenk elbiseler giymişlerdi, Avrupa kültürüne hakimdiler, “fesli insanların ülkesi” imajını bir anda yıkmışlardı.

Avrupa, hayretler içinde Türkiye’nin çağdaş yüzüyle tanışıyordu.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestramız yanaşılan şehirlerin meydanlarında parklarında konserler veriyordu. Amsterdam’daki konserde adeta izdiham yaşanmıştı, on bin civarında insan izlemişti.

Karadeniz gemisini pürüzsüz İngilizce konuşan Bedia Celal’in rehberliğinde gezen Amsterdam belediye başkanı “böyle bir Türk kadınıyla karşılayacağımı düşünemezdim” diyordu.

Erkek mürettebatımız lacivert ceket, lacivert pantolon, tiril tiril bembeyaz gömlekler giyiyordu, zarif boyunbağları takıyorlardı.

Doğu’dan gelen bu vapurun “orient esintisi” getireceğini düşünenler fena halde yanılıyordu; güleryüzlü, modern Türklerle karşılaşmışlardı.

Mustafa Kemal zekasının yansımasıydı.

Cumhuriyet vizyonuydu.

E, şimdi bakıyoruz…

100 yıl önce “Karadeniz” gemisiyle bunları yapan Türkiye, 100 yıl sonra “Karadeniz”den gelecek ayçiçeği yağı gemilerinin yolunu gözlüyor!

Sayın hükümetimiz utanmadan açıklama yapıyor…

Asrın liderimiz Putin’den rica etmiş, Putin asrın liderimizi kırmamış, Rus limanlarından çıkışına izin verilmeyen ayçiçek yağı yüklü dört gemiye izin verilmiş, gemiler yola çıkmış, üç gün içinde geleceklermiş.

Sayın medyamız utanmadan “müjde” olarak duyuruyor.

Ayçiçek yağı gemilerine izin verilmesi, haber kanallarındaki yorumcular tarafından utanmadan “diplomatik başarı” olarak anlatılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Karadeniz isimli ihracat/fuar gemisinden…

Karadeniz’den dört gözle beklediğimiz ithalat gemilerine…

Zırcahil atmosferinin Türkiye’yi sürüklediği hazin noktadır bu.

Putin hamdolsun ayçiçek yağımızı halletti, buğday yüklü gemilere de izin verirse, ekmek işini de hallederiz hayırlısıyla!

Yılmaz Özdil

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?