KIZIL MEYDAN

Sovyetler Birliği ya da Rusya denilince ilk akla gelenlerden birisidir, Kızıl Meydan; bazılarına göre de, Dünyayı altüst eden, Kapitalist batının tüm husumet ve saldırganlığının hedefi haline getirilen Sovyet Devriminin sembolü gibi gösterilmekte olup, gerçekte de önemli günlerde önemli gösterilere ya da törenlere sahne olmasından ötürü de bu kabil anılmayı da hak etmiştir. Ancak; “Kızıl Meydan” ın kızıllığının kaynağı; emperyalist batının Sovyet Devrimine atfen tahkir edici ifadesi değildir, çok önceleri çok farklı isimlerle anılmış olmasına rağmen; 17. yüzyıldan itibaren Rusça’daki bir anlamı da “güzel” olan Красная (krasnaya) sözcüğünün diğer anlamı “kızıl” adı ile anılmaktadır, “площадь Красная” (krasnaya ploşad) yani kızıl meydan bugün Moskova’nın sembol alanlarından biri olup Dünyada da bir meydan olarak en fazla bilinen meydanlardan biridir.

Kızıl Meydan; (Rusça: Кремль), “kale”, “hisar” anlamlarına gelen Kremlin sarayının doğusunda yer almakta ve kuzeyindeki Devlet Tarih Müzesi, güneyindeki Vasili Blajenni Katedrali ve Moskova Nehri, doğusundaki inşaatı 1893 te bitirilmiş, devrim sonrasında her Sovyet başkentinde olduğu üzere düzenlenerek Devlet Satış Mağazalarına dönüştürülmüş yapının (Glavni Universalni Magazin) arasında kalmış vaziyette ve yaklaşık 75,000 m²’lik bir alanı kaplamaktadır.

Kızıl Meydan’ın en önemli yeri ise bana göre; Lenin’in mozolesidir ve hemen Kremlin duvar mezarlığının önünde ve tam ortasına gelecek biçimde konuşlanmış olup, girerken kesinlikle çanta, cep telefonu ve fotoğraf makinesi gibi eşyaların alınmadığı ve mozolenin içinde bulunurken de tam ve mutlak bir sessizliğin temin edildiği bu anlamda da dünyadaki benzerleri gibi bir anıt mezardır. Kızıl ve siyah renkli Ural granitlerinden yapılmış ve alçak bir piramit şeklindeki Mozolenin tam ortasında, 1924 yılında, ölümünden yaklaşık 2 ay sonra mumyalanan Sovyet ve dünya devriminin en önemli liderinin mumyalanmış vücudu kristal bir tabut içinde bulunmaktadır. Mozolenin hemen üstünde, resmigeçit ve merasim törenlerinde yöneticilerin çıktıkları ve törenleri izledikleri bir tribün bulunmaktaymış.

GUM; Lenin’in 1930’da tamamlanan anıtmezarının tam karşısında kalmakta ve bugün Lenin’e nazire yaparcasına ünlü tekstil markaları başta olmak üzere Kapitalist dünyanın en ünlü markalarının buluştuğu bir alışveriş merkezine dönüşmüş durumdadır. Ömrünü kapitalizm ile savaşa adamış, Sovyet ve Dünya devriminin önderi Lenin’in mozolesinin tam karşısında kapitalizmin temsilcilerinin bu ölçekte sergileniyor olması da başlı başına bir ironidir.

Gerçi bugünlerde hummalı bir biçimde; Stalin üstünden saldırıların hedefi haline getirilmeye çalışılan Sovyet ve Dünya devrim önderinin mozolesinin buradan kaldırılabilmesi için bolca idmanlar yapılmakta ve bu fikrin fazlaca tekrarlanmasının sağlayacağı düşünülen haklılıkla da halkın gözünden düşürülmeye çalışılmaktadır. Bizdeki İnönü üstünden Atatürk’e yapılan saldırılara ne kadar da benzemektedir aslında, konunun doğruluğu yanlışlığı bir kenara ahde vefanın nasıl ayaklar altına alınabileceğinin de çok önemli bir manevrası sahne almaktadır. Klasik taktiğidir hakim çevrelerin, önce içini boşaltmak ve ruhsuz hale getirmek sonra da oluşan bu ruhsuzluğu bahane ederekte nihai saldırıyı gerçekleştirmek.

Kremlin Duvarı boyunca yine Dünya ve Sovyet devrim önderi Joseph Stalin başta olmak üzere, Uzaya ilk çıkan kozmonot Yuri Gagarin ve “Dünyayı sarsan 10 gün” adlı kitabın yazarı Amerikalı yazar John Reed gibi insanların mezarları bulunmaktadır.

Kızıl Meydan’ın kuzeyinde Devlet Tarih Müzesi bulunmakta olup; burada paha biçilmez sanat eserleri sergilenmekte olup müze severlerin mutlak uğrak yerlerinden olduğu söylenmektedir.

1400’lü yıllarda; Kremlin’in duvarlarının tamamlanmasını müteakip inşa edilen Kızıl Meydan, tarihi boyunca idamlara, gösterilere, geçit törenlerine ve mitinglere sahne olmuş olup, Çar ve Patriklerin halka burada seslendiği ya da buyruklarının halka burada duyurulduğu bir alan olarak bilinmektedir. Önceleri, büyük bir pazar alanı olan meydan, farklı dönemlerde farklı amaçlara uygun olarak düzenlenmiş olup, güneyindeki etrafı taştan bir duvar ile çevrili olan taştan bir platform bulunmaktadır (Lobnoye Mesto), Patriklerin ve Çarların duyuruları buradan ilan ediliyor ve ibretlik müessesinin çalışması içinde halkın seyrettiği ya da daha doğru bir ifade ile halka seyrettirilen ölüm cezaları burada yerine getiriliyormuş.

Kızıl Meydan’ın güneyinde yer alan Aziz Vasil Katedrali soğana benzeyen, rengârenk ve kubbemsi çatılarıyla ünlü bir katedral olup, 1555 – 1561 yılları arasında Rusya’nın Kazan ve Astrahan hanlıklarına karşı kazandığı zaferlere ithaf edilmek üzere Korkunç İvan tarafından yaptırılmış ve değişik şekilde tasarlanan sekiz kubbe, sekiz ayrı zaferi simgelemektedir.

Aziz Vasil Katedrali’nin hemen ön tarafında; Minin ve Pozharski’nin anıt heykeli bulunmakta olup, Polonya işgaline karşı verilen savaşın önderliğini yürütmüş bu 2 insan için tasarlanmış ve önceleri Kızıl Meydanın ortasında bulunurken, 1930’larda Stalin döneminde, heykelin geçit törenlerine engel teşkil ettiğini tespiti ile bugün bulunduğu yere taşındığı bilinmektedir.

Bir dönem Sovyetler Birliğinin, toplumsal ve siyasal tarihinde çok önemli yer tutan ve Emperyalist Batının basın organlarında da özellikle askeri gösterileri ön plana çıkarılarak tanıtılan bu meydan, bugün artık Emperyalist batının kontrolü altındaki UNESCO tarafından bile “UNESCO Dünya mirası” listesine alınmış olup korunmasında özen gösterilmektedir.

Sonuçta “Kızıl Meydan”; söylendiğinde kafamızda canlanan meydan kavramının tam karşılığıdır, kocamandır, görkemlidir, etkileyicidir ama fizik yapısından öte bir ağırlığı da insana hissettirmektedir, açıkçası.

Ruhi M. Çilek
[email protected]
https://alaturkaonline.com/yazarlar/ruhi-m-cilek/

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?