Köpekleşen Tilkiler?!

KÖPEKLEŞEN TİLKİLER /
 
AŞK, EŞEĞE BİLE DANS ETTİRİR
 
YA DA
 
KURT DUMANLI HAVAYI SEVER
 
VEYAHUT
 
KAPTAN VE LİMAN?!

 

Köpekleşen Tilkiler?!

 

“Aşk, eşeğe bile dans ettirir.”

Fransız atasözü

 

………………………

 

 

Köpekleşen Tilkiler?!

Sovyetler Birliği dağılmadan önce, ünlü bir bilim adamı, yirmi yıl boyunca ‘tilki’ler üzerinde denemeler yapar.
Özel demir kafeslere yerleştirilmiş ‘tilki’ler sürekli olarak baskı ve korku altında tutulurlar.
Bu baskı ve korku, onlarda sürekli bir depresyona yol açar.

Benzer koşullarda yeni doğmuş ‘tilki’lere de aynı muamele yapılır.
Bu iş 20 yıl boyunca sürdürülür…

20 yıl sonra, asaletin ve kurnazlığın simgesi ‘tilki’ler, karakter olarak başka bir canlıya dönüşürler.
Bambaşka bir canlının özelliklerini benimserler.
Sürekli olarak, ‘köpek’leşme yönünde bir evrim geçirir ve en sonunda da tamamen ‘köpek’leşirler!
‘Tilki’ler artık daha fazla ‘köpek’e benzemektedirler.
Son derece disiplinli ve uysal olmuşlardır!
‘Köpek’ler gibi kendilerine verilen buyrukları yerine getirmektedirler!
‘Tilki’lerin, o ‘tilki’ yaratıcılığından eser kalmamıştır!
Artık ‘tilkilik’ düşünüp ‘tilkilik’ yapamamaktadırlar!
Rus bilim adamının bu buluşu yeni bir buluş mudur?!
Tabii ki hayır!..
Buluş yeni değildir!..
Bu buluşu gerçekleştirmiş olanlar, baskıcı rejimler kurarak vatandaşlarını korku ve baskı altında binlerce yıl istedikleri gibi yönetmiş olan zalim çarlar, krallar ve hükümdarlardır!..

Demokrasiyi içselleştirmek

Devletin zirvesine yaptığım ziyaretlerde, en çok karşılaştığım soru şu:
Ülkenin kötüye gidişi karşısında sivil toplum örgütleri, gençler, ‘Atatürk Türkiyesi’nin vatandaşları neden suskun?!”
Ben de onlara her defasında yukarıdaki örneği anlatıyorum…
Osmanlı tarihi Kuyucu Murat Paşa örnekleriyle dolu!..
O zaman kitleler de ‘Köpekleşen Tilkiler’ örneğinde olduğu gibi, evrim geçirirler, başları belaya girmesin diye susarlar…

Üç maymunu oynarlar!
9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, bir sohbetimizde “Geride kalan bunca yılda demokrasiyi içselleştirememişsek, hala tartışıyorsak o zaman geriye dönüp nerede hata yaptık diye bakmak gerekir” demişti.
Bir ülkede demokrasinin yaşayabilmesi için “demokrasi”ye inanan insanların, kurumların olması gerekmez mi?!
Üç gün arka arkaya devam eden yazılarımla ilgili kimi AKP’li okurlar “Ordu’yu niye bu işe karıştırıyorsun?” diye soruyor.
Hemen cevaplayayım:
Hayatımın hiçbir döneminde “militer” olmadım…
Sırtımı da hiçbir kuruma yaslayarak iş yapmadım!..
Diğer kurumlar hakkında “eleştiri hakkımı saklı tuttuğum” gibi, yeri geldiğinde TSK’nın işleyişinde yaşanan arızaları da bir gazeteci olarak, kamuoyunun bilgisine sunuyorum.
Çünkü bu ülkenin bir tek “Ordu”su var!..
Onun her daim birlik ve dirlik içinde olmasını isterim.
Dünyanın her “Ordu”su güvenliği sağlamak için vardır!
Her asker, aynen diğer ülkelerin askerleri gibi vatanlarını sevdikleri için bu göreve talip olurlar.
Eğer ki, onların içinden de diğer kurumlarda olduğu gibi vatanını satan çıkarsa, hangi rütbede olursa olsun, bunu deşifre ederim.
Kim ne derse desin, bedeli ne olursa olsun!..

Atatürk Türkiyesi

Bu bakımdan şu hususun altını yeri gelmişken bir kez daha çizeyim:
“Ben Atatürk Türkiyesi sayesinde var olan bir Türk genciyim”!
“Elhamdülillah Müslümanım”.
Ne kadar “Vatansever” olduğumu ispatlamak için ne “asker”den icazet almaya ihtiyacım var.

Ne kadar “Müslüman” olduğumu ispatlamak için de “cemaatler”den onay almaya…
Düşüncem odur ki…
“Türkiye Cumhuriyeti”nin tüm “arıza”lı, “yönetsel hataları”na rağmen geriye doğru değil… İleriye, Batı’ya dönük olarak değişmesi, gelişmesi gerektiğine inanıyorum…
Belki de Osmanlı’dan bakiye bu devletin “Fransa-Almanya” modellemesinden ziyade… ABD’ye benzeyen bir kıyafetle, çağa uyum sağlamasının daha doğru olacağını düşünüyorum.
Zaten, rahmetli Özal’ın II. Değişim Projesi hayata geçseydi, bunların hiçbirini konuşmamıza gerek kalmayacaktı!
İşte Türkiye’nin de bir “Parlamentosu” var ama milletvekillerinin hür iradesi nerede?!
Çıkan yasaların ya da çıkarılan yasaların ne anlama geldiğini kaçı biliyor?!

Haider örneği

Yazdığım yazılar, Türkiye’nin sürüklendiği uçurumla ilgilidir.
Türkiye’yi yönetenlerden kimilerinin ‘gaflet’ ve ‘dalalet’ ve hatta ‘hıyanet’ içindeki ilişkilerini deşifre etmek üzeredir.
Erdoğan’ın, “Başbakanlık”ındaki Türkiye’ye dış güçlerin dayattığı “yeni kıyafet”le ilgilidir.
Ben demokrasi sınırları içinde, demokrasiye inanan Atatürkçü bir genç olarak kişisel mücadelemi yapıyor, ikazlarımı kaleme alıyorum…
Avusturya’da Haider seçilip Parlamento’ya doğru yürüdüğünde neler yaşandığını bilenler, bu yazılarımın ne anlama geldiğini çok iyi anlarlar…
Mevcut rejimlerinin aşırı sağcı bir adamın eline geçmesini istemeyen gençler… Parlamento binasının önünde öyle bir eylem yaptılar ki…

Haider o koltuğa bırakın oturmayı, yanından bile geçemedi.
Başbakan olamadı!
Siyasetten çekilmek zorunda kaldı!
Ya benim ülkemin gençleri ne yaptı?
Atatürkçü gençler bu duruma ne dedi?!
Hep söylüyor, hep yazıyorum; en akıllısı Anıtkabir’e koşup ülkenin kötüye gidişini Ata’ya şikayet etmiyor mu?!

Cumhuriyeti kurmuş, demokrasiyi millete armağan etmiş bir adama, akıl fennin hakim olduğu bir beyne, böyle zulüm yapılır mı?!
Yatır ziyaret eder gibi yardım dilenilir mi?!
(…)

Ezcümle, muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Nokta!

 

Sevgiler

7 Ocak 2004, star Gazetesi
Hayrullah Mahmud

 

………………………

 

 

Hürriyet Ankara’da “Neo Çekirge” dönemi!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14226074.asp?gid=233

(…)

Ertuğrul Özkök: Al kağıt kalemi, hesap yapalım!

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14221407.asp?yazarid=10&gid=61

(…)

Savcı Öz, “eksojen obezite” olduğu için askerliğini yapamamış!

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/14221155.asp?gid=233

(…)

The Economist: Reform ya da ölüm!

http://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=89706

(…)

Uzan & AKP, ABD üzerinden karşı karşıya!

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/14220573.asp?gid=254

(…)

Dinç Bilgin: Eyvah eyvah!

http://www.medyatava.com/haber.asp?id=63736

(…)

 

……………………

 

 

Erken yorum yapma hastalığı!?

 

Eski bir Çin hikayesi şöyledir.

Köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış.

Çok fakirmiş ama Kral’ın bile kıskanacağı bir ata sahipmiş.

Kral bu at için ihtiyara neredeyse Hazine’nin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

“Bu at, bir at değil benim için bir dost, insan hiç dostunu satar mı?” demiş.

Bir sabah kalkmışlar ki at yok!

Köylü ihtiyarın başına toplanmış.

“Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar, “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.

“Sadece ‘at kayıp’ deyin, çünkü gerçek sadece bu. Ötesi sizin yorumunuz. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa şans mı bunu henüz bilemiyoruz.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler.

Aradan 15 gün geçmeden, bir gece ansızın at dönmüş.

Meğerse çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.

Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

 

ŞER’DEKİ HAYIR

 

Bunu gören köylüler ihtiyardan özür dilemişler.

“Tamam,” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için yine acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar.

“Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu! Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç! Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmişler ve “Bu adam sahiden budala” diye iç geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, ihtiyarın tek oğlu vahşi atları terbiye etmeye çalışırken attan düşmüş ve bacağını kırmış.

Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun bir süre yatakta kalacakmış.

Köylüler gene gelmiş ihtiyara “Bir kez daha haklı çıktın,” demişler.

“Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre bacağını kullanamayacak. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın!”

İhtiyar, “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin yorumunuz, sizin verdiğiniz karar. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.

Kral son ümitle eli silah tutan herkesi askere çağırmış.

Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu hariç bütün gençleri askere almışlar!

Köyü matem sarmış.                  

Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş.

Giden gençlerin öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler gene ihtiyara gelmişler, “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki hiç dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer!”

“Siz erken karar vermeye devam edin,” demiş ihtiyar.

“Oysa gelecekte ne olacağını kimse bilemez. Bilinen tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde! Bunların hangisinin talih, hangisinin şansızlık olduğunu kim bilebilir ki?”

(…)

Sözün özü:

“Doğada başarı ya da başarısızlık yoktur, sadece sonuçlar vardır!”

 

 

………………………

 

 

Ve…

Son olarak…

“Eski Tapınak Duvarındaki Yazıt”ın bir yerinde ise şöyle bir ifade yer alıyor:

“Hey Kaptan! Yolcular, denizde karşılaştığın fırtınalarla ilgilenmezler. Gemiyi limana yanaştırıp yanaştıramadığınla ilgilenir.”

Bu bakımdan yaşamda verilen mücadeleden de önemli olan “rota” ve yanaşılmak istenen “liman” tercihidir.

Türkiye’nin “rota”sı ve yanaşmak istediği “liman” yıllardır belli!

Mustafa Kemal ve Mehmed Akif’in hükmü şahsiyetinde beliren kılavuz tercihi de…

AKP’nin yeni rotası da!

Gerilim, kördüğüm bu çatışmadan kaynaklanıyor.

Nokta!

 

Sevgiler

27 Mart 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?