Med-Cezir?!

MED-CEZİR /
 
“EKSEN” KAYDIRAN AKP’NİN “A, B, C” (!) PLANLARI
 
YA DA
 
“GİZLİ (!) PROTOKOL”ÜN “GİZLİ PROTOKOL”Ü
 
VEYAHUT
 
MÜ’MİN KARDEŞİNİN KUYUSUNU KAZAN KİMSE, KAZDIĞI KUYUYA ER GEÇ KENDİ DÜŞER?!

 

Med-Cezir?!

 

“Herkes değişimin olanaksız olduğunu düşünüyordu. Bir şey bilmeyen, budala görünümlü iki ‘çılgın’ çıkageldi. Şaşmayın, değişimi onlar gerçekleştirdi!”

Çin atasözü

 

………………..

 

RAP… RAP… RAP…

 

………………..

 

 

 “Balıklar & Karıncalar” sorunsalı bağlamında birkaç satır daha…

Afrika’da ilkbahar yağışlarıyla göllerdeki sular yükselmeye başlar.
Sular yükselince de karınca yuvalarını basar, balıklar da suyun üzerindeki karıncaları yer.
Yaz gelince hava ısınır, sular buharlaşmaya, göl kurumaya, susuz kalan balıklar da ölmeye başlar.
Bu defa da karıncalar gelip balıkları yer!
Bir “Kamboçya atasözü” yaşanan “med-cezir” manzaraları ile ilgili olarak şöyle der:
“Sular yükselince balıklar karıncaları yer! Sular çekilince de karıncalar balıkları!”
Yani, hayatta kimin kimi yiyeceğini, “suyun hareketi” belirler.

Nitekim…

AKP, “BOP operasyonu” bağlamında Atatürk Türkiyesi’nin damına çıkartıldı.

Atatürk Türkiyesi’ni bölmek, yıkmak, parçalamak isteyenler ile işbirliği yaptı!

Amiyane tabirle, “kuyumuzu” kazdı.

Ne var ki, küresel aksta, ters yönde esmeye başlayan “rüzgar”lar ile işin şekli değişmeye başladı.

Bakalım, “suyun kaldırma kuvveti”nin değişmeye başlaması ile birlikte o “kuyu”ya kim ya da kimler düşecek?!

Bu anlamda İslam tarihinden bir anekdot:

 

KENDİ KAZDIĞI KUYUYA DÜŞMEK

 

İslâmiyet doğduktan sonra kısa zamanda yayılmaya ve kendine taraftar toplamaya başladı. Bu durum, Arap ileri gelenlerinden imana gelmemiş bulunan bazı kimseleri huzursuz ediyordu. Ebu Leheb ile Ebu Cehil de bunların başında gelmekteydi. Ne yapıp edip bu dinin ilerlemesine engel olmalıydılar. Onun için de bir sürü plânlar hazırlıyorlardı. Başta iki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’i ortadan kaldırmayı göze almışlardı.
Ebu Cehil bir gün şöyle bir tuzak hazırlamıştı: Evine girilen yolun üzerine bir kör kuyu kazdıracak, sonra da bir bahaneyle Hz. Peygamber’i evine çağırarak kör kuyuya düşmesini sağlayacaktı. Nitekim adamlarını toplayarak evin cümle kapısı önünde bir kör kuyu kazmalarını emretti. Kuyu kazılıp üstü de ince tahtalarla kapatıldıktan sonra ince kumlarla belli edilmez bir şekilde iyice örtülür. Lanetlik Ebu Cehil de çok hastayım diye Hz. Peygamber’e haber salar. Adamlarına da Hz. Peygamber (s.a.v.) gelip kuyuya düştükten sonra toprakla üzerini tamamen örterek orada helak olmasını sağlamalarını emretti:
Hastalık haberini alan sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) baş düşmanı olduğunu bile bile belki imana gelir diye hemen Ebu Cehil’in evine koşup geldi. Tam ev kapısının önüne, kör kuyunun yanına yaklaşmıştı ki, karşısına Cebrail (a.s.) çıkarak hazırlanan tuzağı haber verdi ve kendisini içeriye girmekten men etti.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) hemen geri döndü. Hizmetçilerden durumu öğrenen Ebu Cehil de yatağından kalkarak ardına düştü. Cüya neden döndünüz, ey Allah’ın elçisi? Diye soracak ve de gönlünü aldıktan sonra içeri buyur ederek kör kuyuya düşmesini sağlayacaktı. Fakat ne ilginç ilâhi tecellidir ki kör kuyunun varlığını unutarak içine düştü. Evet, boşuna dememişler, başkalarının kuyusunu kazan, kazdığı kuyuya bir gün kendi düşer diye.
Kuyu içinde, “imdat kurtarın!” diye acı acı bağırmaya başlayan Ebu Cehil’i kurtarmak için kuyunun başına toplanan adamları ip attılar. Fakat ip yetişmedi. Ebu Cehil ipi bir türlü yakalayamıyordu. Çıkarıp ikinci bir ip ekledikten sonra ikinci defa ip attılar. Üçüncü, dördüncü defa ipi ekleyip saldılar, yine tutmadı. İpi her ekleyip saldıklarında kuyu da devamlı derinleşiyor ve Ebu Cehil de bir türlü ipi yakalayıp da dışarı çıkamıyordu. Baktı ki çıkacağına devamlı dibe doğru inmekte. Bunun üzerine adamlarına seslenerek, “Bana Hz. Peygamber’i çağırın, çünkü beni buradan ancak 0 kurtarır” diye emretti.
Gidip Hz. Peygamber’i çağırdılar. Kuyunun başına gelen sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), “Ey Ebu Cehil!” dedi. “Allah’a ve resûlüne iman edersen seni bu kör kuyudan çıkarırım. Yoksa orada geberip gidersin.”
Tabii ki çaresizlik içinde kalan Ebu Cehil içinden değil, fakat dilinden evet, diyordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) kuyuya elini uzatır uzatmaz Ebu Cehil hemen yakalayarak yeryüzüne çıktı. Orada bulunan herkes şaşırıp kalmıştı. Öyle ya Ebu Cehil’i en uzun iple çıkaramamışlardı da, Hz. Peygamber (s.a.v.) eliyle nasıl çıkarabilmişti. Bu imkânsız gibi bir şeydi. Fakat değildi. Çünkü bu bir mûcize idi. Ama kimlere göre. İman edenlere göre, İman etmeyenlere göre ise sihirdi. Nitekim Ebu Cehil de daha çıkar çıkmaz sevgili Peygamberimize, “Ey Muhammed Sen büyük bir sihirbazsın” dedi.
Gerçekte ise bu hadisenin sihirlik bir tarafı yoktu. 0 tamamen kuvvet ve kudretine son olmayan Allah’ın peygamberine bahşettiği bir mûcize idi. Hem de başkalarının kuyusunu kazmaktan başka bir işi olmayan kimselerin kendi kazdığı kuyuya kendilerinin düştüğünü gösteren bir mucize. O yüzden sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.
Mü’min kardeşinin kuyusunu kazan kimse, kazdığı kuyuya er geç kendi düşer.”
https://tr-tr.facebook.com/note.php?note_id=404727176124

 

………………..

 

RAP… RAP… RAP…

 

………………..

 

 

Şimdi de, AKP’nin “üç artı bir”le “Atatürk Türkiyesi’ni sonlandırmak için yaptığı “gizli (!) protokol”e kısaca bir göz atalım:

Aylık enformasyon bülteni POSTACI’nın 2004 Ekim sayısından, AB-ABD’nin içinde Hilafet’in de yer aldığı çok gizli Türkiye planını aynen aktarıyorum:

(…)

ABD VE AB, TÜRKİYE ÜZERİNE ANLAŞMAYA VARDI!

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİH Mİ OLUYOR?!

ABD VE AB’NİN GİZLİ PROTOKOLÜNDE NELER VAR?!

6 Ekim’de AB’nin “Evet; ama…” başlıklı raporu açıklandı.

Türk medyasının manşetlerden bayram sevinci içinde yansıttığı, ama satır aralarına gerçeği sakladığı rapora göre, 17 Aralık’ta Türkiye’ye tarih verilecek?!

Fakat…

POSTACI’nın geçen sayısında açıkladığımız gibi “AB, Türkiye’ye tarih vermeyecek!”

Nitekim…

Erdoğan da yine POSTACI’nın geçen sayısında açıkladığımız “Gümrük Birliği’nden çıkma, NATO’dan ayrılma, IMF’yle ilişkileri dondurma” yönündeki özel çalışmasını, gazetecilerin “17 Aralık’ta tarih almamamız söz konusu mu?” sorusu üzerine, Strazburg’da şu cevabı verdi:

“Liderlerin A, B, C planları olur. Bizim de A, B, C planlarımız var!”

Erdoğan’ın bu sözleri geçen sayımızda deşifre ettiğimiz özel çalışmanın teyidi anlamına geliyor.

Sadece Recep Tayyip Erdoğan & Abdullah Gül’ün bildiği bu “özel gündem”i şimdi tüm POSTACI okurları biliyor.

Hatta, Başbakan Erdoğan Frans-Almanya’nın liderleri ile perde arkasında Türkiye’ye tarih verilmemesi konusunda anlaşmış durumda.

Erdoğan yaşadığı tedirginliği “The Dream” bölümümüzde, “Yüce Divan’a gitme” korkusu yaşadığını belirterek açıkça ifade ediyor.

Şimdi size POSTACI farkıyla, Erdoğan’ın Rüya Takımı’nın Türkiye üzerine hazırladığı en son kurguyu açıklayalım:

“ABD ile AB, Türkiye üzerine anlaştı!”

Bu anlaşmanın diplomasi kulislerine sızan maddeleri şöyle sıralanıyor:

A- AB, Türkiye’yi üyelik süreci ile oyalayacak ve dikkatini sürekli AB’ye odaklayacak.

B- Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik her açılımı AB tarafından Batı’ya yöneltilecek. Türkiye’nin Ortadoğu ve Kafkaslarla olan ilişkisi minimum noktada tutulacak.

C- ABD ve AB; “Rusya, İran ve Türkiye”nin birlikteliğini engellemek için işbirliği içinde olacak. Birlikte hareket edecek.

D- AB, Türkiye’yi üyelik için onurlandıracak ama tam üyelik kapısını aralayarak, geri dönülemez süreçlere girilmesine sebep olmayacak.

E- AB, Türkiye’nin üyeliğini 10 temel şarta bağlayacak.

1-   Türkiye, Fırat’ın doğusunda bir Kürdistan Devleti’nin varlığını kesin olarak kabul edecek.

2-   Hatay’ın, Adana’nın ve Mersin’in self-determinasyon haklarını tanıyacak.

3-   Rum Patriği’nin Ekümenikliği’ni tanıyacak.

4-   Ermeni soykırımını ve mağdur Ermeniler’e ya da Ermenistan’a tazminat ödemesini kabul edecek.

5-   Laiklikte ısrarcı olmayacak. Eğer bir din adamı kalkar da Halifelik ilan ederse müdahale etmeyecek.

6-   Türkiye’nin belediyeler tarafından yönetilmesi yönündeki tüm yasal hazırlıkları yapacak.

7-   Tapu kadastro kanunu yeniden düzenlenecek.

8-   İslam baskı altına alınacak.

9-   Türklük baskı altında tutulacak.

10- Anayasa, Fedaralizme açık hale getirelecek.

F- AB üyeliği ile Türk sisteminin çözülmesi sağlanacak. Türk Devleti’nin Atatürkçülük, üniter devlet, üniter millet gibi kavramları terketmesi için zorlanacak.

G- AB, Türkiye ile Ortadoğu ve Kafkaslara yönelik operasyon için çalışmayacak.

H- AB anlaşmayı bozarsa, ABD, Almanya’nın Doğu Anadolu, Fransa’nın Güney Anadolu’daki çıkar bölgelerini tanımayacak.

I- Rusya ve Türkiye’deki Avrasyacılık akımı “İsrail, Türkiye, Rusya” ekseni üzerine oturtularak İsrail tarafından kontrol edilecek.

POSTACI diyor ki; Osmanlı önce 22’ye sonra 28’e ardından 34 ve şimdi de 36 parçaya bölünmüş durumda. ABD ve AB’nin anlaşmaya vardıkları bu yeni anlaşma da Türkiye’ye AKP iktidarı üzerinden dayatılan bazı kesimlerce sık sık yinelenen “Yeni Sevr” gerçeğini ortaya koyuyor. Sizce de böylesi bir gizli gündeme “Evet” diyen Erdoğan, “Sonum Menderes’ten kötü olacak” demekte haksız mı?! Bu anlamda AB sürecinin bir “oyalama mekanizması”na dönüştürüldüğü “İlerleme Raporu”nun açıklanması sürecinde tüm hatlarıyla belirginleşmiş oldu. Erdoğan’a “Seni Türkiye’nin yeni Atatürk’ü yapacağız” diyen “A Takımı” farkında olmadan (!) “Damad Ferid” yaptıklarının farkında mı?!

Hayrullah Mahmud

13 Ekim 2005

 

………………..

 

RAP… RAP… RAP…

 

………………..

 

 

Soçi’de Putin ile “ABD’yi satma pazarlığı” yapan, Erdoğan’ın “A, B, C” planları bağlamında da birkaç satır yansıtalım…

ŞOK HAZIRLIK – I

BRÜKSEL, ANKARA’YA TARİH VERMEYECEK!

Yıllardır Türk Medyası’nın “Her şey dahil” bir tatil paketi içinde sunduğu AB rüyası son mu buluyor?! Brüksel’den Ankara’ya perde arkasında yansıyan gelişmeler, Türk Medyası’nın yarattığı olumlu havayı doğrulamıyor!..

Tam tersine; “AB, Türkiye’ye tarih için tarih dahi vermeye yanaşmak istemiyor!..”

Ya da daha değişik bir ifade ile AB, Türkiye’ye tarih vermemeyi ileri bir tarihe erteleyerek süreci yumuşatmak istiyor.

Şöyle ki: Erdoğan’ın, AB’nin patron üyeleri ile perde arkasında gizli bir anlaşma yaptığı kuşkusu, başta Ankara olmak üzere, bu konuyla ilgilenen diğer ülke başkentlerinin kulislerinde çoktan konuşulmaya başlandı bile!..

Nitekim…

Bu perde arkası gelişmeyle ilgili kulislere yansıyan argüman aynen şöyle:

“Erdoğan, Fransa ve Almanya ile ‘AB’ye üye olmama’ konusunda bir anlaşmaya vardı!”

Bu yeni sürece göre AB’nin patronu olan bu iki ülke, 17 Aralık tarihini dondurarak, Erdoğan’ın alternatif tedbirleri alacağı bir tarihe taşımayı düşünüyor. Böylece Erdoğan’ı amiyane tabirle gaza getirerek, AB’den tarih alma konusunda sıkıştıran İsrail, ABD, İngiltere üçlüsünün hamlesini boşa çıkarmayı planlıyorlar!..

Fakat, görünen o ki, AKP’nin Hükümeti yönetemediği bir ortamda, bu süreci yönetmesi olanak dışı gözüküyor!

Zira, Türkiye’nin “geleneksel denge politikası” yine devreye girebilir ve “ne AB’nin ne de ABD’nin söylediği olsun” denklemiyle özgün sayılabilecek bir politika ortaya çıkabilir!

Bu yeni politikanın ortaya çıkması da “yeni bir siyasal yörünge” demektir!

O yeni yörüngenin belirlenmesinin ardından dünyayı sarsacak gelişmeler art arda gelebilir!

POSTACI diyor ki; İsmet Paşa’nın ünlü deyişiyle yeni bir dünya kuruluyor, Türkiye’de oradaki yerini almaya hazırlanıyor. Eğer sizde tekneyle dünya turuna çıkmaya hazırlanmıyorsanız, kendinizi bu yeni sürece -şimdiden- hazırlamaya başlasanız iyi edersiniz.

(…)

ŞOK HAZIRLIK – II

TÜRKİYE, GÜMRÜK BİRLİĞİ’NDEN ÇIKIYOR MU?!

Rahmetli Yavuz Gökmen’in tabiriyle “sarışın güzel kadın”ın Türkiye’ye birçok şeyi kaybetme pahasına hediye ettiği Gümrük Birliği anlaşması, Ankara’da bundan çok kısa süre önce yeniden masaya yatırıldı!

Dikkat!..

17 Aralık’ta Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye tarih vermemesi durumunda Ankara için yepyeni bir süreç başlayabilir!

Bu süreçte Gümrük Birliği, AB’ye karşı siyasi bir koz olarak kullanılacak. AB, Türkiye’nin “Gümrük Birliği’nden çıkarız” tehdidi ile karşı karşıya kalacak.

Peki bu durumda ne olacak?!

Ankara’da hazırlanan “kriz eskizleri”nde süreçten, Brüksel’in zararlı çıkacağı anlaşılıyor.

Çünkü Türkiye, Gümrük Birliği’nden olası bir reddin ya da uzun vadeli ertelemenin komplikasyonlarını milliyetçiliğe yönelerek aşmayı öngörüyor!..

Ankara’daki hükümete yakın birçok politik ve bürokratik kaynak ile devletin stratejik birimlerinin birçoğu, aralık ayında büyük bir ekonomik kriz beklentisini bertaraf etmeye çalışıyorlar. İşte bu nokta aynı zamanda, olası kriz durumunda Gümrük Birliği’nden çıkmayı bir alternatif haline getiriyor!

POSTACI diyor ki; AB’den tarih alamamış bir Ankara’nın, Gümrük Birliği’nde kalmayı çok fazla istemeyeceği ve ABD ile bölgesel senaryolar konusunda anlaşma tercihine kayacağı aşikardır.

(…)

ŞOK HAZIRLIK – III

TÜRKİYE NATO’DAN ÇIKIYOR!.. MU?!

Brüksel’in Ankara’ya tarih için bile tarih vermeyeceğinin anlaşılmasının ardından, Başkent kulislerine yansıyan bir diğer önemli gelişme de şöyle:

“Ankara, idam sehpasında yaşamı sonlandırılan Adnan Menderes’in hediyesi NATO’dan çıkmaya hazırlanıyor!”

Ortadoğu haritasının yeniden şekillenmeye başladığı günümüzde, kuvvetler ayrılığı da belirgin bir hale gelmeye başladı.

Bir yanda başını İsrail’in çektiği, ABD ve İngiltere’nin yanyana geldiği bir oluşum ile Almanya ve Fransa’nın başını çektiği diğer bir oluşumun bilek güreşi, içine Türkiye haritasını da alan bir coğrafyada tüm şiddetiyle devam ediyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapmış olduğu yeni tehdit algılamasında ortaya çıkan son tablo:

“Komşularımızdan ve yakın coğrafyamızda, Türkiye’ye yönelik askeri bir tehdidin ortadan kalktığı tespiti yapılmaktadır.”

Bu anlamda ABD’nin ve Batılı ülkelerin Türkiye’nin son 20 yıldır maruz kaldığı bölücü teröre yönelik “düşük yoğunluklu tepkileri”ni ve teröre yüksek desteklerinin Türkiye’nin NATO’yu da mercek altına almasına sebep olduğu görülmektedir. Türkiye, Avrupa Birliği’nden tarih alamadığı takdirde bölgesel bir güç olmayı birincil hedef haline getirmiştir.

Bu ise Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel akslarının yeniden belirlenmesi sonucu, NATO’dan ayrılma sürecinin başlatılabileceği öngörülüyor.

Nitekim, 1950’li yıllarda yaşanan toplumsal ve siyasal kırılma yaklaşık 50 yıl sonra, tıpkının aynısı bir fotoğrafla yeniden karşımıza çıkıyor. O kırılma ne tür askeri ve siyasal sonuçlar doğurduysa, 2002 yılında AKP’yi iktidara getiren kırılma da, benzer sonuçları hızla üretme yolunda ilerliyor!

POSTACI diyor ki; AKP’nin Eşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yakın çevresine “Galiba benim sonum Menderes’in sonundan da kötü olacak” diyerek, önümüzdeki sürecin ne kadar sert geçeceğinin ipuçlarını verdiği göz önüne alınacak olursa, tekneyle dünya turuna çıkma modasının ne anlama geldiği çok net bir şekilde anlaşılmıştır sanırız. Bakalım o gün geldiğinde, Erdoğan’ı dışarı taşıyacak bir tekne bulunabilecek mi?!

(…)

ŞOK HAZIRLIK – IV

IMF’YLE İLİŞKİLER DONDURULUYOR!

IMF’yi göndermeye kimler talip olmadı ki?!

En zengininden en fakirine, birçok söylem geldi geçti bugüne kadar!

Hepsinin de ortak noktası “IMF’siz bir Türkiye”ydi..

AB’den tarih alamamış bir Ankara sabahını, aynı zamanda IMF’siz günler bekliyor!

NATO yok!

Gümrük Birliği yok!

IMF yok!..

Bu bir eksen değişikliği hazırlığı değil mi?!

 

………………..

 

RAP… RAP… RAP…

 

………………..

 

 

“Eksen” değiştirme gibi ciddi bir çaba içinde olan AKP’ye, geçmişte bize yolladıkları “Vakit” yazarı Yavuz Bahadıroğlu’nun 17 Ekim 2006 tarihli “SANCISIZ İNCİ OLMAZ” başlıklı yazısını, yeri gelmişken buradan bir kez de ben kendilerinin dikkatlerine sunmak istiyorum:

“İnanan insan için önemli olan kararlılıktır. Dünya aleyhine geçse bile inançlarından sapmamak, kaynağı inancı olan doğrulardan şaşmamaktır, önemli olan. İnanç ve ibadet, inanmayan ve ibadet etmeyenlere bir meydan okuyuştur zaten… Dünya tarihi şahittir ki, inanmayan kesimler ne kadar kalabalık, eğitimli, güçlü-kuvvetli, varlıklı olurlarsa olsunlar, akıbet kaybetmeye mahkûmdurlar… Nemrut, Firavun ve Ebucehil de kaybetmişti. Hazret-i Nuh’u hatırlayın. Etrafında pek kimse yoktu. Güçlü isimlerden, eğitimli elemanlardan mahrumdu. Kavminin önderleri ve kavmi ona isyan halindeydi. O kadar ki, oğlu ve karısı bile iman etmemişlerdi. Bu yüzden tufan gelecek, Nuh kavmi cezalandırılacaktı… Hz. Nuh ise kendisine inananlarla birlikte gemiye binip selamete açılacaktı. Bu amaçla emir olunduğu gibi bir gemi yapmaya başlamıştı. Kavmi ise Hz. Nuh’la alay ediyor, inançlarıyla dalga geçiyor, gemisiyle gönül eğlendiriyorlardı. Sonunda tufan çıktı. Hz. Nuh, kendisine inanlarla birlikte kurtulurken, inançlarıyla alay edip yüreğini acıtanlar helak oldular. Dostlar! Kızmayın, kırılmayın, gücenmeyin, incinmeyin; vakti geldiğinde hüküm imdada erişecek ve Allah nurunu tamamlayacaktır. Kardeşleri Hazret-i Yusuf’u kuyuya atmış, bir kurt tarafından parçalanıp öldüğüne dair de söylenti çıkarmışlardı… Hz.Yusuf kuyuya teslim olmadı. Bir taraftan dua ederken, bir taraftan da elinden gelen çabayı gösterdi. Kuyudan kurtulmaya çalıştı… Tam o sırada oradan geçen bir kervancı su çekmek için kuyuya bir kova indirdi. Hz. Yusuf kovaya tutundu ve kurtuldu… Sonra da Mısır’ın en güçlü önderlerinden biri oldu… “Ne oldum deme, ne olacağım de” sözü işte tam Öyle durumları anlatıyor. Hz. Hacer’i küçücük oğlu İsmail ile birlikte zehirli yılanların, çıyanların, akreplerin kaynaştığı çöle bıraktılar… Şartlar tümüyle aleyhine idi. Dışarıdan bakan biri, kısa bir süre sonra Hz. Hacer’le oğlunun susuzluktan öleceklerine yemin edebilirdi. Fakat ölmediler. Hz. Hacer, “kadın haliyle” çöl şartlarına teslim olmadı. Safa ile Merve tepeleri arasında su aramaya çıktı… Hz. Hacer’in çölde su bulması sıfır ihtimaldi. Bunu o da biliyordu. Buna rağmen sabrediyor, dua ediyor ve su bulmak İçin elinden geleni yapıyordu. Sonunda rahmet erişti. Rahmet erişince çöl dize geldi. Hz. Hacer Zemzemle ödüllendirdi. Nemrut hükümdardı. Zengin ve meşhurdu. O kadar güçlüydü ki, tanrılık taslıyordu. Bu iddiasını Hz. İbrahim tasdik etmeyince kinlendi. Onu ateşe atıp yok etmeye karar verdi. Böylece Hz. İbrahim’e inananlara da büyük bir gözdağı vermiş olacaktı. Dünyanın en korkunç ateşini yaktırdı. Hz. İbrahim’i mancınıkla ateşe attılar. Hz. İbrahim sabır, dua ve tevekkül ile gülümsüyordu… Bir anda imkânlar sukut etti. Şartlar değişti. Nemrut ateşi gülistan’a dönüşüp Hz. İbrahim’i yakmadı. Emin olun ki, çağdaş Nemrutların ateşleri de içimizi yakmayacaktır. Önemli olan İbrahim olmaktan taviz vermemektir. Firavun, Hazret-i Musa’yı öldürme kararındaydı. Çünkü yüreğini teslim etmiyordu. Ondan kurtulacaktı. Bunu öğrenen Hz. Musa, kendisine inananları alarak bölgeyi terk etti. Firavun ise kalabalık ordusuyla arkasına takıldı. Hz. Musa, yanındakilerle birlikte Kızıldeniz kıyılarına indi. Fakat Firavun arkasındaydı: Denizle Firavun’un ordusu arasında kalmıştı. “Rabbimin yardımı bizimledir” dedi ve atını Kızıldeniz’e sürdü. Deniz iki yana açılıp yol oldu. Hz. Musa ile yanındakiler salimen karşı kıyıya geçtiler. Durumu gören Firavun’un başka çaresi kalmamıştı: Ya aynı yoldan geçip Hz. Musa’yı takip edecekti ya da korktuğunu kabul edip gerisin geri kaçacaktı. Her halükârda yenilecekti… Atını o da denize sürdü. Fakat bir süre sonra deniz iki taraftan hızla birleşmeye başladı. Firavun boğuldu. Çağdaş Firavunlar da boğulmaya mahkûmdur! Tesellimiz bu tecellilerdedir, sevgili dostlarım. Şartlara bakıp umutsuzluğa kapılmayın, abuk-sabuklamalara kulak verip incinmeyin. Kıble yürüyüşünüzü sürdürün. Bilin ki, sancısız inci olmaz!”

https://www.yenidendogus.net/forum/yuerek-esintileri/18613-sancysyz-inci-olmaz.html

 

………………..

 

RAP… RAP… RAP…

 

………………..

 

 

Ve…

Son olarak…

“TOPLU DURUM ANALİZ”!

Küresel aksta, “inşaat kalfası kafası” ile “yüksek siyaset” yapmaya çalışan AKP & Gülen Cemaati’nin hali ortada!

Amiyane tabirle, “Minare gölgesi”, “Davul tozu” bulmak için dünyanın dört bir yanında çalmadık kapı bırakmadılar!

Görünen o ki, “11 Türk askeri”nin kafasına Süleymaniye’de geçirilen “çuval”ın ardından ABD&AB, TSK’ya karşı yaptığı “derin hata”nın farkına “irkilerek” varmış!

Özür dilemek, kendini affettirmek için hemen masaya oturmuş!

AKP’nin diğer siyasi parti yönetim katları, sermaye ve medya ile perde arkasında danışıklı dövüş yapması, onları yalan, talan, vurgun işlerine ortak etmesi gidiş sürecini uzatmış!

Bu defa da, “Kervan yolda düzülür” mantığı içinde AKP ve AKP ile işbirliği içinde olanlar “iktidarda düzülmek”e başlamış!

Bu bağlamda, ABD&AB tarafından “kerhen”, “Bu adamı deliğe süpürmeyin kullanın” “rica”sı kabul edilmiş!

“Atatürkçüler”i hedef alan Ergenekon operasyonu başlatılmış!

AKP’nin elinden “mağduriyet”, “mazlumiyet” kartları tek tek düşürülmüş!

Sahte Atatürkçüler, sahte Türk Milliyetçileri, sahte Demokratlar, sahte İslamcılar, bu süreçte bir kez daha açığa düşmüş, düşürülmüş, faş edilmiş!

22 Temmuz seçimleri sonrasında, AKP & Gülen Cemaati’nin “kaptan köşkü”nün ne kadar hain, alçak oldukları gerçeği “gizli protokol” ve/veya “sözde demokratik açılımlar” üzerinden bir kez daha kayda geçirilmiş!

“Ertesi gün” sınavları defaatle yapılmış!

“Nedamet” getirmesi muhtemel isimlerin hepsi tek tek sınavdan geçirilmiş!

Kazananlar olmuş, kaybedenler olmuş!

Gülen, Gül, Gülen de bu “karanlık süreç”te, Soçi’de Putin ile yaptıkları “gizli pazarlık” üzerinden “eksen”i “Batı’dan “Doğu”ya kaydırma, “rejim”i de “çimen yeşili”ne boyamak için art arda açılımlar yapmışlar!:))

(…)

“Soçi’de sobelenmek”?!

https://www.biroybil.com/showthread.php?3486-Soide-Sobelenmek-Ya-Da

(…)

“90 gramlık inci”?!

https://alaturkaonline.com/?p=2912

(…)

Putin’in “Pussy”leri?!

https://askerhaber.com/kose-yazisi/71/putin-in-“pussy”leri.html

(…)

“Ultra Neo 27 Nisan süreci”?!

https://www.askerhaber.com/kose-yazisi/72/ultra-“neo-27-nisan”-sureci.html

(…)

Daha önce ne demiştik:

“Kaçacak yeriniz kalmadı: Dünyanın dörtbir yanı Türkiye oldu, Türkiye ise dünya!”

Hülasa; küresel aksta, “inşaat kalfası kafası” ile “yüksek siyaset” yapmaya çalışan AKP & Gülen Cemaati’nin “Evet / Hayır” cevapları ile yeni dönem şekillendi.

Ezcümle, AKP & Gülen Cemaati’nin kendi elleri ile kazdığı o “kuyu”ya, bakalım önümüzdeki günlerde “Atatürk Türkiyesi” mi yoksa kendileri ile birlikte tüm işbirlikçiler mi düşecek!?:)

 

………………..

 

RAP… RAP… RAP…

 

………………..

 

 

Sözün özü:

“Bugünün hikayesi geçmişte yazıldı”!

Veyahut:

Mü’min kardeşinin kuyusunu kazan kimse, kazdığı kuyuya er geç kendi düşer.”

Nokta!

 

Sevgiler

7 Mayıs 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?