Milli Takımımız ikinci hazırlık maçında Finlandiya’ya 3-2 yenildi.

Hazırlık maçlarında skorları abartmamak lazım söylemi her zaman söylenir ancak hatırlatmakta yarar var malesef bu sonuçlar FIFA tarafından abartılıp sıralamamız etkileniyor.

Maça dönersek, Abdullah Avcı ikinci maçta ilk maça oranla çok farklı bir onbirle sahaya çıksa da farklı olmayan noktalar, oyun içerisinde ki inişli çıkışlı performansımız ve defansif anlayış zafiyetlerimizdi.

Milli Takım havuzunda ki tüm oyuncuları görme isteği aslında takımımızın gerçek gücünü görme şansımızı azalttı.

İki maçta havuzdan 20 değişik oyuncu şans buldu. Aslında futbol bilgi ve görgüsünden zerre kadar şüphem olmayan Abdullah Avcı bu sıkıntıyı görmüş olacak ki ilk maça oranla iki değişik anlayış ile sahaya çıkmıştı.

Birincisi hazırlık maçı dahi olsa çok oyuncu değiştirmeme anlayışı ile takım zincirini bozmama ve rakibe yüklenmek yerine rakibe pas yapma şansı vererek boş alan ve pozisyon bulma şanslarını artırmak idi. İlk on dakika bu anlayışa alışma şaşkınlığı içerisinde takımımız bocalasa da daha sonra bu tarza adapte olan Milli Takımımız oyunun hakimi idi.

Netekim 1-0 mağlup duruma düşmelerine rağmen rahatça 2-1 öne geçmeyi başardılar.

Ancak ikinci yarı eski hastalığımız olan şuursuz yüklenme ve acele hücumlar yüzünden yediğimiz kontrataklar ile sıkıntılar yaşadık.

Abdullah Avcı dahil tüm yorumcuların çok iyi oynarken şanssız goller yediğimizi söylemeleri beni şaşırttı.

Çünkü yıllardır hep aynı söylem. Çok iyi mücadele ederken şanssız goller yüzünden yenildik.

Şuursuz atak yapmak iyi oynamak demek değildir. Ataklar kompak halde, blok halinde dengeli yapılır. Tıpkı ilk yarıda olduğu gibi.

Disiplinli, dengeli ve sabırlı atak yapmayı öğrenmemiz gerekiyor. Futbol şablonu içerisinde yapılması gereken hücum kombinasyonları
yapmadan tamamen bireysel ataklar yapmaya çalışırsak yani tüm oyuncuları oyunda tutamassak kaptırılan toplar dengesiz ve kopuk yakalanan takım defansımızın Gürcistan ve Finlandiya gibi kolay takımlara bile çok pozisyon vermesine sebebiyet veriyor.

Çok farklı bir onbirle bile oynasak Abdullah Avcı’nın oynatmak istediği oyun anlayışı aynı idi. Özellikle hücum hattında ilk maçta forvet arkasında Nuri’yi ikinci maçta ise Arda’yı kullandı.  Bu anlayışla beşli hücuma dönmeye çalıştı. İlk maçta Pektemek,  Sercan, Gökhan, Nuri ve Hamit beşlisini kullandı.

İkinci maçta ise Burak, Arda, Umut, Caner, Emre beşlisi kullanıldı. Bu beşli hücum organizasyonlarında Caner ve Umut’un çok sırıttığı, Pektemek’in Milli Takımı kaldıramıyacağı görüntüsü ve Gökhan’ın ise henüz istenilen tecrübeye ulaşamaması sebebiyle ideal beslinin solda Sercan,sağda Arda, ileride Burak arkasında Nuri ve orta sahadan Selçuk desteği ile ideal hücum beşlisi oluşması gerekiyor gibi görünüyor.

Bu ikinci maçta en büyük kazancımız Hasan Ali oldu. Futbolu bu kadar bilerek oynayan temposunu hiç düşürmeyen az riskli yerinde kararlar veren bir solbek. Hücum anlayışı olarak İsmail’den aşağı kalmayan ancak defansif anlamda İsmail’den üç gömlek daha iyi olan bir sol bek.

İlk maça oranla daha iyi set ataklar gerçekleştirmemiz artımız idi. Defansif anlamda duran toplarda alan savunması yapıyoruz. Ancak alan savunmasının, çakılı, hareketsiz bir şekilde durmak anlamına gelmediği oyuncularımıza anlatılmalı.Çok hata yapıyoruz. Yediğimiz ilk gole bakacak olursak alan savunması ve takım balansının bozukluğu yüzünden çok rahat bir şut şansı veriyoruz. Kornerden gole kolayca kafa vurduruyoruz ve dönen topa çaprazdan rahat vurulan top kalemizde gol oluyor. Böyle bir golü emin olun Maldive Adaları yemez.

Rakibe pas yaptırmak modern futbolda rakibi açan bir tarz ancak özellikle zayıf takımların set hücumlarında pozisyon vermemeyi öğrenmemiz lazım. Pres bağlantılarımız bu maçta 70.dakikaya kadar daha iyi idi. Sürekliliği artırmak gerekiyor. Yediğimiz üç golde de bence kaleci hatası vardı. Özellikle ikinci golde ceza sahasına yakın bir yerden vurulan topa kalecinin iki üç adım çıkması yeterli iken nerdeyse Cenk’in penaltı noktasına kadar çıkması büyük hata idi.

Genelde çok beğendiğim Cenk’in malesef Zafer Hoca ile daha riskli saatli bomba gibi bir kaleciye dönüşmesi beni endişelendiriyor. Kalecilerin sıfır risk ile oynamaları lazım. Ayakta kalması, refleksleri güçlü çabuk bir kaleci ancak çok riskli oyun anlayışı önünde ki defansı da etkiliyor.

Umut’un 90 dakika sahada kalmasına hazırlık maçında bile olsa bir anlam veremedim.

Emre’nin aldığı her topu dönüp uzun kanatlara atması aslında hücum gücümüzü artırmadığı ve çoğalmamızı engellediği gibi bloklar arasınıda açıyor. Kontra olmadığı sürece bu tip topların atılmayacağını Emre’ye birilerinin anlatması lazım. Öğrenmenin yaşı yoktur.

Bir iki söz de maçı anlatan sipiker ve yorumcu ile alakalı. Seyircilerimiz maçları seyrederken bu kişileri dinliyorlar. Dolayısıyla futbolu bunlardan öğreniyorlar. Bu kişilerin futbol bilgisinin üst düzey olması lazım. Yoksa futbol kültürümüz yozlaşır ve futbolumuz zarar görür.  Lütfen doğru yorumcular veyahutta bu işten para kazanan yorumcuların biraz kendilerini yetiştirmelerini rica ediyorum.

Maçta teknik ve taktik o kadar yanlış şeyler söylediler ki kafamı duvarlara vurdum. Örnek; Takımımızın boyu uzadığı için sıkıntı yaşadığımız söylendi. Takımın boyunun uzaması ne demek?

Bloklar arası açıldı. Oyuncularımız arasında ki mesafeler korunamadı. Kompak olamıyoruz dense anlarım. Allah aşkına takımın boyu uzadı nasıl bir tabir?

Umarım Salı günü Bulgaristan karşısında daha organize ve sahada ne yaptığını bilen bir milli takım buluruz.

Ercan Özdemir / Los Angeles
[email protected] 
https://www.alaturkaonline.com/yazarlar/ercan-ozdemir-yazarlar/ 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?