Moda’dan Çok Moda’cı

modadan cok modaci

Prensip olarak, gündemi fazla meşgul eden konular hakkında yazı yazmayı tercih etmiyorum. Bu tarz konular bana hep “moda” gibi gelmiştir. Sezonluk… Bir anda ortaya çıkar, çok konuşulur, tartışılır, kimi beğenip savunur, kimi beğenmeyip eleştirir… Bu şekilde geçen belirli bir dönemin ardından da, belirli bir kitle kazanır ve belirli bir kitle de kazandırır. Geriye kalanlar ise seyircidir. Hani şu “modaya uymayıp, kendine yakışanı giyen” yani “aldırış etmeden, hayatına devam eden” kitle.

Ben tam bir “modaya uymayan”ım. Herkes tarafından yapılan, sevilen hatta önemsenen şeyler benim için sıradandır. Artık bir özelliği kalmayandır. Cazibesini yitirmiştir bir kere… Benim için, hayata farklı pencereden bakmak ve o pencereden edinilen deneyimi kaleme almak daha çekicidir. Yaratıcılığın gerçek temelidir.

Derken…

Gözlerim bir magazin programına takıldı. Özel bir davete katılan, isimlerini tek tek bildiğimiz o çok “özel” bayanları gösteriyordu. Muhabir hepsine kısa kısa sorular yöneltiyor, röportaj yapıyordu. Sıra içlerinden bir tanesine geldi. Bu kişi, hepimizin çok iyi bildiği ve takdir ettiği bir tasarımcıydı. Üzerinde de çok hoş bir kürk… Muhabir, bu günlerin “iç savaş” konusu haline gelmiş, meşhur “gerçek kürk giymek” konusunu açtı ve tasarımcının fikrini sordu. Sevgili tasarımcımız; “aman canım gerçek kürk giymekte ne var, ne yani o kadar hayvan seviyorsak tavuk da yemeyelim, kırmızı et de yemeyelim yani…” dedi. Kanım dondu. Hayır, kürk giymesine veya o kürkün gerçek olup olmamasına veya giymeyi savunmasına değil, yapmış olduğu kıyaslamanın anlamsızlığına dondu kanım. Kimsenin özel hayatına karışamayız. Bilir kişi değiliz. Söz sahibi hiç değiliz. Herkes istediği şeyi yapmakta özgürdür. Eleştirmek gereksizdir, saçmadır. Çünkü kimin ne yediği, ne giydiği, kiminle ne yapıp ne yapmadığı bizi ilgilendirmez. Kimseyi ilgilendirmez.

Ben dondum, çünkü çok üzüldüm. Nasıl üzülmem? Zavallı bir hayvan vardı gözlerimin önünde… O kadar zavallıydı ki; hem kürkü zarar görmesin diye önceden öldürülmemiş ve canlı canlı derisi yüzülmüş, hem de bu ölümü, gıda sektöründeki özel üretilen ve acı çekmesin diye şoklanarak öldürülen “daha şanslı” hayvanlar ile kıyaslanmış. Yetmemiş, üzerine bir de gitmiş, milyonlarca insan içinden, bu çok “bilge” kıyaslamayı yapan kişinin omuzlarını süslemiş. Yazık…

Modayı da çok severim bu arada, yanlış anlaşılmasın. Sadece daha “canlı” tutulmasını isterdim.

Satırlarını yazarken buldum kendimi…

Çünkü insanlığım, prensiplerimden önce geliyor.

İREM GÜRSOY / Ankara – Aralık 2013

[email protected]

 

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?