Modanın Yaramaz ve Dahi Çocuğu: Barbaros Şansal

barbaros-sansal-3

Modanın Yaramaz ve Dahi Çocuğu: Barbaros Şansal Amerika’nin ilk Türkçe İnternet Gazetesi Alaturka’ya konuştu. Oğuzhan Toracı yazdı.

Modanın Yaramaz ve Dahi Çocuğu: Barbaros Şansal

Bilen bilir, tanıyan tanır…

Bende çok uzun zaman önce, kitabı çıktığında tanıdım onu.

3. Sınıf Hamur Kâğıda Matbaa Mürekkebi Hayatlar” isimli kitabını bizzat imzalayarak postalamıştı bana, sonrasında onu tanımak istedim ve kalktım gittim usta terzi Yıldırım Mayruk’un Gümüşsuyu’ndaki dikiş kokan atölyesine.

O gün atıldı dostluğumuzun temeli ve uzun zamandır da sapasağlam sürüyor. Her zaman dost, her zaman bilirkişi, her zaman bir büyük olarak yanımda oldu. Bazıları sevmez, çünkü o lafını esirgemeden, net ve bir o kadar da sert koyar düşüncesini ortaya…

Ama belli etmese de merhametlidir. Gizliden gizliye yardım eder elinden geldiğince herkese. Sadece belli bir duruşu yaşatmaya çalıştığı için kurallar belirlemiştir kendisine.

Üstelik dolu bir adam da; İngiltere Royal Sanat Akademisi’nde Renk Bilimi okumuş, üstüne de İsviçre’de araştırmalarda bulunmuş, kendini gençliğe adamış, üniversite üniversite gezerek birikimlerini paylaşan ve aslına bakılırsa uzmanlığı olan bir bilim adamıdır.

Türkiye’nin en varlıklı ailelerinden birine mensuptur ama yalnız ve çaresiz büyümüştür. Neyse lafı fazla uzatmaya gerek yok; zaten bu sohbetimizde mesleğinden ziyade, isim olarak bugünlere nasıl geldiğini okuyacaksınız…

Buyurun başlıyor…

Seni çok iyi tanıyorum ama yinede en başa dönelim ve “iğne”yle tanışmandan bahsedelim…

Küçükken çöp kovasına düştüm, sağ gözümün yanına çivi girdi ve tetanos iğnesiyle tanışarak hayata başladım. Artık iğne tutar vaziyete gelince rahmetli babaannemin toplu iğneleri sayesinde Toto Karaca ve Mevhibe İnönü’yle başladı. Özallar, Yılmazlar, Çillerler, Erbakanlar, Koçlar, Sabancılar… Dike dike devamı geldi. İğne, çuvaldız, çengelli iğne, etamin iğnesi… Bütün iğneleri tanıdım hayatım boyunca.

Vazgeçtim dikiş-nakış konuşmayalım. Zaten artık terzi Barbaros Şansal’ı herkes biliyor, tanıyor, seviyor… Ama asıl önemli olan Barbaros Şansal neler yaşadı bugünlere gelirken?

Barbaros Şansal’ı anlamak için artık eskisi gibi ondan, bundan sormaya gerek yok. GBT, Mernis, Milli İstihbarat, TSK, CMK, 14. Ağır Ceza gibi yerlere sorabilirsiniz… Artık Barbaros Şansal her yerde kaydı olan, sadece sabıka kaydı olmayan bir adam. Barbaros Şansal’ın nerede doğduğu, nerede okuduğu, hangi dersten ne not aldığı, hangi yıllarda Selimiye’de yattığı, hangi yıllarda Sansaryanlar’da işkence gördüğü, ne zaman zühreviye alındığı, ne zaman Beyoğlu’nda saçının traşlandığı, ne zaman Hortum Süleyman’dan dayak yediği, ne zaman Polis Uğur tarafından silahla kaçırılarak taciz edildiği, ne zaman Şehzadebaşı Camii’nin tuvaletinde İlim Yayma Cemiyeti’nin öğrencileri tarafından odunla dövüldüğü…Bütün bunlar kayıtlı.

Ağırmış yaşadıkların, nasıl katlandın bunlara?

Katlanmadım canım, tadını çıkardım. Tecavüz kaçınılmazsa keyfini çıkaracaksın.

Ama kabul et ağır mevzularmış bu yaşadıkların…

Ağır mıydı? O günler için ağırdı belki ama bugün baktığım zaman onlar benim için birer taç, birer madalya, birer nişan. Çünkü bugünlere nasıl dike dike geldiysem, bunları da yaşaya yaşaya öğrendim. Ve insanları kırmamayı, zulmetmemeyi, işkence yapmamayı, dolandırmamayı, yalan söylememeyi, riyakârlık yapmamayı… Kısacası kendim olmayı döve döve öğrettiler bana..

Bu kadar bedel ödenmeseydin nerede, ne yapıyor olurdun?

Bunu yorumlamak ya da tasvir etmek çok zor bir şey, çünkü bunu bilemeyiz. Kader yoktur. Belki kravatlı, takım elbiseli, üç çocuk babası, Jaguar’ına binen, iktidarlarla flört eden sanayici bir ailenin oğlu olurdum… (Gerçi flört her zaman var hayatımda ama hepsiyle değil, bazılarıyla…) Belki de, cinsiyet değiştirmiş, Vatan Caddesi’nde fuhuşa düşmüş bir adam olurdum… Belki de, karışık madde bağımlısı bir eroinman olarak figüranlar kahvesinin bir köşesinde otururdum… Belki de içgüveysi olarak zengin bir aileye damat olarak giderdim…

Örneklerin hep uçlarda, niye hep sıra dışı hayatlar?

Sıradan hayat dediğini bana açar mısın?

Daha sakin, daha usturuplu…

Benim hayatım gayet sakin ve usturuplu. Usturupsuz diyemezsin bana…

Neyi kastettiğimi biliyorsun… Sabah işime gideyim, akşam geleyim, evim olsun, ailem olsun demedin mi hiç?

Sabah 9, akşam 5 memur-köle ol. Yeşil pasaport al, vizesiz seyahat et. Oy mahkûmu ol. Makarna ve kömürle yaşa. Ben her zaman onurum, gururum için yaşadım. Hatta hayatımda öyle dönemler oldu ki, o kadar çaresiz ve o kadar imkânsızlıklar içinde kaldım ki, Beyoğlu’nda ucuz bir bekâr oteline yerleşmiştim o yıllarda. Ve yazlık ayakkabıyla kaldım kış günü. Param yoktu. Günde yiyebileceğim yemek miktarı bile belliydi elimdeki parayla. Yani çeyrek ekmek içine belki biraz peynir koydurabilirdim. Hasta olmamak için işportalarda satılan multi-vitamin haplarından her gün bir tane alıyordum. Çünkü yeterli beslenemiyordum. Ama bu nitelik ve nicelik arasında ince bir çizgi gibi, doğru kullanmak verimlilik gibi bir şey. Benim hayatım parabolik, düz çizilmiş bir hayattan nefret ederim.

“Emek arası peynir bir hayat yaşadım” diyorsun ama Eczacıbaşı gibi varlıklı bir aileden geliyorsun…

Her soylu ailede bir soysuz velet çıkar. Bana ne ailemin soyundan? Ayriyeten ben soy diye bir şeye inanmam. Monarşiye inanmadığım için asalete inanmam zaten mümkün değil.

Neyse, gençliğinde isyan bayrağını çekip İngiltere’ye kaçış maceran vardı birde…

O sürgünleri, o baskıları, telefon dinlemeleri, 14. Ağır Ceza’ya ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ne gitmeleri, çocukluktan beri her türlü hayatı birlikte yaşadığım insanların alınıp beni dava etmelerini… Bunları herkes biliyor… Neyi bilmiyor insanlar? O bilmedikleri şeylerde benim armağan edeceklerim olsun. Geçenlerde yarışmada benim yanımdaki jüri üyesi sakallı çocuk; beyaz gömleği içine siyah iç çamaşırlı bir kadın için “hayatta en sevdiğim şey beyaz gömlek içine siyah sütyendir” dedi. Ben itiraz ettim. Çamaşırını gösteren bir kadın şık olmaz, ancak müstehcen olur. Çamaşırını o göstermemeli, ben keşfetmeliyim. Bu yüzden Barbaros Şansal keşfedilir. Sibel Can gibi, Gülben Ergen gibi tepsiyle ortaya konulmuş bir ürün değildir. Ürün değildir Barbaros Şansal, şahıstır, kimliktir. Onlar kaşını-gözünü botokslayan, orasını-burasını şişirten, g-stringiyle teknede çaktırmadan poz veren, evlenip-boşanan, onlar şarkı söyleyen, onlar içki masalarının sahnedeki mezeleri… Ben o değilim, ben belediye otobüsüne binerim, öğrenci evlerinde çekyatta yatarım, gazete kâğıdı üzerinde kahvaltımı yaparım ama ben Çırağan Sarayı’nda bir düğünde en pahalı kıyafetleri de giyer eğlenirim.

Eğlen tabi, bu herkesin hakkı. Peki ya, pişmanlıkların olmadı mı hiç?

Pişmanlıklar yok, kızgınlıklar var. Hayatta yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadım. İsteyerek yaptım, arzulayarak yaptım. Evlendim, çocuğum oldu. Bir kızım var. Niye pişman olayım? Biriyle yattım, adam cüzdanımı çaldı, kaçtı. Niye pişman olayım, ben aldım onu yatak odama. Yani bile bile ladestir hayat. Dinsellik ve cinsellik varsa mutlaka ticaret vardır. Bu ikisi birbirini bağlar ve bu ikisi her zaman çıkar içindir. Maddi, manevi ya da fiziki… Türk toplumu güya %99’u Müslüman, geleneklerine bağlı, muhafazakâr bir toplum olarak telaffuz ediliyor. İyide kardeşim; minibüse, belediye otobüsüne bindiğin zaman elin poponda seyahat ediyorsun. Biri geliyor dayıyor. Gece karanlığında parklar, belediyelerin gezinti yerleri… Her yer erkeklerle dolu,  bu adamlar birbirinden yemek tarifimi alıyor orada? Ya da iğne oyası tarifi mi veriyorlar birbirlerine o karanlık köşelerde, izbe yerlerde?

Tamam, oralara girmeyelim şimdi. Cevabını biliyorum ama yinede soracağım, bu zorlu günlerinde ya da acıları yaşadığın dönemde yanında birileri yok muydu?

Benim hayatımda son 22 yıldır çok büyük destek, ustam Yıldırım Mayruk var. Onun şemsiyesi, onun ismi ve lüksü bana tüm bunları yaptırıyor. Benim yanımda Türkü, Kürdü, Ermeni’si, Yahudi’si milyonlarca desteğim var. Ben bunu bir Zürih ziyaretimde fark ettim. Çok kalabalık olmayan bir caddede yürüyoruz, oradaki bir sürü Türk yanıma gelerek “biz sizi tanıyoruz, fotoğraf çektirmek istiyoruz” dediler, bunun televizyonla falan alakası yok. Geçen haftalarda Okan Bayülgen’de aynı şeyi söyledi, “artık televizyonlarda büyük adam olman değil, Erdil Yaşaroğlu’nun senin sözlerini tweet etmesi seni adam eder” dedi. Bu taş banaydı. 

Sosyal medyadaki krallığın tartışılmaz. Binlerce takipçin olduğunu biliyorum. Ama benim merak ettiğim şeyler var… Bir taraftan baktığımda da senden korkanların olduğunu düşünüyorum. Pandora’nın Kutusu gibisin… Varlığın bazen insanları tedirgin edebiliyor…

Ben hayatım boyunca kimseyi belden aşağı vurmadım. Böyle bir şeye tenezzül etmem. Ben korkulacak bir adam değilim. Strateji yaparım, kurnazımdır, zekiyimdir, fevriyimdir ama saman alevi gibidir. İntikamcı olduğumda yirmi yıl sonrada alırım. Bu onların korkularıdır, ben hiçbir şeyden korkmam. Ben Allah’tan da korkmam. Allah’tan umulur, şükredilir. Keza ben ateistim.

Barbaros Şansal duygularını, hissettiklerini rahatça yaşayabilen biri…

Tabi ama bir dakika, geçen hafta bu soru bir kez daha sorulmuştu. Rahatça yaşıyorum fakat 55 yaşındayım, magazinde özel hayatımı görmediniz. Niye acaba?

Kendini böyle göstererek, imaj yaratmaya mı çalışıyorsun?

İnternette sözlüklerde yazmışlar, bize eşcinsel numarası yapıyor diye. Gerçekten hayatımda uzun zamandır kimse yok. Ben marjinal kulüplere gidip barın üstünde dans ederken de, iç çamaşırımla da poz verip sosyal paylaşım sitelerine koyuyorum bu fotoğrafları. Kimse bana niye donunla fotoğraf koydun demiyor “beğendi”ye tıklıyor. Ben bu toplumun içindenim. Onu çok doğru dengelemek lazım.

Yine ucunu açık bıraktın… Neyse, ateistim diyorsun ama sen Allah yok demiyorsun sadece kendi iletişimini koparıyorsun…

Allah’a inanan, dini ne olursa olsun herkese saygı gösteriyorum. Aşağılamıyorum, alay etmiyorum.

Anlamaya çalışıyor musun?

İman edene saygı gösteriyorum. Ben camiye gidip viski içmiyorum. Ama viski içtiğim yerde de ezan sesi duymak istemiyorum! Bu benim en doğal hakkım. Hele bu çağda, herkesin elinde alarmlı cep telefonu, kolunda alarmlı saat, her yerde internet varken ben camımın içinden, berbat bir hoparlörden cazır cuzur, kör karanlıkta bir sesle uyanmak istemiyorum. Ben eğer inanıyorsam, ibadet ediyorsam saatimi kurar kalkarım.

BARBAROS ŞANSAL İSTER İSTEMEZ TERZİLİK MESLEĞİYLE HAYATA BAŞLAMIŞ, TÜRKİYE’NİN İLK MODA OKULU AÇMIŞ, MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’YLA PAPAZI BULMUŞ, SÜRGÜNLER YAŞAMIŞ, BEDELİNİDE ÖDEMİŞTİR VE HALA DA ÖDER… ÖDEMEYEDE DEVAM EDECEĞİNİ SÖYLER… HER ZAMAN ÖDEYECEK KADAR SERVETİ VARDIR, ÇÜNKÜ SERVETİ PARA DEĞİL, KENDİSİDİR.

Gelelim şu jürilik yaptığın yarışma programına… “Bugün ne giysem?” meselesi nedir?

Şu boynu altında kalası televizyon nedeniyle geçici bir popülerlik var, durduruyoruz şimdi onu, bitmiş bir hikâyedir benim için. Hata mıydı? Hataydı. Ben sakat kalmış bir çocuğu iyileştirdim. Şimdiki üzüntüm, benden sonra yine sakat kalacağı, bana bağımlı hale gelmiş olması. Hatam oradaydı. Sen beni arkadaşım, dostum olarak tanıyan birisin; ben virütik olarak içeri girip, amipsel bölünerek çoğalan bir karakterim. Ama benim mekânlarımda, saraylarımda ya da gecekondumda basamak yok, hemzemin. Bunun getirdiği ilişkiler zincirinden dolayı girdiğim ortama hâkim oluyorum ve ister istemez diğerleri tarafından bir mertebeye konuyorum. Bir taş mıhlandıktan sonra çıkardın mı bir daha mıh tutmaz. Yeni bir tırnak yapılması gerekir. Bu onun gibi oldu. Hata her iki tarafta da olmuştur. 30 bin liralık elbiseye bile burun kıvıran adam, 30 liralık elbise için konuşarak hata yapmıştır. Ama kaleler içten fethedilir. Birçok ulusal yayın kanalında yayın yasaklı oluşum, çeşitli kurumların bana karşı önyargılı, yaftalı, tavırlı bir şekilde yaklaşımı nedeniyle; bende Türk Kamuoyuna ve Dünya’dan izleyen Türkçe bilen insanlara da Türkiye’de de benim gibi insanların olduğunu duyurmak adına girdim. Zaten oradan aldığım parayı da kullanmadım. Kaldı ki daha çok masraf yaptım giyinip, kuşanıp. O parayı bir yere yönlendirmiştim, bunu herkes biliyor.

Mutlu görünüyordun programda?

Kamuoyunun dikkatini çekti o program. Asıl senin tanıdığın Barbaros Şansal’ı kamuoyu tanıdı. Çünkü medya hep beni omzunda şalı, kulağında küpesi, diğerleri gibi lağımcı kılıklı modacılar gibi tanıtmaya çalıştı. Ama n’oldu? Rögar patladı. Şimdi ortalık pisliğe bulandı. Bir sürü ulusal kanaldan önüme proje yağıyor. Hepsi geri itilmiştir.

Neden? Benim bildiğim Barbaros televizyonu sever…

Yoğun bir programım var. Bu ay içinde Ankara’ya gidip “Nefret Cinayetlerine Karşı Uluslararası Transhomofobi Festivali”nde 7 ayrı cinsel yönelimi, 7 ayrı renkte giydirip canlı bir yerleştirmeyle kokteyl yapıyorum. Sonra “Gazi Üniversitesi”nde mıhlama ve mücevher tasarımı sempozyumumuz var. Çarşamba günleri “Marmara Üniversitesi”ndeki derslerime devam ediyorum.

Dersler derken atlıyorduk az daha, resmi olarak öğretim görevlisi de oldun artık…

Evet. Marmara Üniversitesi’nden sonra ikinci üniversitede geldi. Şubat ayından itibaren Ankara Başkent Üniversitesi’nde “Moda Tarihi” derslerini de ben veriyorum.

Hadi hayırlısı, kaç lira kazanıyorsun hocalıktan?

Saat başı 3 lira 75 kuruş alıyorum, kazancım ayda 80 lira civarı yapıyor. Ama her çarşamba günü okula gidiş-gelişim, arabam ve yardımcımla birlikte kendi cebimden 500 liraya mal oluyor.

Senin kazanç sağladığın bir işin var ama sadece hocalık yapan insanlar nasıl geçiniyor? Geçinilir mi bu paraya?

Geçinirim ben.

Ders sayını arttırsanda, saati 3,75 liraya geçinmen imkansız…

Fuhuş yapar geçinirim. Zaten onu yapıyor halk. Halk; kızını satıyor, karısını satıyor öyle geçiniyor. Bu ülkede nasıl geçinildiğini zannediyorsun? Bu halkın nasıl geçindiğini anlamak için “adli daire”lere bakmak, cinayetlere bakmak, tv’lerin magazin programlarını izlemek, yahutta Müge Anlı seyretmek bile yeterlidir Türkiye’yi anlamak için. Ya yandaş olacaksın, ya paydaş olacaksın, ya yoldaş olacaksın bu ülkede geçinmek için, başka türlü sana ekmek vermiyorlar. Bakma bana, benim gibi kaç kişi mücadeleci?

Nedir bu sürekli telefonun çalıyor, haber ajansı gibisin…

Bende her zaman bilgi vardır. Çıkarayım sana, askerlerin bana yolladığı el yazması mektupları. Islak mektuplar, o 12 kişinin şehit olduğu baskınlarda nasıl tuvaletlerin 4 kere yıkılıp yeniden fayanslandığını, teröristleri gördükleri halde komutanların hayır ateş etmeyin emirlerini, o tarihte orada görevli olan kâtiplerin giysilerinin içine koyup gizlice kışla dışına çıkarıp normal postanelerden bana attıkları mektuplar bunlar. Tanımıyorum ben bu çocukları. Onlar beni belirleyerek yolluyorlar. Birilerine bilgi yolluyor insanlar.

Neden sana yolluyorlar?

Ben onları ihbar etmem, satmam…

Tamam ama onlar için ne yapabilirsin?

Barbaros Şansal bu bilgiyi bulunduğu konum nedeniyle her zaman salvo olarak kullanabilir. Bu bilgiler Barbaros Şansal’a tehlike yarattığı kadar, silahtır da. Bir şey söyleyeceğim; bu ülkede yalıdan, köşkten, villadan ve rezidanstan şehit cenazesi çıkmıyor. Onlar doğmamış çocuklar, doğmadan ölüyorlar ona üzülüyorum. 20 yaşında çocuk âşık olmamış, flört etmemiş, bir nefes sigara çekmemiş, sarhoş olmamış, kavga etmemiş ana kuzuları gidiyor. Daha gencecik, çocukluktan yeni çıkmış insanları; dağda, taşta kurban ediyoruz. Yaşam haklarını ellerinden alıyoruz. Her canlı eşit yaşama hakkına sahip. O taraf, bu taraf fark etmiyor. Diğer yandan da vakıf üniversitelerinin öğrenci kolları başkanı “Jaguar” marka arabayla Çankaya’ya gidiyorsa, öbürüde parasız eğitim istiyorum diye on altı ay hapiste yatıyorsa zaten konuşulacak şey yoktur.

KONU BEDELLİ ASKERLİĞE GELDİĞİNDE ÖFKELENİYOR. “ONUDA DİN BAZLI YAPTILAR. VİCDANİ REDDİ DİNE BAĞLAMAK İSTİYORLAR -BEN MÜSLÜMANIM ÖLDÜRMEM, MÜSLÜMANA KURUŞUM SIKMAM, ASKERLİK YAPMAM- DİYORLAR. BÖYLECE ORDUNU DA TAMAMEN LAĞVETMEK İSTİYORLAR” DİYEREK SON NOKTAYI KOYUYOR.

 

RÖPORTAJ
Oğuzhan TORACI

1 YORUM

  1. İşte bu bence son yılların en iyi röportajı…iki iyi dostum harikasınız…tamamen çarpıcı,nitelikli ve özel bir röportaj olmuş…Tebrik Ederimmm…

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?