New York’ta 10 gün, 10 lezzet adresi

Dünyanın en büyük mutfağı, yeniliklerin merkezi New York lezzet avcılarının da gözdesi. Kimileri pizzanın en lezizinin, füzyon mutfağı ve Fransız restoranlarının en iddialılarının New York’ta olduğunu söylüyor. “Cibalikapı Balıkçısı’ndan” adlı kitabı iki ay önce yayımlanan okurumuz Behzat Şahin, New York’ta 10 günlük lezzet keşfine çıktı. En beğendiği 10 restoranı yazdı.

20 YIL SÜRECEK LEZZET TURUNU 10 GÜNE SIĞDIRDIM

Fotoğraflara bakarken aklıma geldi. En az çeyrek asır öncesinden. Hangi yönetmendi, nasıl bir filmdi hatırlamıyorum ama, kamerayı bir köpeğin göz hizasına konumlandırmış, dünyayı, dolayısıyla hikayeyi köpeğin bakış açısıyla anlatmıştı.
New York fotoğraflarımın tamamına yakınını buna benzer bir bakış açısıyla çekmişim: Oturduğu sandalyeden önündeki yemek tabağına bakan insanın bakış açısıyla. Arada da kafamı – kamerayı yemek yediğim ortamı görmek için kaldırmışım…
Aslında benim için çok normal. Seyahatlerimde fotoğraf çekmeyi ve fotoğraf makinesiyle oradan oraya koşturmayı sevmem. Olabildiğince küçük, gösterişsiz makinemi de sırf bu amacıma uygun olduğu için almıştım; yemek için seyahat edip, yediğim yemekleri belgelemek.
New York tam bir restoran cenneti. Dünya mutfaklarının başkenti denilirse yeridir. Bir yerde, “Her restoranı bir kez denemeye kalksanız, başa dönmeniz 20 yılınızı alır” diye bir anekdot okumuştum. Sevgilimle sadece 10 günümüz vardı. Olabildiğince çeşitte restoran denemeye çalıştık. Genel izlenimim, evet, New York bir restoran cenneti. Zaten iyi olmak zorundasınız, üstüne bir de fark yaratacak marifet sergilemelisiniz. Üründen servise, ambiyansa kadar.
Hayran kaldığımız restoranlara da gittik, hayal kırıklığı yaşatanlara da. Hiçbirinden pişman değilim, asıl gitmeseydim pişman olurdum.
Dedim ya, gezdiğimiz yerleri anlatacak değilim çünkü fotoğrafları yok. Bu yüzden yediklerim, içtiklerim var elde…

EATALY
İtalya’yı NY’a taşımışlar

Küçük bir yemek ülkesi. Bir bloğun altı tamamen yeme içmeye ayrılmış. Birkaç girişi var. İçeride farklı konseptlerde 12 ayrı restoran, bar, kafe ve büfeden oluşan yeme-içme alanı, yiyecek alışverişi yapabileceğiniz marketi, bir de yemek okulu bulunuyor. Deniz ürünlerinden şarküteriye, şarap kavından ekmek çeşitlerine kadar zenginlikteki bu konseptle ilk kez burada karşılaştım. Genel olarak İtalyan mutfağı baz alınmış. Zaten adında da buna gönderme yapılmış. Biz mevsim sebzeleri ve sızma zeytinyağıyla ön plana çıkan Le Verdure adlı restoranı denedik. Yediklerimiz vasat değildi. Ama özellikle de orada bulunmak için bile gitmeye değer.
(200 5th Av. New York, NY 10010 / http://eatalyny.com)

HAN GAWİ
Kore mutfağının iyi örneklerinden

Kore mutfağına zaten bayılırım, bu da en iyi örneklerinden. Vejetaryen. İçerisi yerde yemek yeniyormuş izlenimi yaratsa da aslında masada oturuyorsunuz. Öğleden sonra rezervasyonsuz gittik, 1,5 saatliğine bir masaya aldılar. İçerisi o saatte bile doluydu. Servis de yemekler kadar zarif ve ölçülü. İçerisi huzur verici bir atmosfere sahip. Mönüsü, vejetaryen beslenmenin vücut ve zihin için en sağlıklı beslenme şekli olduğu fikriyle kurulmuş. New York’un en iyi Kore mutfağı olarak gösteriliyor. Diğerlerini denemedim ama muhtemelen öyle… Yediğimiz bütün yemeklerde dengeli bir lezzet hakimdi. Demek ki sağlıklı pişirme yöntemini uygularken lezzetten taviz vermek şart değil.
(12E 32nd Street -5’inci Cadde ve Madison Ave arasında- New York, NY 10016 /www.hangawirestaurant.com)

PETER LUGER
Al Capone’un favori et restoranı

New York’a gidip vejetaryen olmadık tabii. Eş-dost tavsiyesinden tutun da bütün rehber kitaplara kadar en çok işaret edilen et restoranı Brooklyn’deki Peter Luger idi. Bir akşam rezervasyonsuz gitme cüretinde bulunup gerisin geriye döndük. İki gün sonra öğle yemeğine rezervasyonlu gittik, bütün salonları yine çok kalabalıktı. 100 yılı aşkın bir tarihe sahip bu restoranın kendi geliştirdiği pişirme yöntemi bile var. Rivayete göre Amerikalı ünlü mafya babası Al Capone da hep buraya gelirmiş ve zamanında kestiği “Mezbahada etleri önce Peter Luger seçecek, sonra diğerleri alacak” raconu hâlâ uygulanıyormuş. Biz klasik stek ve Luger Burger denedik. Burgeri yavan bulduk. Evet, Amerika’da porsiyonlar büyükmüş. Verdiğim single steak siparişi geldiğinde zaten gözüm doydu. Et suyu tamamen içine hapsedilerek pişmişti, ancak etten kaynaklandığını düşündüğüm bir lezzet eksikliği vardı. Yine de bir kez daha gitmek isterim. Garsonlardan işletmecisine, dekorasyonuna kadar bir film seti gibi.
(178 Broadway Brooklyn, NY 11211 / www.peterluger.com)

BALTHAZAR
Paris’tekilerden daha Fransız

On günde üç kez kahvaltıya gittik dersem ne kadar beğendiğimizle ilgili bir fikir vermiş olurum herhalde. Burası Soho’da bir Fransız restoranı. Hatta Paris’tekilerden bile daha Fransız deniyor. Pek hafife alınan yumurta yemekleri burada muhteşem yemekler haline gelmiş. İngiltere’de bile buradaki İngiliz kahvaltısı kadar güzelini yememiştim. Masalar ve dekorasyon eskimiş ve burayı daha da değerli hale getirmiş. Büyük bir yer olmasına rağmen kahvaltıda bile sıra bekleyebiliyorsunuz. Servis de çok başarılı, bütün garsonlar mutfağa hakim ve tatmin edici açıklamalarda bulunuyor. Yediğim en hafif kiş hamuru buradaydı. Yumurtalarda da ne tava izi ne de yağ kokusu vardı.
(80 Spring St, New York, NY 10012 / http://balthazarny.com)

BALABOOSTA
Teyzenin zarif Ortadoğu mutfağı

İsrail kökenli bir Ortadoğu restoranı. Bir kez kahvaltıya bir kez de akşam yemeği için gittik. Sade ve zarif bir mekan. Mutfağı rafine ve güçlü. Ortadoğu lezzetleri burada zarif sunum ve ustalıkla birleşmiş. Dekorasyonda aile fotoğrafları, sadelik ve samimiyet ön planda. Zaten adı Alman İbranicesi’nde “İyi ev kadını” anlamına geliyormuş. Restoranın sahibesi kendisini değil, duvarda fotoğrafı olan teyzesini kastederek bu adı koymuş. Kadayıfa sarılı karidese yaptıkları hardal tohumlu sos, lezzetine başka bir boyut kazandırmıştı. Sarımsaklı karnabar kızartmasıyla tahinli çıtır hamurlu lahana salatası da başlı başına bir lezzet yumağıydı. Protein açısından çok zengin olduğu söylenen kinoa adlı tahılı da hem eşlikçi hem de salatalarda sıkça kullanıyorlar. Özellikle akşam yemeği için rezervasyon yaptırmalısınız.
(214 Mulberry St. New York, NY 10012 / http://balaboostanyc.com)

JG MELON
Mahallenin burgercisi

Bir mahalle barı havasında. 1972’den bu yana açık olan restoran dekorasyonu ve verdiği duygu açısından daha bile eski gibi. Kareli masa örtüleri, eski ahşap barı, barda oturan çoğu yaşlı müdavimleri ve lokasyonuyla yerel bir köşetaşı. Genel olarak sadece bulunduğu muhitten müşterilere sahip. New Yorklu bir arkadaşımızın tavsiyesiyle gittik ve en iyi hamburgeri orada yedik. Birazcık “Siz nerden çıktınız” havası da hissettik. Hamburger köftesini belli ki kendileri yapıyorlar. Ünü de daha çok bundan kaynaklanıyor.
(1291 Third Ave – 74’üncü Cadde’ye açılıyor – New York, NY 10021)

THE CORNER BİSTRO
Biraz bar, biraz restoran

West Greenwich Village’de kalan son gerçek bohem barlardan biri. Ortamı solumak için bile gitmeye değer. Öğleden sonra içkisine gittik. Müşterilerinden servise, masasından tabağına kadar her şey çok sahici. Stilize hiçbir şey yok. Yediğimiz en iyi ikinci burger buradaydı.
(331 W 4th St, New York, NY 10014, Jane ve West 4th’ün köşesinde)

L’ECOLE AT THE FRENCH CULINARY INSTITUTE
Açıklamalar bedava

Burası aslında The International Culinary Center öğrencilerinin kampuslarından biri. Hatta New York kampusu. Mönü sık sık değişiyor. Öğle ve akşam yemeklerinde öğretmen şeflerin gözetiminde öğrenci şeflerin hazırladığı hazır mönüler servis ediliyor. Seçiminize göre her tabakta uygun içki veriliyor. Serviste, yediğiniz yemek ve içki hakkında bilgi aktarılıyor. Sonunda sınav yok, hesabı ödeyince çıkabiliyorsunuz. Yediğimiz her şey güzeldi.
(462 Broadway New York, NY 10013 / www.internationalculinarycenter.com)

LOCANDA VERDE
Robert De Niro ortaklar arasında

Tribeca’da, Robert De Niro’nun da ortak olduğu restoran. Hafta sonu brunch için gittik. Tıklım tıklımdı. Etkileyici bir dekorasyon, mutfak ve servise sahip. Çok mu açtık, ortamdan gözümüzü mü alamadık bilemiyorum, gelen tabakların fotoğrafını çekmeyi unuttum.
(377 Greenwich St – N.Moore ve Greenwich’in köşesinde) New York, NY 10013 / http://locandaverdenyc.com)

DBGB
Bira eşliğinde 14 çeşit sosis

Sadece bira ve sosis için bile gidilir. Yemekte 6 kişiydik, dolayısıyla çok fazla çeşit tatma olanağı oldu. Başlangıç olarak gelen dil ve işkembe kızartması oldukça lezzetliydi. Ünlü Fransız şef Daniel Boulud’un restoranı. Fransız mutfağının Amerikan yorumu olarak da tanımlanıyor. Merguez’den Anglaise’ye kadar kendi yaptıkları 14 çeşit sosis servis ediliyor. Bira çeşitleri de çok fazla. Tatmin olarak çıkıyorsunuz. Sosisle aram olmasa da bir daha gitsem yine burada sosis-bira ikilisi için gelirim.
(299 Bowery NY 10003 / http://www.danielnyc.com)

ORIENTAL GARDEN
Çinliler bile memnun ayrılıyor

Çin mahallesinde, dolayısıyla bir Çin restoranı. Soğuk bir havada hafif ıslanıp gittiğimizden mi nedir, acılı-ekşili çorba o güne kadar yediğim en iyisi gibi geldi. Belki de bu sayede üşütmedik. Temiz bir Çin restoranı. Masaların çoğunda kalabalık Çinli aileler vardı. Yemekler de özenli ve lezzetliydi.
(14 Elizabeth St Between Canal & Bayard New York, NY 10013 / www.orientalgardenny.com)

(Hurriyet)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?