Ortadan kaybolan sanal kütüphane

Geçen hafta “library.nu” isimli internet sitesi ortadan kayboldu. Uluslararası bir ilmi yayınevleri koalisyonu, siteyi korsanlıkla suçladı ve Münih’teki bir hakimi siteyi kapatmaya ikna etti. Bildirilenlere inanılırsa Library.nu (eski Gigapedia) 400 bin ila bir milyon arasında dijital kitabı bedava olarak sunmuş. 

Ve herhangi kitaplar değil -aşk romanları ya da en azından en çok satılanlar değil- bilimsel kitaplar: Ders kitapları, anlaşılmaz monograflar, biyografik analizler, teknik el kitapları, mühendislik, matematik, biyoloji, sosyal bilimler ve insanlıkla ilgili son teknoloji araştırmalarından oluşan koleksiyonlar.

Metinler, “yetim çalışmalar” (basılmayan ama halen telif haklı olan) olarak adlandırılan eserlerden yeni basılan eserlere; gelişigüzel göz gezdirilenlerden uzmanlar tarafından seçilenlere; İngilizce’den Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Rusça’ya, nadiren de Japonca ya da Çince metinlere kadar değişiyordu. Bu, dikkate değer bir ortak uzmanlık çalışmasıydı. Hatta pornografi bile bilimseldi: Pornografi konusunda rehber kitaplar ve bilimsel kitaplar. Suçlu bir yeraltı sitesi için insaflı bir şekilde bedava pornografi, tek başına medeniyet için zafer olarak hesaba katılmalıdır.

Yayıncılık endüstrisi için bu olay, kuralsız interneti oldukça ihtiyaç hissedilen disipline sokma kampanyasında bir zaferdi. Diğer çoğu insan içinse -bilhassa sitenin kullanıcıları için- bu olay öfke, üzüntü ve kadercilikle karşılandı. Ama enformasyon ekonomimizi diz çöktürmek isteyen bu suçlular, barbarlar kimlerdi?

Bunlar, dünyanın her köşesindeki öğrenciler ve bilim adamlarıdır.

Öğrenmek için korsanlık yapmak

Dünya, şaşırtıcı gelmemesi gerektiği üzere, hevesle öğrenmek isteyen insanlarla doludur. Dünyamızın zaten böyle insanlarla dolu olması gerekiyor. Bilim adamlarının, oluşturmak üzere sıkı bir şekilde çalıştıkları da budur: Okuma, öğrenme, düşünme ve bilim dünyası. Library.nu’nun kullanıcıları, bilim adamı olacak kişilerdi: Üniversitelerdekilerin yaptığı gibi bilmek, tartışmak, tecrübe etmek ve yazmak isteyen, öğrenmenin dış atmosferindeki kişiler.

Öyleyse library.nu’nun kapatılması ne manaya geliyor? Yayıncılar, bunun korsanlığa karşı savaşta büyük bir zafer olduğunu; daha fazla kazanca yol açacağını ve kimin neyi satın aldığı ya da kimin neyi okuduğu üzerinde daha fazla kontrol sağlayacağını düşünüyorlar. Korsanlar – bu siteleri kuranlar ve çalıştıranlar – da library.nu’nun kapatılmasının, öncekinden daha kuvvetli ve daha iyi bin siteye daha yol açmaktan başka bir işe yaramayacağını düşünüyorlar.

Ama iki taraf da şu noktayı kaçırıyor: Öğrenme ve ilme olan global talep, mevcut yayıncılık endüstrisi tarafından karşılanmıyor. Mevcut iş modelleri ve fiyatlarıyla karşılanamaz da. Library.nu’nun kullanıcıları – yayıncılık endüstrisi ve üniversitelerin kapısındaki bu barbarlar – bir ordudur.

Bunlardan dünyanın her tarafında var ama özellikle de Latin ve Güney Amerika’da, Çin’de, Doğu Avrupa’da, Afrika’da ve Hindistan’da var. Bunların tam olarak sayısını bulmak zordur ama library.nu’dan bahseden twitleri dikkatli bir şekilde tetkik etmek ya da bloglardaki yorumları okumak, sitenin ana kullanıcılarının dünyanın orta sınıfı olduğunu gösterir. Bunlar gerçekten fakir değiller, kırsal bölgelerde ya da varoşlarda yaşayan fakirler değiller ama yine de bunların fazla paraları yoktur. Bunlar (Avrupa ve ABD’deki yüzde 1’lik kesime kıyasla) gerçek yüzde 99’luklardır.

Bazıları okullarda, üniversitelerde, anonim şirketlerde çalışan, diğerleri de öğrenme arzuları sadece hobi olan ve hobi olarak da kalacak olan seçkin ilim sınıfı-işverenlerden misliyle uzaktaki bilim adamları olabilirler. Onlar, biz dünyanın seçkin kurumlarındakilerin diğerlerine her zaman ne yapmaları gerektiğini söylediğimiz global bir pazardır: Kendinizi eğitin, bilim adamı ve düşünür olun; okuyun ve kendinizi düşünün; kendi halkınıza medeniyet, kalkınma ve modernlik getirin.

Paylaşmak önem vermektir

Library.nu yayıncıların yapamadığı bu öğrenmeyi mümkün kılıyordu. O, bir “kitap inceleme” sitesi olmanın iyi bir örneğini gösterdi. Neticede o library.nu (kütüphane) olarak adlandırıldı, “bookstore.nu” (kitapçı) değil. Ne reklamla dolduruldu ne de sürekli diğer kitapları “önerdi.” O, dolambaçsız aramalara doğrudan cevap verdi ve veri tabanında 400 bin ya da daha fazla kitap için kullanıcı yorumu sundu.

Gerçekte library.nu’yu bugünlerde suç kapsamına iten şey, onun diğer sitelere (ifile.it, megaupload.com ya da mediafire.com gibi “hosting paylaşma” siteleri), komple bir dijital metni ihtiva eden link vermesi oldu.

Ama konumuz library.nu’nun kanunlara uygunluğu değil: Dijital kitapların taranmış, sızdırılmış hatta düzgün bir şekilde satın alınmış versiyonlarının ticareti tamamen kanunsuzdur. Ona bakılırsa bir kitap okumak da beyninizde kitaptan izinsiz bir kopya oluşturduğu için kanunsuz olur.

Ama library.nu kitapları paylaştı, satmadı. Eğer biraz para kazanmışsa bu kitaplardan değil reklam gelirlerindendir. 1999’da Napster’da olduğu gibi library.nu keşfi kolaylaştırıyordu. Sinema ve müzik endüstrisinin aynı sıra yayıncılar, piyasayı kontrol altına alma çabalarında, çalmayı değil paylaşmayı, öğrenmeyi ve meydana getirmeyi etkili bir şekilde suç haline getiriyorlar.

Library.nu’nun kullanıcılarının, kullanmak için kitapları yüklemeleri gerekmiyordu. Ama bunu yaparlarsa ödüllendiriliyorlardı. Library.nu topluluğunda nasıl “yukarı seviyeye çıkılabileceği” hususunda resmi kurallar (ve tabiî gayriresmi kurallar) vardı. Site, diğer internet sitelerinde olduğu gibi zamanla gelişti. Çeşitli özellikler ekledi ve altyapısını gerektiği şekilde genişletti. Sitenin yöneticileri -kuşku yok ki siteyi ürkek FBI ajanları ve gayretkeş acemilerden korumak için- kimin katılabileceği ya da katılamayacağı konusunda mutlak kontrolü muhafaza ettiler.

Sıradan gözlemciler bile sitede sık sık yapılan değişikliklerin, hukukçular ve yayıncılar anlamaya ve nihayet topluluğa karşı hukuki işlem başlatmaya çalışırken bir kedi-fare oyununun etkisi olduğunu görebiliyorlardı. Sonunda, yalnızca bağış yoluyla hukukçular sitenin arkasındaki gerçek insanları buldular.

Öğrenmeyi engellemek

2012 kışında başarısız SOPA ve PIPA kanun çıkarmaları akabinde dosya paylaşım sitelerine bir dizi saldırıya şahit olundu. Mega-upload.com’a (2005’te kanuni olarak ismini değiştiren garip ve usta korsan Kim Dotcom’un beyin mahsulü), ABD Adalet Bakanlığı tarafından el konuldu; coşkun site btjunkie.com, dava açılacağı korkusuyla kendi isteğiyle kapandı.

Library.nu, temelli olarak kapanmasından önceki birkaç gün bir şey olmamış gibi davrandı, sonunda (ve ironik olarak), böyle bir sayfa koydu: “Bu domain, .nu domain (Niue ada devleti) tarafından kapatıldı.” O belirgin bir şekilde, Kaptan Cook’un seyahati hakkında Blue Latitudes isimli bir kitaba (Amazon’da!) link verir. Korsanlık kollarının diğer türleri hakkında bir hikaye.

Öyleyse library.nu’nun kapatılması ne manaya geliyor? Manaya geldiği tek şey, bu barbarların -aynı zamanda bilim adamı da olan bu korsanların- kızgın olmalarıdır. Biz bilim adamları uzun zamandan beri eğitim, öğrenme, karşılıklı yardım ve iyi bir derece elde etmenin erdemine övgüler düzdük. Biz bilim adamları dünyanın hevesli öğrencilerine ne yaptıklarını söyledik.

O halde bu ay dünyada çok sayıda öfkeli orta sınıf öğrenci var. Bunların bazıları sistemin adaletsizliğine öfkeliler, bazıları pragmatik olarak şimdi ders kitabı için 100 dolar -eğer bu kadar paraları varsa- harcamak zorunda olduklarından dolayı öfkeliler.

Avrupa ve ABD’deki yazarlar ve bilim adamları bu kapatmada suç ortaklarıdır. Yayıncı şirketler kendilerini ve kârlarını koruyorlar. Ama bunu, halen kendilerine bağlı olanların onayıyla yapıyorlar, aktif desteğiyle değil. Onlar bizi -biz bilim adamlarını- koruyorlar, ya da öyle söylüyorlar. Bu barbarlar -bu hevesli öğrenciler- halen bizim mallarımızı çalıyorlar ve bunun parasını ödemeleri gerekiyor.

Vurgunculuk

Bununla beraber, gerçekte bilimsel yayın endüstrisi yeni bir safhaya girdi. Aynen ilaç şirketlerinin patent ve kâr çıkarlarının korunması için hayat kurtaran AIDS ilaçları sınırlandırıldığı zaman 1990’larda eczacılık endüstrisinin girdiği safha gibi.

Belki de mukayese kışkırtıcıdır. Neticede bilimsel monograflar ancak en uzak ve soyut manada hayat kurtarıcıdır. Ama durum -hukuki olarak konuşursak- hemen hemen aynıdır. Library.nu, AIDS ilaçlarının genel versiyonlarını üreten, Hindistan ve Afrika’daki şu zeki  -ve aynı zamanda kanunsuz- yerel şirketlerden farklı değil.

Niçin yayın endüstrisi bu tüketicileri istemez? Bir şey için, ABD ve Avrupa’daki kitap satın alan kütüphaneler, endüstrinin mutlu -sadece mutlu olması da değil, çoğu durumda fahiş derecede kârlı- olması için gerekli olan parayı ödemeye gönüllü olsunlar diye.

Eserlerimizi dünyanın her yerinden satın alınabilecek ucuzlukta temin etmek yerine tam tersi bir yolu seçtiler. Fiyatları yükselttikçe yükselttiler ve sadece çok zengin kurumların güç yetirebileceği hale getirdiler. Bilimsel yayıncılar, ticareti, çok geniş bir piyasada çok düşük fiyatla, çok küçük bir piyasada çok yüksek fiyattan sunma arasında yaptılar.

Ama bir pürüz var: Kitaplar ve bunları yazan bilim adamları bu ticaretin kaybedenler tarafında. Bugün sahip olduğumuz yayıncılık endüstrisi, kitaplarımızı hevesle onları okumak isteyen insanlardan oluşan muazzam global pazarda dağıtamaz ya da dağıtmaz.

Bunun yerine, onlar kitapların bir avuç suretini -çoğu zaman 100’den az- basarlar ve onları, her biri yüzlerce dolardan kütüphanelere satarlar. Bunların dijital versiyonlarını sundukları zaman da öyle sınırlamalar koyarlar ki, onları kullanmak büyük ölçüde engellenir.

Meseleleri daha da kötüleştiren de, üniversite kütüphanelerimiz artık bu kitap ve dergileri satın almaya güç yetiremez; ve birkaç kitapçımız da artık bunları satmaya istekli değil. Bu durumda sonuç, en iyi ilmi eserlerimizin çoğu, bir daha çıkmamak üzere bazı yayıncıların kara deliklerine atılıyor. Bu, library.nu ve onun halefleri hazır oluncaya kadar devam edecektir.

Bu sitelerin en net şekilde temsil ettikleri şey, dünyada çok sayıdaki insan için eğitim ve öğretime yönelik yaşayabilir bir yol sunmasıdır. Ortaya çıkan soru şudur: Avrupalı ve Amerikalı bilim adamları bu savaşta hangi tarafta olmak istiyorlar?

Kaynak: El Cezire

Dünya Bülteni için çeviren: Emin Arvas

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?