Osman Kavala – Yılmaz Özdil

Osman Kavala - Yılmaz Özdil yazdı.

Osman Kavala – Yılmaz Özdil yazdı.

Yılmaz Özdil’in “Osman Kavala” başlıklı 28 Nisan 2022 tarihli köşe yazısını buradan dinleyebilirsiniz.

Yılmaz Özdil köşe yazılarını yayınlandığı anda ilk siz dinlemek istiyorsanız buraya tıklayarak Alaturka Youtube kanalımıza abone olun.

Osman Kavala – Yılmaz Özdil

Berkin.

15 yaşındaydı.

Biber gazı kapsülüyle kafasından vurdular, komaya girdi.

O halde yatarken 16 kiloya kadar düştü.

Türkiye tarihinin gördüğü vebali en ağır 16 kiloydu.

Kısacık ömrünün son beş gününde, beynindeki hasar nedeniyle epilepsi krizi geçirdi, kalbi durdu, makineye bağladılar, akciğerinde hava deliği oluştu, beyin fonksiyonları çalışamaz hale geldi, iç organlarındaki hasar büyüdü, vurulduğunda yaz mevsimiydi, sonbahar öyle geçti, kış öyle geçti, üç mevsim direndi, 269 gün dayanabildi, son nefesini verdi.

Yuhladılar Berkin’i miting meydanında…

Evladını elleriyle toprağa veren annesini yuhladılar.

Ali İsmail’i döve döve öldürdüler.

Hiç utanmadan “kamera kayıtlarını inceledik, kendi arkadaşları dövmüş” diye yalan söylediler.

Ethem’i suratından tabancayla vurarak öldürdüler.

Ahlaksızca iftira attılar, kum çuvallarının önünde çekilmiş fotoğrafını yayınladılar, “işte terör kamplarında çekilmiş fotoğrafı” dediler.

Halbuki…

Ethem kaynakçıydı.

Hakkari Şemdinli’deki Tekeli tabur komutanlığının inşaatlarında çalışmıştı.

Devlet büyüklerimizin çocukları askerliğini bedelli yaparken, Ethem askerliğini Hakkari Şemdinli’de yapmıştı, bölgeyi gayet iyi bildiği için oradaki karakol inşaatlarına gönüllü gitmişti.

Yandaş medyanın sanki gizlice ele geçirilmiş gibi yayınladığı kum çuvallarının arkasındaki fotoğrafı, aslında Ethem’in kendi facebook sayfasındaki hatıra fotoğrafıydı.

“Geziciler elit semtlerde oturuyor” dediler.

“Seçkinci sınıf” dediler.

“İmtiyazlı çevreler” dediler.

“Bir avuç kaymak tabaka” dediler.

Halbuki…

Abdocan’ı öldürdüler.

Narenciye paketleme tesisinde asgari ücretle çalışıyordu.

Mehmet’i öldürdüler.

Garsondu.

Babası pazarcıydı.

Ahmet’i öldürdüler.

Üniversite mezunu işsizdi, inşaatlarda amelelik yapıyordu.

Ali İsmail’i öldürdüler.

Babası inşaat işçisiydi.

Ethem’i öldürdüler.

Söyledim, kaynakçıydı.

Berkin’i öldürdüler.

Babası işsizdi.

“Kaymak tabaka” dedikleri, “elit semtlerde oturuyorlar” dedikleri, işte bu çocuklardı.

Çocukların ölümüyle alay ettiler.

“Biber gazımız tamamen doğal bitki olup, organiktir” dediler.

“Biber gazımız kalite güvenlik belgesiyle kullanılmaktadır” dediler.

Başkomiser Mustafa Sarı, Adana’da göstericileri kovalıyordu, inşaat halindeki alt geçide düşerek şehit oldu.

Buna rağmen, polisi kışkırtmak için bile bile yalanlar söylediler.

Yandaş medya “düşmedi, aşağı atıldı” diye manşetler attı.

Polis tarafından kovalanan gençlerin “katil” olduğunu yazdılar.

Halkın üstüne gaz bombası attılar.

Plastik mermi kullandılar.

8000’den fazla yurttaş yaralandı.

12 kişi gözünü kaybetti.

50’den fazla kişinin kafatası kırıldı.

Bir kişinin dalağı alındı.

Felç kalanlar oldu.

130 bin biber gazı fişeği kullanıldı.

Kullanım kılavuzuna göre, 45 derece açıyla ve 150 metre uzaktan atılması gerekirken, yakın mesafeden, hedef gözeterek, insanlarımızın suratına suratına attılar.

Tazyikli suya biber gazı ilave ettiler, insanları yaktılar, vücuduna su temas edenler, üstüne çaydanlık devrilmiş gibi haşlanıyordu.

40 senedir bu memlekette gazetecilik yapıyorum, polisin bu kadar hunharca alet edildiğini görmedim… Sivil polislerin ellerine çivili sopalar tutuşturdular, insanları öldüresiye dövdürdüler.

Gencecik insanlarımız öldürülürken, Tayyip Erdoğan çıktı, “polisimiz kahramanlık destanı yazdı” dedi, çevik kuvvet polislerine adam başı 880’er lira, amirlerine 1400’er lira “Gezi Parkı ikramiyesi” verildi.

İmam n’aparsa cemaat n’apar misali… İstanbul emniyetinde görevli bir polis memuru, facebook sayfasında Berkin hakkında şunları yazdı: “Kafana sıkan çeviğin ellerinden öperim!”

Gezi Parkı direnişçileri, polisten kaçarken Dolmabahçe

Camii’ne sığınmıştı, yaralılar tedavi edilmişti.

“Camide içki içtiler” dediler.

Müezzin yalanladı.

“Camide toplu seks yaptılar” dediler.

Müezzin yalanladı.

Müezzini sürdüler.

Atatürklü Türk bayrağı, Gezi direnişinin adeta simgesiydi.

Tayyip Erdoğan bu konuya da müdahale etti, “balkonlarınıza Bayrak Yasası’na uygun bayrakları asmanızı istiyorum, diğerleri Bayrak Yasası’na uygun değildir” dedi.

Yani…

Atatürklüyse yasadışıydı!

“Dış mihrakların ajanları yakalandı” diye bazı gençlerin isimlerini yayınladılar, fotoğraflarını yayınladılar.

Halbuki… Erasmus değişim programıyla okumaya gelen ve o sırada tesadüfen Taksim’de bulunan yabancı üniversite öğrencileriydi.

Divan Otel bile “terörist” ilan edildi.

Polis saldırısından
kaçan gençler, Gezi Parkı’nın hemen dibindeki Divan Otel’e sığınmıştı, gençlerin elindeki bayraklarla, beş yıldızlı otel “ay-yıldızlı otel” haline dönüşmüştü.

Tayyip Erdoğan çok kızdı, “polise saldıranlar oraya gitti, oranın sahipleri de onlara güzel bir ev sahipliği yaptı, yasalarımızda yataklık etmek de suçtur, bu bir yataklık etme suçudur” dedi.

Koç Grubu hedef gösterildi, yandaş medyada linç edildi.

Her akşam pencerelerden balkonlardan “konser” başlıyordu, hükümeti protesto etmek için tencere tava çalınıyordu.

Polis kapı kapı dolaştı, tencere tava çalan kadınlara “gürültü yapıyorlar” diye para cezaları kesildi.

Biber gazıyla sadece insanları değil, hayvanları da öldürdüler.

Gezi parkı olaylarında 8 köpek, 63 kedi, 1000’e yakın kuş katledildi.

Kör olan köpekler vardı.

“Başörtülü bacıma saldırdılar” dediler.

“Kamera görüntüleri elimizde” dediler.

“Biz o görüntüleri izledik” dediler.

Külliyen yalan çıktı.

Tomalarla saldırdılar.

Evlere bile gaz bombaları attılar.

Penceresine Türk Bayrağı astığı için, penceresinden içeriye gaz bombası atılanlar oldu.

Gençler hastaneye sığındı, hastaneye gaz bombası attılar.

Çapulcu dediler.

Sapık dediler.

Vatandaşa resmen “düşman” dediler.

“Evlerinde zor tuttuğumuz yüzde 50 var” diyerek, tehdit ettiler.

“Anıtkabir’i de yıkarız elhamdülillah” diyerek, tahrik ettiler.

Türk Bayrağı taşıyan kızları saçlarından sürüklediler.

Tekerlekli sandalyesinde Türk bayrağı sallayan yurtsever engellinin suratına biber gazı sıktılar, tazyikli suyla yerlerde sürüklediler.

Sosyal medya suçu icat ettiler, evlere baskınlar yaptılar, iki binden fazla üniversite öğrencisini gözaltına aldılar, fişlediler.

Avukatları tutuklamaya kalkıştılar, kapkaççılar gibi ittire kaktıra gözaltına aldılar.

Duran Adam eylemi yapıldı.

Duran’ı yakaladılar.

Herifin biri palayla saldırdı.

Vuran’ı bıraktılar.

Tweet atanı tutukladılar.

Mermi atanı saldılar.

Berkin’in cenaze töreni mahşeri kalabalıktı, Okmeydanı Cemevi’ndeki törenin ardından, Feriköy mezarlığında toprağa verildi.

Maalesef, Berkin’in defnedildiği akşam, kan aktı.

Kasımpaşa Kulaksız’da silahlar konuştu, 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlu başından vurularak, hayatını kaybetti.

Tetiği kim çekti, belirsizdi.

Olayın yaşandığı bölgede elektrikler kesikti, niye kesilmişti, kim kesmişti, belli değildi.

Bangır bangır provokasyondu.

Burak Can üç ay önce askerden gelmişti, bir lokantada çalışıyordu, “Kasımpaşa 1453” taraftar grubunun üyesiydi. Bu grup, milliyetçi gençlerden oluşuyordu, adeta Akp gençlik kolları gibi hareket ediyordu.

Tayyip Erdoğan acıları yarıştırdı, Berkin’in cenazesinin karşısına Burak Can’ın cenazesini koydu, Chp’yi “cellat” ilan etti…

“Burak Can’ın elinde sapan yoktu, Burak Can’ın elinde silah yoktu, bu yavrumuzu şehit ettiler, teröristlerle iş tutuyorlar, Burak Can yavrumuzu öldürenler Kılıçdaroğlu’nun cellatlarıdır” dedi.

Berkin’in toprağa verildiği günün akşamı, Tayyip Erdoğan yandaş televizyon kanalında ekrana çıktı.

Yandaş gazetenin yazarı “Berkin Elvan’ın ölümü üzerine piyasada kur hareketi oldu, ekonomide kırılganlık bekliyor musunuz?” diye sordu.

Tayyip Erdoğan “bunlar ani rüzgar gibidir, gelip geçer, piyasa kendini topladı, borsa akşama doğru yükselmeye başladı, faiz yerine oturdu” dedi.

Çocuk öldürüldü çocuk…

Hâlâ endeks konuşuyorlardı.

Ethem’i öldüren polis, tanınmamak için, mahkemeye peruk takarak geldi. Ethem’in annesi, polisin yüzü görünsün diye peruğu çekti.

Anneyi sanık sandalyesine oturttular.

Ethem’i vurana 7 yıl hapis isterken…

Ethem’in annesine 10 yıl hapis istediler.

Türkiye’nin gururu Çarşı Grubu’na “terörist” dediler.

Gezi direnişine katılan gençlere “eyleminizi si.eyim, Allah belanızı versin, vatan hainleri” diyen yandaş güreşçiye, milli takımın kafile bayrağını taşıttılar.

Gezi direnişine katılan kızlara “orospular, kaltaklar” diyen tetikçi dinciyi “akil adam” yaptılar.

Medyamız her zamanki gibi utanç vericiydi.

Mısır’daki olaylar sırasında Rabia meydanındaki deveyi bile naklen yayınladılar, Gezi olaylarını görmezden gelip, penguen belgeseli yayınladılar.

Sayın hükümetimiz, Gezi olaylarıyla ilgili uluslararası brifing düzenledi.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Ankara büyükelçilerini topladılar.

Benim fotoğrafımı verdiler!

“Bakın bu gazeteci neler yazdı, halkımızı hükümetimize karşı nasıl kışkırttı” diyerek, bana ait olmayan, benim atmadığım bir tweet’i gösterdiler!

O tweet’in bana ait olmadığını, sahte olduğunu, elbette hükümet de biliyordu, yalan olduğunu bile bile bunu yaptılar.

Yalan olduğunu bile bile bunu yaptıklarını nereden biliyorum derseniz… Benim hakkımda AB büyükelçilerine yalan söylendiğini bizzat Akp’nin bakanı bana söyledi!

Bana atılan bu iftira nedeniyle, hakkımda defalarca savcılığa suç duyurusunda bulunuldu, resmi yalana rağmen defalarca yargılandım.

AB büyükelçilerine benim hakkımda bile bile yalan söylendiğini itiraf eden bakan, büyükelçi yapıldı, benim hakkımda bile bile bu yalanı hazırlayan kişi, sarayda başdanışman!

Ve…

Osman Kavala.

Tutukladılar.

Asrın liderimiz “hukuka saygı duymak lazım” dedi.

Beraat etti.

Asrın liderimiz “bir manevrayla beraat ettirmeye kalktılar” dedi.

Beraat kararı veren üç hakim hakkında derhal soruşturma başlatıldı.

Yine tutukladılar.

Asrın liderimiz “hukuka saygı duymak lazım” dedi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Osman Kavala’nın hukuki hakları ihlal edildi, derhal serbest bırakılmalı” dedi.

Kendisinin özgürlüğü için üç defa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuran asrın liderimiz “bizi bağlamaz” dedi.

Akp’den milletvekili aday adayı olan avukatı, hakim yaptılar, Osman Kavala’nın davasına hakim olarak atadılar.

Müebbet verdiler.

Hukuksuzluk sonundan ibaret değil…

Başından sonuna hukuksuz.

Osman Kavala’ya müebbet verdiniz ama, halkın vicdanındaki mahkemede çoktaaan ilelebet’e mahkum edildiniz.

İlelebet bu yaptıklarınızla anılacaksınız.

İlelebet.

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil’in yeni kitabı Anka Kuşu’nu satın almak için TIKLAYIN

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?