Paramparca DegillerParamparça Değiller. Biz nerede hata yaptık ? Niçin ülkemizin insanlarının yüzü gülmüyor. Nazlıcan Elestekin yazdı.

Paramparça Değiller

İnsanların her biri , tarihimizden günümüze kadar birşeyler yapmak için uğraşır durumdalar. Hiç merak ettiniz mi bu insanlar neden yoruluyor? Neden bu kadar stresliler, yüzleri niçin gülmüyor.

Bu mağazadaki satış elemanı niçin bu kadar sinirli veya bu öğretmen öğrencisine ne hakla kötü davranıp bağırabiliyor?

Güne yeni başlayan taksi şoförü ne için “Nasılsınız?” sorusunu soramayacak kadar kasvetli…

Görmezmisiniz caddelerde anne babaları tarafından azarlanan ,t-shirtleri esneyene kadar ,kolları kopacak kıvama gelene kadar çekiştirilip, itilen daha küçücük elli bebekleri..

Bu anne babaların siniri ne için ? Küçük çocuklarına elbetteki bu kadar öfke besleyecek bir şey yaşatmamıştır o yavrular..

Sigara çok içiliyor, stresliyiz.Yarın için planlar kurmaya çalışıp, düşüncelerimizde kendi kalplerimizi yoruyoruz. Boğuluyoruz. Derin bir nefes almayı denemeden yükleniyoruz, etrafımızdakilere bizi anlamalarını diretiyoruz. Çünkü; korkuyoruz.. Neden korkuyoruz?

Bu parça parça ama paramparça olmayan durumdan korkuyoruz. Bir şey ya var ya yok, ya siyah ya da beyaz.. Böyle olmalıydı belki de.

Belirsizlikten duyulan panik her bir hücrede hissedilecek olduğunda, şaşırır kalırız önce. Ne yapacağını bilmeme halinden kurtulduğumuzda ise, bir planlama gereklidir. Hangi yöne gideceğimizle ilgili.. ve tüm bunlar içinde detaylıca düşünmek…

Düşünüyoruz, dünyanın dört bir yanı her gün milyonlarca düşünceyle boğuşuyor, gidişata bakılırsa ya yeterince düşünülmemiş ya da düşünülen her yol başarısızlığa uğramış.

Şu anda Türkiye’min güzel havasında ve atmosferinde Amerika’ya buradaki sosyal hayat ve insanların hayat tarzının görünen yüzünü iletiyorum; gördüğüm bu bitmeyen panik ve stres hali.. Huysuzluk, durgunluk… Belki düzensiz uyku, iletişim bozukluğu. Planların yolunda gitmediğinde ise inanılmaz ve tahammül edilmez bir agresiflik hali.

Biz nerede hata yaptık ? Niçin ülkemizin insanlarının yüzü gülmüyor..

Siz California sıcağında ve pozitif enerjsinde evlerinizden veya bahçenizin terasından okuduğunuz bu yazımı, gözlerinizi kapatıp 1 saniye de olsa benimle Türkiye sınırları içerisinde İstanbul’da olduğunuzu hayal ederek gözünüzde canlandırın lütfen;

Yaşadığım traji komik olay geçen hafta İstanbul’da büyülenerek girdiğim bir mağazada gerçekleşti. Mağaza yepyeni ve rengarenk sonbahar 2012 koleksiyonuyla göz kamaştırıyor.. Yüksek enerjim ve güleryüzümle girdiğim mağazada ilk 10 dk hiçbir satış sorumlusu ilgilenmedi. Peki hala, bu alışıldık olabilir belki..

Los Angeles’a göre değerlendimiyorsak kabul edilir.. Ardından beğendiğim bir kaç ürünü kendi çabalarımla uygun bedenini buldum ve geldik o meşhur ödeme kısmına. Kimse ilgilenmediği gibi iki satış sorumlusu aralarında kavga etmeye başladı, keşke küçük bir tartışma olsaydı.Tam deyimiyle; birbirlerine hakaret edip, ses tonları son boyuta ulaştı ve kavga alevlendi..

Şaşkınlık içerisinde bakmaktan başka yapacak hiçbirşey bulamadıktan sonra, alacaklarımı bırakıp gitmeye karar verdim. Yanımdaki arkadaşım bu duruma daha fazla sessiz kalamayarak , mağazanın başımıza yıkılmasına dakikalar kala , bir not yazmak ve şikayetçi olmak istediğini belirtti. Fakat ne yazık ki doldurulacak formu mağaza müdürüne vereceklerinden emin olmadığımızdan alacaklarımızı alıp, şaşkınlığımız ve sinir bozukluğumuzla mağazadan ayrıldık..

Şimdi sorarım sizlere, konuşmanın ses çıkarmanın tam da zamanı değil midir? Yaşanılan bu olay çok basit ve küçük bir örnek olabilir..Bu ve bunun benzerinde pek çok olay yaşadım , ve bulunduğum 2 aylık dilimde şahit olduklarımı halen de inanamayarak anlatırım…

Bu şaşkınlığı bana yaşatan kendi ülkemin güzel insanları.Niçin bu kargaşa ve saygısızlık.Kavga ile dünyada ne çözülmüştür bu zamana kadar? Sen mutsuzsan, beni de etkilemeyeceksin. Kimse huzursuzluğu sevmez, huzursuz bir ortamda yaşamayı ise asla..

Şimdi anlıyorum, insanların bu kaçışını,mutsuzluğunu ve stresini. Belki artarak devam edecek gerginlik, sabahları apartmanımdaki komşuma neşe ile “Günaydın “dediğimde cevap alamayacağım veya çok sessiz ve durgun bir “Günaydın” duyacağım.. Katıldığım bir organizasyonda kendi yaşımdaki bir insana “Sen ne ile meşgulsün neler yapıyorsun genelde?” dediğimde. “Hiiiç ya ben biraz tembelim,öyle işte geziyorum” diye bir cevap alacağım, ve buna da şaşırarak o insanı kendine getiremediğim için üzüleceğim.

Bir insana her şeyi öğretebilirsiniz ,fakat bir şeyi “İstemeyi” asla öğretemezsiniz.Bir şeyi zorla istetemezsiniz bu insana.Öyle gelmiştir hayata ,amaçsız ve plansız.. Hayatın kendisini nereye sürükleyeceğini tembelce bekliyordur. Kim bilir belki bir gün o na da öğretecekler hayatta birşeyler yapması gerektiğini veya hayat öğretecek bu zorunlu dersi..O zaman belki güne güzel bir enerjiyle ve mutlulukla başlayıp, iyi günler dileyebilecek karşısındakine..

Şimdi yeni uyanılan sabahlara “Günaydın !” ve herkese “Güzel Günler, Mutluluklar”..

Karşılık bekliyormuyum? Tabii ki de hayır.. Ben mesajı aldım, bana da güzel günler!

Nazlıcan Elestekin / İstanbul

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?