Parola: “Adi: Barbakan”?!

PAROLA; “ADİ: BARBAKAN” /


“BALYOZ” TALİMATI GÜL’DEN


YA DA


İNGİLTERE’DE TRAFİK HANGİ YÖNDEN AKAR


VEYAHUT


GÜL, ATATÜRK TÜRKİYE’SİNDE “DEVLET KATINDAKİ TRAFİK”İ İNGİLTERE’NİN YOL/YÖN TERCİHLERİ İLE AKITMAYA ÇALIŞIR İSE NE OLUR?!

 

Parola: “Adi: Barbakan”?!

“Aslan’ların kavgasına Çakal’ların aklı ermez”!

Türk atasözü

…………..

Yaşanan sıcak günlerin hülasası:

İngilizler, Atatürk Türkiyesi’ni yıkmak amacı ile “Demokrasi”nin 2000’li yıllarında gizli/açık operasyonlar yapıyorlar!

TSK’ya karşı yapılmakta olan “asimetrik psikolojik harekat”ın “perde arkasında” İngiliz gizli servisi MI6 var!

MI6, Emniyet içindeki, Mehmet Eymür’ün başında olduğu “F Tipi İstihbarat Teşkilatı” üzerinden operasyon yapıyor!

İngiliz’lerin bu “kirli operasyon”da kullandıkları siyasi partinin adı; AKP!

Kullandıkları “Cemaat”in adı ise “Fetullah Gülen Cemaati”!

Bu operasyon için özel olarak kurulmuş gazetenin adı “Taraf” ve onun izinden giden “F Tipi Medya”!

Sözün özü:

TSK’ya “Balyoz” komplosunu organize eden “küresel güç merkezi” İngiltere!

“Balyoz operasyonu” talimatı ise İngilizler’in Çankaya Köşkü’ne çıkarttıkları Abdullah Gül verdi!

Neden?!

Niçin?!

Niye?!

Erdoğan’ı zor duruma düşürmek için!

Yani, gazeteci deyişi ile “gündem”i başlıklayacak olursak işte “manşet”:

“Balyoz talimatı Gül’den!”

İngiliz Basını: “Süreci darbe durdurabilir!”

https://www.turktime.com/haber/Dunya-Bizi-Konusuyor-Ordu-En-Buyuk-Meydan-Okuma-ile-Karsi-Karsiya-Sureci-Darbe-Durdurur/85809

Nokta!

………………

“İçimde volkanlar patlıyor. Bunu neden yapıyorlar? Büyük bir iftira ve haksızlıkla karşı karşıyayım. Esareti yaşıyorum!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13889688.asp?gid=233

Hava Kuvvetleri (Eski) Komutanı Emekli Orgeneral İbrahim Fırtına

…………………

 

“Hakkımda Adalet müfettişleri tarafından soruşturma yürütülürken telefonlarımın da dinlendiğini öğrendim. Şüphe üzerine adliyemiz bilgi işlemcisine yaptırdığım incelemede bilgisayarıma ağırlıklı olarak Amerika ve İngiltere’deki adreslerden girildiğini tespit ederek tutanağa bağlattım.”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13877573.asp?gid=233

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı (Tutuklu) İlhan Cihaner

…………….

“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında ortaya çıkan ciddi durumu değerlendirmek üzere, bugün Genelkurmay Başkanlığı Karargahında Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bütün Orgeneral ve Oramirallerin katılımı ile bir toplantı icra edilmiştir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

https://www.tsk.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_3_Bilgi_Notlari/2010/BN_19.html

TSK

……………

“Yargılama süreciyle ilgili olan bazı konular yargıya intikal ettiği için çok fazla konuşulmasının erken olduğunu düşünüyorum. Medya başta olmak üzere, siyasetçilerimiz de dahil olmak üzere, herkesin bürokrasi de dahil buna, yargıyı rahatsız etmemesini, kendi haline bırakmasını, görevini rahatlıkla yapabilmesinin ortamını sağlamaya davet ediyorum. Buna hangi toplantı, hangi görüşme, hangi açıklama menfi etki edecekse, bu, tarih önünde sorumluluğu da beraberinde getirecektir.”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13892105.asp?gid=229

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz

 

……………

Her şey vatan için!

Ayaklarına giderler…
– Kimsiniz?
– PKK’lıyım.

– Örgütten ayrılıp geldiniz demek ki…
– Hayır, ayrılmadım.
– Pişmansınız yani…
– Yo-oo, değilim.
– Yaz kızım, tahliyesine…
Ayaklarına getirirler…
– Kimsiniz?
– Kuvvet komutanıyım.
– Örgüt kurmuşsunuz…
– Saçmalamayın.
– Yaz kızım, tutuklanmasına…
Ya da şöyle anlatalım.
İbrahim Fırtına, pilot, orgeneral, Harp Akademileri Komutanı, Hava Kuvvetleri Komutanı, üstün hizmet madalyası, şeref madalyası sahibi, millete 45 sene hizmet etti, evi basıldı.
Özden Örnek, kaptan, oramiral, Donanma Komutanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, üstün hizmet madalyası, şeref madalyası sahibi, devlete 45 sene hizmet etti, evi basıldı.
Çetin Doğan, topçu, orgeneral, Jandarma Asayiş, Ege Ordu, 1’inci Ordu Komutanı, üstün hizmet madalyası, üstün cesaret madalyası sahibi, ömrünün 43 senesini verdi, evi basıldı.
Ergin Saygun, topçu, orgeneral, Genelkurmay 2’nci Başkanı, 1’inci Ordu Komutanı, üstün hizmet madalyası, Kıbrıs liyakat madalyası sahibi, 42 senelik onurlu hizmet  geçmişi var, evi basıldı.
Engin Alan, komando, korgeneral, Öcalan’ın Şemdin Sakık’ın yakalanması sırasında Özel Kuvvetler Komutanı, madalya koleksiyonu var, efsane, hayatını ortaya koydu, evi basıldı.
PKK’lılar serbest…
Öbürleri nerede?
Emniyet Müdürlüğü’nde.
Peki, Emniyet Müdürlüğü nerede?
Vatan Caddesi’nde.
E boşuna demiyorlar…
Her şey vatan için!

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13888753.asp?yazarid=249&gid=61

Yılmaz Özdil, Hürriyet

…………..

Bu bağlamda bizim “Medya Mahallesi”nin hallerine kısaca bir göz atacak olursak…

Can Ataklı!

Ataklı, Vatan İnternet Editörü Aylin Duruoğlu’na kendilerinin verdikleri desteğin bir benzerini, komutanların da gözaltındaki meslektaşları için sergilemesini istiyor!

Ne var ki, eski dostumuz Can Ataklı bu konuda dahi doğruları söylemiyor!

Alenen TSK’yı gaza getirmeye, Gülen Cemaati’nin değirmenine su taşımaya çalışıyor!

Şöyle ki:

Star’da birlikte çalışırken, TMSF’nin yönetime el koyması ile yollarımız ayrıldı!

O bizleri “Cem Uzan’ın kalemi” deyip satmayı tercih etti!

Ardından da bir yıl kadar daha star’da kaldı, TMSF’ye danışmanlık yaptı!

Ben AKP’nin zorbalıkları ile mücadele ederken, o AKP ile uzlaşmaya çalıştı!

Olabilir!

Star’da çalışırken, daha önce yazmıştım “Telefonlarımız dinleniyor” diye uyardığımda, “İnanmam, hepsi paranoya, yarım sayfa konuşma kaydı getir inanayım” derdi!

Sonrasında Cem Uzan gözaltına alındığında, Can Ataklı’nın “sağ kolu” Sırrı Çağlar da gözaltın alındı!

Çağlar, Emniyet çıkışında “40 yıllık gazeteciyim, benim tüm telefonlarım dinlenmiş” diye itirafta bulunduğunda, Ataklı kapının önünde bekliyordu!

O gün gördü, anladı ki, tüm telefonları dinlenmiş!

İşte o gündür bugündür, AKP’nin, AKP Özel Örgütü’nün hizmetinde!

Açığın var ise adamı inletirler, kullanırlar, kirletirler!

Demem o deme değil, demem şu deme:

Can Ataklı’nın anlamadığı orada tutuklu olarak rehin alınan Aylin değildi, Tayfun Devecioğlu’ydu!

Devecioğlu da eski dostumuz olur!

Emniyet’ten içeri girdiği andan itibaren Tayfun da, tüm iletişim trafiğinin, özel hayatının kayıt altında olduğunu öğrendi!

Aylin içerde rehin tutulurken, Vatan’ın daha sonra da Milliyet’in “yayın çizgisi”nde gözle görülür bir değişiklik oldu!

Nitekim, Ataklı, “star Mağdurları Komitesi” kurduğumuzda da, “medya grup başkanı” olarak işten hukuksuzca atılan meslektaşlarına sahip çıkmadı!
Aydın Doğan’ın açtığı ve haklı olduğum halde, siyasi dengeler gereği hapis yattığım dava sırasında da, eski dostu olarak o kadirşinaslığı bana göstermedi!

Aydın Doğan ile görüştüğüm için Cem Uzan avukatlarını çektiğinde de tek kelime etmedi, savunmadı!

Ne Ergenekon’dan içeri alındığımda tek satır yazdı, ne de sonrasında!

Sadece, kendini kurtarmak için her zaman yaptığını yaptı, zor olanı değil, kolay olanı tercih etti!

“En büyük hatam Hayrullah Mahmud’u Star’a almaktı” diye orada burada konuşup, AKP’den af diledi!

https://www.haberx.com/can_ataklidan_hata_itirafi(17,n,10164317,187).aspx

Kaldı ki, Aydın Doğan’ın açtığı davadan içerde hapis yatarken, hiçbir isteğim olmadığı halde ve hiçbir mecburiyeti olmadığı halde, bana “temiz giyecek ve harçlık” getiren ise bir başka değerli meslektaşımız İlker Sarıer’den başkası değildi!

Hapishaneden bir gün geç çıkarıldığım halde, iki gün kapıda bekleyen ve arabası ile beni alıp özgürlüğe doğru taşıyan ise Ateş’ten bir başka meslektaşımız, sevgili kardeşim Tarık Atan’dı!

Hocam Öcal Uluç ise “Davan başlıyor, benim de çorbada tuzum bulunsun istiyorum, lütfen cevap vermeden kabul et, tek kelime duymak istemiyorum” deyip, İstanbul masrafını karşıladığında da Can Ataklı ortada yoktu!

Bilanço uzun, detaylar sıkıcı!

Ataklı şimdi, eskiden kavgalı olduğu arkadaşı Zafer Mutlu’nun yanında!

Bakarsınız gün gelir yine barışır, konuşur, belki de aynı çatı altında buluşuruz!

Ama anlaması gerekli husus şu:

Köşeye sıkışınca yorganı kafanın üzerine çekmekle gerçekler ortadan kalkmıyor!

Düne kadar Cem Uzan’ı ağzından düşürmeyen bir isim şimdi ekran tartışmalarında Uzan’dan umudu kestiği için adını dahi duymak istemiyor!

Uzan’a yapılan hukuksuzluğun adını dahi anmıyor!

Aynen Dinç Bilgin’in adını duymak istemediği gibi!

Aynen “Hayrullah Mahmud’u hataydı” deyip satmak gibi!

Ya da “Zafer Mutlu’ya hata yaptım” deyip bir anda geri adım atması gibi!

Oysa ki, aynı Ataklı’nın zihninden geçirdiği milyon dolarlık rakamlar, makamlar şahsıma teklif edildiğinde dahi, ne dostlarımı, ne mesleki ilkelerimi, ne de vatanımı satmayı bir an dahi aklımdan geçirdim!

Ne de AKP ile ahlaksızca uzlaşmayı!

Sözün özü:

Can Ataklı’da “çocuksu bir ruh” olduğunu bilen, aynı zamanda meslekteki şöhretini, tecrübesini inkar etmeyen eski bir dostu olarak diyeceğim şudur:

“Ölmek uyumak değildir!”

Kaldı ki, konjonktür değişiyor, AKP’yi iktidarda tutan arka plan değişiyor!

Asansör gibi, çıkanlar şimdi inecek! 

Satarak ve/veya moda çıkışlar yaparak bir şey olunabilseydi, Baykal çoktan başbakan olmuştu!

AKP de kefeni çoktan yırtmıştı!

Hülasa, İstiklal Marşı “korkma” diye başlıyor!

Ezcümle, bundan sonrasını korkup satanlar, pusanlar, iftiradan medet umanlar düşünsün!

Nokta!

……………

Bu bağlamda birkaç not daha…

Engin Ardıç, “Sarıkız” kod adı nereden geliyor diye sormuş, bir bilen varsa açıklasın demişti!

“Urlalı”, “Efe” nereden geliyor ise oradan!

Hilmi Özkök, Manisa doğumlu!

Turgutlu – Manisa’nın ünlü “Maden suyu” markası ise “Sarıkız”!

“Sarıkız” yakıştırması da oradan geliyor!

(…)

Hasan Cemal, “darbe hazırlıkları”na kanıt olarak yazısında şu satırları gösteriyor:

“Zamanın MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Cumhuriyet gazetesinin Ankara temsilcisi Mustafa Balbay’a şöyle diyordu: ‘Birinci Ordu’ya bakın, orada ihtilal hazır’!..”

Atasagun o günlerde, ne zaman görevden alınacağı dedikodusu çıkartılsa, gazete / televizyonların “Ankara Temsilcileri”ni yemeğe davet edip, bu türde lakırdıları seslendirirdi!

O yemek davetini reddetmiş bir “Ankara Temsilcisi” olarak, ki bu Ankara’da bir ilkti ve o günlerde olay oldu, demiştim ki, “Ben Atasagun’un kariyer serüveninin aksesuarı ve/veya piyonu olmak istemiyorum, ya gerçekten MİT Müsteşarı gibi davranır ben de kendisini muhatap alırım ya da yok sayarım!”

Netice, herkes yargılanıyor, hakkında dava açılabiliyor her nedense Atasagun hakkında dava açılamıyor!

Neden, niçin, niye diye insan hiç merak etmez mi?!

Çünkü, Erdoğan dava açılmasına izin vermiyor!

Peki neden?!

Erdoğan’ı yerinden hoplatacak bilgilere sahip olduğu için diyebilir miyiz acaba?!

Eğer öyleyse, bu bağlamda Atasagun’un bu ayakları yere basmayan, somutlaşmamış iddialarını kim neden ciddiye alsın?!

Ya da Hasan Cemal gibi dünyaya at gözlüğü ile bakan, BOP’un iliştirilmiş gazetecileri dışında kim, neden ciddiye alsın!?

Nokta!

(…)

Hadi Uluengin lafı mabadından anlamış!

Ben kendisine gazeteci değilsin ve/veya benim gibi düşünmek zorunda değilsin demiyorum! Bilakis, neden orduyu, yargıyı, AKP muhaliflerini eleştirdiğin gibi aynı üslup içinde Gülen Cemaati’ne yaklaşmıyorsun diye soruyorum!

Senin gibi korkusuz bir gazeteci, geçmişinde, aile geleneğinde, yaşam kültüründe olmadığı halde “Hacaefendi” lafını neden kullanır diye soruyorum!

Korkmak insani bir duygu!

Kaldı ki, Ertuğrul Özkök’ün “korkak sorular” sormak zorunda kaldığı, “sivil vesayet, dikta rejimi var” laflarını yazılarında döndürdüğü bir ortamda, çalıştığı medya grubunun AKP’den, Gülen Cemaati organizasyonundan “milyar dolarlık vergi cezası” yediği bir atmosferde, Uluengin gibi gözüpek bir gazeteciye, bu haksızlığı yapanlardan hesap sorması gerekmez mi, diyorum!

Veyahut açık açık yazabilir, bunda da bir sakınca yok!

“Arkadaş ben işimi kaybetmek istemiyorum, o yüzden Fetullah Gülen Cemaati’ne, AKP’ye yaltaklanıyorum! Ne var bunda! Diğerleri farklı mı davranıyor!” da diyebilir!

Sözün özü:

Lafın mabadından anlama bu bir!

İkincisi bana ne dersen de, ben zaten sizlerin bir değer olduğu ortamda, büyük bir hiç olarak yazıyorum!

Nokta!

(…)

Kürşat Bumin, hoşuna gitmeyen bir isim geçtiğinde hep aynı şeyi yapıyor!

Küçümsemek için o da okurmuş, bunları bilir miymiş, diyor!

Star’dayken polemiğe girdiğimizde bana da aynısını yapmıştı!

Bilmeyen diyecek ki, Türkiye’de tek okumuş adam var o da hazretleri!

Bizler gazeteciyiz!

O yüzden de, yani mesleğimizin gereği olarak, gerçekten büyük değer olan ve/veya kendilerini bizim kadar kolay kamuoyuna ifade etme imkanı bulamayan isimlerden farklı olarak, daha kolay öne çıkabiliyoruz!

Bu da bizim, her şeyi bilen ya da en değerli olduğumuz anlamına gelmez!

Bumin, felsefe okumuş olmayı ya da literatüre hakim olmayı en önemli değer zannediyor!

Oysa ki, bu bir genel kültürdür!

Uzmanı isen danışılacak bir adressindir, bu konuda!

Yalnız felsefenin, yani düşünce tarihinin geçmişine de kısaca bir göz atılacak olursa, hiçbir düşünürün Bumin gibi korkak, zalimlerle işbirliği yaptığı, günlük geçim kaygısı ile hareket etmedikleri de görülecektir.

Kürşat Bumin gerçekten düşünür olsaydı, bunu ben/biz yazılarında görür, hakkını teslim ederdik!

Kaldı ki, Yaşar Büyükanıt hakkında “Şemdinli İddianamesi / Ferhat Sarıkaya” diyeceksin, sonra da o dönemde iktidarda AKP olduğunu detayını atlayacaksın!

Şemdinli’de gözden kaçırılan bir şey var ise o vakit Büyükanıt’a değil, AKP iktidarına hesap soracaksın!

Neden bunca büyük isim gözaltına alınırken, Yaşar Büyükanıt’ı es geçiyorsunuz, neyi gizliyorsunuz vb diye…

Ya da gazeteci olmak düşünür olmak ise yazı yazmak da aynı zamanda belli bir duruşu gerektirir!

Şöyle ki:

Dönüp AKP’ye diyeceksin ki, darbe, çete var ise yakala hesap sor ama hukuktan çıkma!

Generaller terörist gibi sabahın kör vakti toplanıp Emniyet’e götürülüyor ise Abdullah Gül de “Cumhurbaşkanı” dahi olsa, kayıp trilyon davasından mahkemeye gidip ifade vermeli!

Erdoğan ve tayfası “dokunulmazlık zırhı”nın ardına saklanmamalı vb!

Bir dudağı gökte bir dudağı yerde kibirden ekranda izleyeni bayan Bumin şimdi diyecek ki, ama askerler hakkındaki iddia ciddi, Taraf yazdı!

Ben de o zaman diyeceğim ki, gördüklerinin yarısına duyduklarının hiçbirine!

Çevik Bir, Fatih Çekirge orta yerde dururken, bu üç maymun oyunu niye!?
Kaldı ki, askerler hakkındaki iddiaları ciddi ise TBMM’de bekleyen kalpazanlık, organize suç örgütü kurma, nitelikli dolandırıcılık iddiaları zayıf iddialar mı?!

Sözün özü:

Varsa bir yeteneğin göster, farkını koy ortaya, hep birlikte alkışlayalım!

Yoksa eğer böyle bir yeteneğin kurnazlık yapma, salla başını al maaşını otur oturduğun yere kendini daha fazla rezil etme!

Hülasa, at gözlüğü ile olaylara bakarak ne demokrat olunur ne düşünür ne de gazeteci – yazar!

Excümle, başkalarının eksik ya da fazlalıkları üzerinden insanların kendilerine değer biçtiği sistemin adı “Şarki”dir (Bon Pour L’Orient)!

Nokta!

………….

AKP’li Kapusuz diyor k, yargılama sürecinde kimse müdahale etmesin!

İyi güzel de, bu anlamda bir soru:

İlhami Erdil, yargılanırken, rütbesi sökülürken kimse müdahale etmiş mi?!

Hayır!

Ya da adil yargılama sonrasında mahkum olduğunda, askeriyeden herhangi bir kimse araya girip “bu kararı sümenaltı edelim” demiş mi?!

Hayır!

Bu anlamda bir diğer soru:

“Deniz Feneri”, “Kayıp Trilyon”, Cemaat soruşturması”na kim nasıl müdahale etmiş!?

Cevabı merak etti isen “Aynaya bak ve/veya sen hiç aynaya bakmaz mısın” derler adama!

Öte yandan…

Şemdinli davası hakkında her türlü rezilce yayını yapan siz, eğer suçu kusuru var ise Büyükanıt’tan hesap sormayan yine siz!

28 Şubat süreci üzerinden ağlaşan siz, Çevik Bir’i Çalık’a, Fatih Çekirge’yi Gül’e danışman olarak yapıştıran yine siz!

Darbe soruşturması yapıyoruz diye ortalığı ayağa kaldıran siz, Evren’i Çankaya Köşkü’nde ağırlayan yine siz!

Sözün özü:

Görüldüğü üzere, ilkesizsiniz!

Sadece ağlamayı, mağduru oynamayı, “insan zekası ile alay edip” ağlak kabadayı olarak ortalıkta dolaşmayı seviyorsunuz!

Nokta!

……………….

Vaziyet Analiz!

Demokrasinin 2000’li yıllarında!

Türkiye’de devlet krizi var!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13889398.asp?gid=233

Rejim krizi var!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13889399.asp?gid=233

Devletler katında ise AKP’nin söz verip tutmamasından ve/veya mecburiyetlerinden kaynaklanan büyük bir gerilim yaşanmakta!

https://www.milliyet.com.tr/abd-den-iran-a-sert-uyari-artik-sabrimiz-tukeniyor-/dunya/haberdetay/24.02.2010/1203199/default.htm?ver=79

AKP’nin “Yol/yön tercihi”ni net olarak ortaya koyamamış olmasından kaynaklanan büyük bir stres, kördüğüm bu!

https://www.milliyet.com.tr/turkiye-yi-sucladi/dunya/haberdetay/24.02.2010/1203196/default.htm?ver=63

Büyük bir dünya savaşının arifesinde AKP, küresel aksta “menfaat uzlaşması” yaratamıyor!

Bu bağlamda, güncel “parola” tartışmalarından yazıya devam edecek olursak:

İngiliz operasyonu ile Taraf’ta yayınlandığı gibi “Adi, Başbakan” mı?!

Yoksa, parola “Adi Barbakan” mı?!

TDK’ya göre, “Barbakan”, “Kale duvarlarında düşmana ok atmak için açılmış delik” ya da mühendislikte kullanılan anlamı ile “İstinat duvarlarının yıkılmaması için açılan su akıtma delikleri”!

AKP, güç zehirlenmesine uğramayıp, vakti zamanında kendisine yapılan uyarılara kulak vermiş olsa idi…

Ya da “iktidar”ı denilen aygıtı bu kadar “sert” kullanmamış olsa idi…

Veyahut, iktidarın nefes alması ya da biriken gazı/suyu boşaltması için “barbakan delikleri”ni açmayı ihmal etmemiş olsa idi…

2010 ilk çeyreğinde, “devletler oyunu”nda, hem iç hem de dış kamuoyunda bu kadar köşeye sıkışır mıydı?!

Nokta!

………………

Ve…

Son olarak…

Türkiye’yi yöneten AKP’yi bir “araba”ya benzetecek olursak, “kaptan köşkü”nde İngiliz “perde arkalı” Abdullah Gül oturuyor!

Dünyada Kabul Görmüş Kurallar” silsilesinin aksine İngiltere’de “trafik” bize göre tersten akar!

https://www.delinetciler.net/forum/genel-kultur/60065-ingilteredeki-trafik-yonu.html

Gül de, AKP otobüsünü “İngiliz trafiği”ne göre Türkiye’de hareket ettirmeye kalkınca, otobanda seyahat etmekte olan araçlar birbirine giriyor, Temel fıkrasında olduğu gibi!

Hani, Temel ile Dursun otobanda ters yönde gidiyorlarmış!

Temel, hiç üzerine alınmadan “Uşağım baksana arabaların hepsi ters yönde gidiyor da” demiş ya, AKP’nin hesabı da o hesap!

Otobanda hem ters yönde giden kendileri!

Buna rağmen, önüne gelene “Sen, siz ters yönde gidiyorsunuz” diye diklenen yine kendileri!

Otobanda doğru yönde giden ama (AKP) kendileri ters yönde seyahat ettikleri için karşılarına çıkan başta “Muhalefet”, “Medya”, “Yüksek Yargı”, “Asker”, “Polis” olmak üzere, Tekel işçileri, emekli, itfaiyeci, eczacı, doktor, öğretmen, üniversite, öğrenci vb kim var ise bu yüzden hepsi ile kavgalı!

AKP’ye soracak olursanız, onlar doğru yol/yön’deler!

Ne var ki, burası İngiltere değil!

Türkiye!

İngiliz trafik akışı, bizim otobanlarda geçerli değildir!

Birilerinin yol yakınken bu hakikati hem AKP’ye hem de “cebren” ve “hile” ile Çankaya Köşkü’ne çıkardıkları Abdullah Gül’e anlatmalarında fayda var!

Çünkü her ne yapmak istiyorlar ise hepsinde kural hatası, yol/yön tercihi hatası yapan yine kendileri!

Nokta!

Sevgiler

25 Şubat 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

1 YORUM

  1. Demem o deme değil Hayri Bey…parola çok basit olmuş, artık herkes biliyor:-))) böyle basit parolayı kullanmakla bence o astsubayımız büyük bir hata yaparak kendini yakmıştır. Ayrıca semboller üzerinden verilen mesajlar konusuna gelince..üçlü görüşme trafiğinde yaşanan ve çantalar üzerinden verilmek istenen en son mesaj şöyle algılanmalı..Org. Başbuğ ”operasyonu yapanları ve arka planını biliyoruz çantada hepsi var”..:-)) Çantada keklik vaziyetleri..şimdilik sadece çantanın içinde vakti zamanı gelince dışarı çıkar..:-)) yani çalıştık biriktirdik doldurduk.. Minik Kuş’un ifadesi ile

    Zaman sadece birazcik zaman
    Geçici bu öfke, bu hirs, bu intikam
    Acilarimiz tarih kadar eski
    Nefes alip vermek misali olagan

    Gül, Erdoğan elimizde kullanabileceğimiz başka belgelerde var hepsi çantanın içinde
    şimdilik bu kadarı ile yetiniyoruz..

    Yani Gül ve Erdoğan aslında blüf yapıyor ellerinde açacak kart kalmamış ve beş benzemez (high card) Renkleri ve sayıları birbirine benzemeyen 6 kart ile
    1>2=3>4
    1:AK962, 2:QJ987, 3:QJ987, 4:7643A
    masadaki bütün malı kaldırmaya çalışıyorlar..

    Başbuğ eli henüz açılmadı ama ben o elin içinde floş royal olma ihtimali çok sevdim:-)

    floş royal (royal flush) Aynı renkten ardışık sıralı en büyük beş kart
    1=2=3=4
    1:AKQJ10, 2:AKQJ10, 3:AKQJ10, 4:AKQJ10

    Sevgi ve saygı ile..

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?