POZANTI HİKÂYELERİ- ÇILGINA DÖNMÜŞLER

Büyüklerinden öğrendiği namazlığından başka öğretimi olmayan, okul yüzü görmeyen Ali Ağa yıllarca yaptığı çobanlık ve keçi satışından elde ettiği getirinin rahatlığı, dürüstlüğü, yardımseverliği ile çevresinde sevilen, sayılan, arabuluculuk yapan, dargınları barıştıran yapısıyla ahalinin akil adam, ehil adam olarak tarif ettiği saygın bir şahsiyet olup dertlerinin sıkıntılı geçen uzun yaşamının yarattığı karalığın rengi yüzüne gözüne vurmuş haldedir.

19 yaşında 105 kilo gelmesine rağmen kilosunu göstermezdi. Bir gün kasabanın Fransız işgalinden kurtuluşunun yıldönümü törenini merak eder ve gidip töreni izlemeye karar verdi. Davarı Gâvur Dağına sürer, köpekleri davara nöbetçi bırakır, Kasabaya iner. Kurtuluş Töreni Tren istasyonunun önündeki meydanda yapılacaktı. Kasaba pırıl pırıl temizlenmiş, Zafer Takı hazırlanmış, öğrenciler, memurlar, eşraf ve halk tören alanındaki yerini almıştı. Tren düdüğünü çalarak metalik fren sesiyle istasyonda durur, Adana Belediyesi şehir bandosu, Kuvay-i Milliyeci çeteler ve Adana’dan gelen konuklar istasyona inerler. Halkı selamladılar. Boş bir vagon üzerindeki iki pehlivan halka tanıtıldı. Tören bitiminde güreş yapılacak, galip gelenler ödül olarak kasabanın tek olan berberinde tıraş ettirilecekti. Ali Ağa 19 yaşında olmasına rağmen berberde hiç tıraş olmamış, saçı uzadıkça hep kırklık (keçi kılı kesilen demir makas) ile kesilmişti. Adana’dan gelen pehlivanları tören boyunca izler, onları gözüne kestirdiği anda daha önceki talebine binaen, Cazgır; Ali Ağa ile yapılacak güreşin duyurusunu yapar, pehlivanlar er meydanına çıkar. 5 dakika ara ile Ali Ağa her iki pehlivanın sırtını yere getirir. Doğruca berbere götürülür, ilk kez berber koltuğuna oturan Ali Ağa Kara Mehmet’in fırınından aldığı 2 somunu koltuğunun altına alarak mutlu bir vaziyette sürüsünün peşine gider…

Ali Ağa sürekli olarak eyerlenmiş genç tayına biner, Atı 5-6 yaşına geldiğinde genç bir atla değiştirilirdi. Ağa ancak ağır kış şartlarında köyde kalır, diğer günler kasabaya iner, ekibi ile her gün sohbet eder, ev ihtiyaçlarını heybesine koyar, ikindi üzeri köye dönerdi. Ali Ağa kasabada da herkes tarafından tanınır, sevilir ve sayılır, sözüne itibar edilirdi. Ağır kış şartlarına rağmen evinde soba bulunmaz, şömine şeklindeki kara ocakta yakılan ateşte ısınırdı.

Ali ağa her sabah yaptığı üzere erkenden ama bu kez ilk defa evin yanındaki kümeste öten horozun sesini duymadan uyanarak, sabah namazını eda etmek üzere kalktı, doğrudan ayakyoluna giderek sabah hacetini ettikten sonra, Toros’ların buz gibi suyu ile elini yüzünü yıkayıp dualarını mırıldanarak abdestini aldı. Ezan’ı bekledi, can kulağı ile ezanı dinledi, Seccadesini açıp kıbleye doğruldu ve Sabah namazını, namazın kendisine ne kadar da huzur verdiğini düşünerek tamamladı. Tüm bedenini kaplayan iç huzuru ile birlikte evin kapısının önüne çıkarak duvara dayanarak yüzünü doğmakta olan güneşe çevirdi. Güneşin doğuşunun yeni bir güne işaret etmesinin yanında dünyanın yeniden aydınlandığını düşünerek, bereketin en önemli kaynağının kendileri için ne kadar büyük bahşedilmiş bir şey olduğunu içinden geçirdi. Ali Ağa sağ elini gözüne siper edip gözlerini kısarak sanki gözleriyle düşünürcesine önünde Demirkazık dağına kadar uzanan araziye ve Karanfil ve Karınca dağlarından aşağıya doğru Kamışlı boğazına göz gezdirerek baktı. Yeni sararak hazırladığı sigaradan bir iki duman çektikten sonra, ivil ivil esen rüzgârın kavak yapraklarında çıkardığı hışırtının tılsımı ve gece daldığı düşüncelerden ötürü geç uyumasının vücudunda yarattığı yorgunlukla dalıp gitti. Dağlara tekrar baktı, keçi güttüğü günleri hatırladı. Gâvur dağındaki tüm çam ağaçlarını ezberlemişti yıllar boyu.

Gerek yaşlılıktan, gerekse de eşekten düştükten sonra nasıl olsa geçer kabilinden doktora da götürülmediğinden 90 derece beli bükülmüş karısı Rukiye’nin akşamdan ıslatıp sabah kaynattığı bol sarımsaklı, salçalı tarhana çorbasının hazır olduğunu belirten sesini duyunca içeriye girip çorbalarını birlikte içtiler.

Ali Ağa, kaybettiği birinci eşinden sonra yakın köydeki akrabalarının aracılığı ile evlendiği Rukiye olabildiğince zayıf, kısa boylu ama bir köylü kadınının kuvvetini her haliyle yansıtan canlılığı ile kendisinin de ikinci kocası olan Ali Ağa’nın bütün beklentilerini karşılayan ve namazında niyazında akça pakça bir kadın olmuştur sürekli…

Genelde; hemen evin yanındaki tarladaki dikilen ekilen her türlü yıllık bitkilerinin dikimi, bakımı ve ürünlerinin toplanması ile kiraz ağaçlarından toplanması gereken kirazların da toplanması kendisine aittir. Ayrıca bahçede; köydeki her ailede olduğu üzere, 7 tavuk 2 horozdan oluşan hayvanların bakımı ile Ali Ağanın bizzat ustalığını yaptığı fırında ekmeklerin pişirilmesi görevi de kendisine aitti. Ama asıl görev ise kendilerinin neredeyse tüm taşıma işlerinde kullandıkları eşeklerin bakımı idi, bir zamanlar…

Tabiatın köylerine cömert davranıp her türlü zenginliğini bahşederken, yaşamlarının bu kadar fakirliği karşısındaki çaresizliğinin yükü omuzlarına yüklenmiş bir vaziyette yavaşça oturduğu yerden doğrularak kalktı, Ali Ağa. Köyün yukarısındaki evinden düşünceli bir vaziyette, genç atını eyerleyen Ali Ağa neredeyse motorlu vasıta hızında kasabaya indi. Atını tren istasyonunda bir ağaca bağlayıp yem torbasını takarak, hemen Caminin karşısındaki kaldırımda saraçlık yapan dostu Hacı İbrahim’in yanına oturdu. Çaylarını içtiler, gelenlerle şakalaşıp, sohbet ettiler. Ezan okununca abdestleri alarak öğle namazını kıldılar. Camiden çıkışta Müftü Efendi ile eşraftan Tahsin Efendi Ali Ağa’nın koluna girdiler. Durumu anlattılar. Kasabanın nüfusunun arttığını, tek caminin yetmediğini, ikinci bir camiye ihtiyaç duyulduğunu, yerini belirlediklerini, Resmi görevlilerin durumdan haberdar olduğunu, bir dernek kurduklarını, paraya ihtiyaçları olduğunu, bunu elbirliği ile yapacaklarını, ihtiyaç duyulan paranın ancak Ali Ağa gibi Ehl-i Kamil insanlarca toplanabileceğini v.s. anlattılar. Ali Ağa bu işe gönüllü talip oldu. Yanına iki de din görevlisi verilen Ali Ağa makbuzları da çantasına koyarak düştü yollara.

Körüklü bir otobüsle Adana’ya gelinir, Maraş otobüsüne binilir, öğle namazı olmadan Maraş’a varılır, İmam efendiye durumu arz edilir, Namazı müteakip imam efendinin duyurusu ile makbuz mukabili para toplanmıştır. Para Ali Ağa’nın çantasına yerleştirildi. Onca yol gelinmiş, çok acıkmışlar ve lokantaya gidip yemeklerini yediler. Akil adam Ali Ağa sadece kendi hesabını öder ve yanındakiler Ağanın bu davranışına anlam veremediler. Yol paralarını Ağa karşılamış, tüm giderlerinin de öyle olacağını düşünmüşlerdi. Çok gücendiler. Dışarı çıkıp yemek, yol ve gündeliklerinin toplanan paradan karşılanmasını Ali Ağadan talep ettiler. Ali Ağa onlara sadece gülümsedi. Para toplama faaliyeti muhtelif camilerde 3 gün sürdü.

Kasabaya döndüler. Dernek yöneticileri toplandı. Para sayıldı. Makbuz yekünü ile karşılaştırıldı. Tutanak tutularak para teslim edildi. Heyetin diğer üyeleri çılgına dönmüştü. Akil Adam Ali Ağa’ya:
“Yemek içmekten vazgeçtik de sen şimdi bizim yolluklarımızı da mı vermeyeceksin” diye çıkıştılar.

Akil adam tebessüm ederek evin yolunu tuttu.

Heyet; masraflarının kimlere ödetileceğini düşündü ve bir daha yolluk ve giderlerinin karşılanmayacağı bir heyette yer almamak üzere sözleştiler.

Ruhi M. Çilek
www.alaturkaonline.com

1 YORUM

  1. Eğitim görmemesine rağmen tecrübeli adammış. Yamyamlara karşı tebessüm edecek kadar da becerikli Ali Ağa. Bugün kaç Ali Ağa çıkar acaba Pozantıda ve memleketin diğer köşelerinde.
    Yıldızlara uğurladığımız Ali Ağa’yı saygı ile anıyoruz.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?