Rutgers Üniversitesi’nde görsel sanatlar ve tasarım dersleri veren Doç. Dr. Atıf Akın, dünyada nükleer denemelerin yapıldığı alanlar ve nükleer santrallerin faaliyet gösterdiği bölgelerde yaptığı görsel çalışmalarla ‘radyoaktivitenin izini’ sürüyor.

Atıf Akın, dünyanın insan eliyle geri getirilemez şekilde dönüştürülmesine atfen buralara “mutant mekan” adını veriyor.

Bugüne kadar 5 bölgede çalışmalar yapan Akın’ın bir sonraki hedefi Amerika’nın nükleer denemeler yaptığı Nevada ve Güney Pasifik’teki Bikini Atoll adaları.

Doç. Dr. Atıf Akın, ODTÜ Kimya Mühendisliği bölümünde lisans, Endüstriyel Tasarım bölümünde de master yapmış. Küçüklüğünden bu yana görsel sanatlarla ilgilenen Akın, İstanbul’daki bazı üniversitelerde dersler verdikten sonra akademik hayatını Amerika’da sürdürmeye karar vermiş.

Çernobil Santrali (1986)

Çernobil Santrali (1986)

Projeye Çernobil’le başlamış

Atıf Akın, ”Mutant mekan” projesini VOA Türkçe’ye değerlendirdi:

“Mutant Space projesi 2009’da başlamıştı ve devam ediyor. 2009 yılında çok yakın bir arkadaşım Can Pekdemir, o da sanatçı, beraber Ukrayna’ya gittik Kiev’e. Amacımız Çernobil’i görmekti. Çernobil bizim hep kafamızda küçüklükten kalma yani Çernobil felaketi olduğu zaman biz 6 yaşındaydık. Kafamızda hep böyle mistik bir yer, bir yandan Sovyet topraklarında olduğu için biraz böyle gizemli bir yer, bir yandan işte nükleer santral olduğu için patlama olduğu için gizemli bir yer bir de çok merak ediyorduk. Bir de çok sevdiğim bir Rus yönetmen vardır Tarkovski. Tarkovski’nin filmlerindeki gibi bir sahne olabileceğini düşünüyorduk. Çernobil’e gittiğimiz zaman gerçekten de öyleydi. Böyle terk edilmiş bir köy, Pripyat köyü. Ondan sonra nükleer santralin kendisini gezdik gerçekten böyle sanki Tarkovski filmlerinden çıkmış gibi sahneler. Burada fotoğraflar videolar çektik beraber.

Daha sonra bu beni çok cezbetti yani nükleer bilim, radyoaktif hareketlilik etrafındaki tartışmalar beni hep çok enteresan yerlere götürdü. Ben hep izini sürdüm.”

Atıf Akın “mutant mekanlar” projesi kapsamında bugüne kadar Çernobil’in de içinde olduğu beş bölgeyi inceleyerek oradaki dönüşümleri görsel olarak belgelediğini anlatıyor:

“İşte bunlardan birisi Amerika’da Washington Eyaletinde Hanford Site. İşte Hiroşima ve Nagazaki’ye bırakılan bombaların uranyumunun ilk olarak zenginleştirildiği nükleer santral. Şimdi hala da nükleer santral olarak bir kısmı var. Daha sonra Finlandiya’da enteresan bir yer var Onkalo diye. Burası da bir nükleer atık deposu. Çünkü Finlandiya’da nükleer atık arkeolojik nesne muamelesi görüyor. Çünkü bu Çernobil’den sonra çok etkilenmişler. Çernobil’den bu yana nükleer atığın sınırı geçmesi mümkün değil. Finlandiya’da böyle bir milli koruma kapsamında nükleer atıklar. Nükleer santralleri olan bir yer Finlandiya. Fakat atıklarını hiç başka bir yere göndermiyorlar sadece Finlandiya’da yerin 520 metre altına kazdıkları bir mağaraya gömüyorlar.

Bu kayaların içine helezon şeklinde tünelle iniliyor. Bu dehlizlerin altında da nükleer atıkları gömdükleri, sakladıkları yerler var.”

Metzamor: Geleceğin felaketi

Akın’ın incelediği bölgelerden birisi de Türkiye-Ermenistan sınırında bulunan Metzamor vadisindeki nükleer santral. Atıf Akın, Çernobil’in bir kopyası olan ve fay hattında bulunan bu santrali “geleceğin felaketi” olarak nitelendiriyor:

“Diğer bir enteresan saha bu araştırmalarım sonunda fark ettim ki Ermenistan-Türkiye sınırına çok yakın Metzamor diye bir yer. Burası birbirinin kopyası gibi aslında. Mesela burada bizim Ağrı Dağı dediğimiz, Ermenilerin Ararat dedikleri onlar için kutsal olan bir dağ. Bunun tam karşısında Aragat Dağı var. Biraz daha küçük Ararat’dan. Mesela bizim burada Van gölümüz var. Onların Sevan gölü var. Bizim Van şehrimiz var onların Erivan şehri var. Tam sınırda da Metzamor vadisi var. Çok güzel bir vadi burası. Burada üzüm bağları var, şarap yetiştiriliyor vesaire. Burası aynı zamanda beş bin yıl öncesine dayanan bir tarihi var. Erken bronz dönemi burada yerleşim olmuş. Burası 1960’lardan beri Alman bir üniversite tarafından kazılıyor ve arkeolojik nesneler gün yüzüne çıkartılıyor. Küçük, çok küçük bir müzesi var. Fakat burada aynı zamanda bir tane nükleer santral var. Tam bizim sınırımıza çok yakın. Şimdi burasının diğer problemli yönü şu ki: birçok fay hattında. Burada iki tane de büyük deprem var 1988 yılında Gümrü depremi, Erivan’a çok yakın. Bir de bizim 2011’de Van depremi. Şimdi bütün bu fay hattının ortasında duruyor bu santral ve bu nükleer santral Çernobil’deki santralin de bir kopyası. Yani dolayısıyla birçok açıdan önemli bir tehdit bölge için. Metzamor da geleceğin felaketi henüz bir şey olmadı ama bence artık yavaş yavaş buna müdahale edilmesi gerekiyor.”

Hedefi Nevada ve Bikini Atoll adaları

Atıf Akın’ın bir sonraki hedefi ise ABD’nin nükleer denemeler yaptığı Nevada eyaleti ve Bikini Atoll adaları:

“Şimdi bir sonraki aşamada da ben Amerika’nın test yaptığı iki tane saha var. Bunlardan bir tanesi Nevada’da ‘Sedan Crater’ diye geçiyor. İlk kara testini yaptıkları yer. Daha sonra Bikini Atoll. Yine Güney Pasifik’te, Hawaii ile Polinezya arasında Amerikan sömürgesi adalar var. Bu adalarda çalışmak istiyorum. Amerika’nın nükleer test yaptığı adalarda çekim yapmak istiyorum.”

On yıldır radyoaktivitenin izini süren Atıf Akın, bunun dışında Türkiye’ye sığınan Suriyeli sanatçılarla birlikte “Şam’da Kayısı” ve sınır ötesi üslerde görevli ABD askerlerinin sosyal medya hesaplarından derlediği fotoğraflarla da “Empire Front” isimli projeleri hayata geçirdi.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?