Roma, ardından Los Angeles onu bekliyor

Bavulu taşımaktan yoruldu artık durmak istiyor.

Bu sezon iki filmi vizyona giriyor. Bununla kalmıyor, İtalya’da Roma Film Festivali’ni sunuyor. Sanat neredeyse oraya yolculuk yapıyor. Kırmızı bavulu hep yanında. Fadik Sevin Atasoy yeniden yollara düşüyor. Roma, ardından Los Angelas onu bekliyor. Ancak oyuncu artık yoruldu, artık yerleşik bir hayat istiyor.

Elinde kırmızı bavulu işi neredeyse rotasını o yöne çeviriyor Fadik Sevin Atasoy. ‘Yaşadığım her yer evim oluyor’ diyor. Bir sene önce bu kararı vermiş. Nesi var nesi yok hepsini dağıtmış, bir tek bavula sığdırmış eşyalarını. Nereye giderse yanında götürüyor onu. Oyuncu, ‘Hepimizin geçmişten getirdiği yükleri, sevdaları ve özlemleri var. Hangi eşyalar bize, hangi eşyalar ailemize, hangi eşyalar topluma ait diye bakmak lazım. Galiba bize ait olmayan eşyaların birçoğunu çıkarıp yerine kendimize ait olanları koyarsak bavulumuz hafifliyor ve güzelleşiyor’ diye sürdürüyor sözlerini. Biz de bu metafordan yola çıktık ve Fadik’in iç dünyasına bir yolculuk yaptık.
– En son mayıs ayında görüşmüştük, o günden bugüne neler yaptın?
İtalya’da Roma Film Festivali var ve otuz Türk filmi İtalyan seyirciyle buluşacak. Festivalin Onursal Başkanı da Ferzan Özpetek olacak. Kültür Bakanlığı’nın çok büyük desteği var. Ertuğrul Günay çok destekliyor.  Açılış gecesini de İtalyanca olarak ben sunacağım.
– İtalyanca da mı biliyorsun?
Evet. Benim için çok heyecan verici bir şey. İtalyan dilinde okurken tiyatro bölümüne geçmiştim ve o dili hiç kullanamamıştım. Şimdi böyle bir şansım oldu. Böyle bir projenin olacağını bildiğim için İtalyan Kültür Merkezi’ne gidip diplomamı aldım. ‘Usta’ filmim vizyona girecek, bunun heyecanını da taşıyorum. Dolayısıyla sunuculuğun dışında da oyuncu olarak festivale katılmış oluyorum. İtalya’da Rai Uno, bizdeyse TRTTÜRK canlı yayında olacak.
– Ne giyeceksin?
Özgür Masur benim için çok güzel kıyafetler tasarladı. Bir elbisem festivalin rengi olan kırmızı diğeri de lila olacak. Urart güzel takılar hazırladı. Sadece filmlerimiz değil, tasarımcılarımız, modacılarımız da bizimle gelmiş oluyor. Bu arada uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali İstanbul’da yapılacak. Günümüz konjonktürünü de içeren filmler gelecek. İnsan hakları savunucuları, hukukçular, Derviş Zaim, Zeki Demirkubuz olacak ben de danışma kurulunda yer alacağım. Bu da Türkiye adına nefis bir şey. Dolayısıyla hayatımda sinema, sinema, sinema var… En büyük aşkım sinema. Kasım ayında da ‘Mavi Pansiyon’ filmim vizyona giriyor.
– Gitmeden duramıyorum dersin ya şimdi yolun nereye düşecek?
Bir hafta İtalya var sonra Los Angeles’a döneceğim. Orada beni çok heyecanlandıran bir şey var ama maalesef şimdi söz edemiyorum.  Eğer olursa önümüzdeki bir sene Los Angeles gözüküyor. İstediğim ve beni çok heyecanlandıran bir şey olacağını söyleyebilirim.
– Demek hala hayatında mucizeler olmaya devam ediyor…
Çok güzel şeyler oluyor hayatımda. Mucize aslında her sabah uyandığında hala yaşıyor olduğunu keşfetmen. Hala sağlıklı olduğunu görmek, seni arayan dostlarının olması… Mucize oranlarını daha da küçültmeye başladım. Çünkü mucizenin miktarı önemli değil, olması önemli. Bu arada mucize defteri yapmaya başladım. Enteresan şeyler oldukça onları yazıyorum. Mesela bugün kırmızı bavulum sende kalacak ki bu da çok hoş bir mucize. Çünkü bu bavulu ilk seninle konuştuk. Bu koşuşturmaca içinde de bavul bu gece senin misafirin olacak. O kadar şanslıyım ki ben olamasam da bavul birilerinin evinde konuk oluyor.
– Peki bavulun içinden senin yarattığın ve hep seni baltalamaya çalışan Baltalı Hamsi karakteri çıkarsa ne yapayım?
‘Senden korkmuyorum. Beni korkutamazsın’ de.

KARANLIK KORKUM VARDI
– Peki, sen önüne çıkan her engelde bunu mu söylüyorsun?
‘Bu korkuyu yeneceğim’ diyorum. Orayı deşiyorum. Korkunun temeli çocuklukta bakkalın ‘Ne yapıyorsun sen!’ demesiyle başlıyor. Oraları temizlemeye başladığın zaman ‘Artık bana bağıramazsın ve senden korkmuyorum’ diyebiliyorsun. Bunu diyebildiğin zaman da hayat değişmeye başlıyor. Çünkü sen neysen sana gelen hayatın davranış biçimi de öyle oluyor. Korkularımın da bir listesini yaptım. Mesela kaplandan korkuyordum bir saat hayvanat bahçesinde kaplanı izledim. Çok da şeker bir hayvanmış, korkacak bir şey yokmuş. Aslında korkularımız içimizdeki hazineye ulaşmamıza engel olan minik oyunlar bence. Bir şeyden korkuyorsan demek onun altında bir hazine var demek lazım.
– Bu korku listende neler var, neleri eledin ve daha neleri eleyeceksin?
Karanlık korkum vardı, karanlık ortamlarda korkuyordum. İçimde bir ampul olduğunu düşüneyim eğer ben içimi aydınlık tutarsam karanlıkta bile yol alabilirim diye düşündüm. Kendimle böyle oyunlar oynuyorum.
– Sen ne kadarsan hayat da sana o kadar veriyor dedin ya, twitter’da da ‘Sen ne kadarsan sana gelecek aşk da o kadar olur’ diye yazmışsın… Sana nasıl aşklar geliyor?
Bu aşkı algılayış biçiminizle ilgili bir şey. Eğer toplumsal olarak sinema filmlerine baktığımızda ‘Acı çekmek özgürlükse, ikimiz de özgürdük’ diye bir diyalog vardır mesela. Aşkın acı çekmek üzerine kurulu olduğunu düşünürsen acı çekersin. Ama aşk senin için bir güven, bir sevgi ve bir paylaşım ortamıysa sen sana geleni ona dönüştürebiliyorsun zaten. Dönüştüremiyorsan da ayrılıyorsun. Dolayısıyla insanın kendisine  ‘Ben aşk hakkında ne düşünüyorum, benim için aşk neye benziyor, aşk benim için nasıl bir duygu?’ diye sorması gerekiyor. Çünkü bazen anne ve babamızdan alamadığımız o sevgiyi biz karşımızdaki cinste aramaya başlıyoruz.  Halının altına çok şeyi itiyoruz aslında. Ben senelerdir kendi üzerimde ameliyat yapıyorum.
– İnsan kendisine nasıl bir aşk istediğini sormalı diyorsun, sen nasıl bir aşk istiyorsun?
Ben kayıtsız şartsız beni sevecek ve kayıtsız şartsız sevebileceğim birini istiyorum.
– Peki bulabildin mi?
Karşılaştım. Hazır hissetmediğim için de çok korkup kaçtım.
– Bunu da korku listene yaz o zaman…
Yazdım zaten. Bu o zamandı. O dönem işim önce geliyordu. Kendime bile ayıracak bir zamanım yoktu. Belki de bir şeyleri harcamak istemedim.
– Şimdi önceliğin aşk mı, iş mi?
Şimdi hayat bana ne getirirse diye bakıyorum. Bu hayata karşı benim verebileceğim bir karar değil.
– Hiç aşk acısı yaşadın mı?
O konuda şanslıyım çünkü hiç aşk acısı yaşamadım. Basın benim erkek arkadaşlarımı hiç bilmez mesela. Bütün erkek arkadaşlarım kendilerini gösterme meraklısı olmayan, son derece olgun insanlardı. Hepsi dostum ve arkadaşım şimdi.
– Sen mi bırakıp gidersin?
İki taraf da biteceğini fark ediyor.
– İstediğin birinin seni bırakıp gittiği oldu mu?
Olmadı. İyi seçimler yapmışım. Babamla ilişkimden kaynaklanıyor galiba. Babamla dostuz. Bir erkek olarak onun bana verdiği öyle özel şeyler var ki. Dolayısıyla erkek arkadaşlarımda doğru seçimler yaptım.
– Peki, erkeklerde babanı arar mısın?
Babamla olan ilişkimdeki rahatlığı, paylaşımı, konuşmayı arıyorum. Bu yaşa kadar satranç oynamayı öğrenememiştim ama babamdan rica ettim ve babam satranç oynamayı öğretti. Saatlerce babamla müzik de dinleyebiliyoruz.
– Gençken de anlaşır mıydınız? Hiç onları üzmedin mi?
Gençken asi bir çocuktum. Bu özgürlüğümden kaynaklanıyordu. Sorumluluk duygum da vardı. Okulu asacaksam bile anneme haber verirdim.
– Bir gün kırmızı bavulunla kaybolmak ister misin?
Kayboldum yeterince. Artık bulunmayı isterim. Daha nereye kaybolayım. Los Angeles, İskoçya, İtalya, Berlin… Şu aşamada artık düzenli bir hayata geçmek istiyorum. Bir süre bavulumla benim durmam lazım. Bu arada bavulu taşımaktan belim de ağrımaya başladı.
– Nerede yaşayacaksın, İstanbul’u mu tercih edeceksin?
Daha karar vermedim. İşimle bağlantılı çünkü işim nerdeyse ben de orada yaşıyorum. Haberini maalesef paylaşamadığım o Los Angeles’taki proje uzun süreli olacağı için artık düzenli bir hayat istiyorum. Ben bunu derim de üç gün sonra beni Cualo Lumpur’da da bulabilirsin tabii.  Biraz durmaya ihtiyacım var artık. Biraz dinlenirim sonra yine devam eder bu gitmelerim.
– Giderken bütün eşyalarını bıraktın ama anılarını ne yaptın?
Anılarımı yüreğimde her yere götürüyorum. Bir de dünyanın her yerinde arkadaşım oldu. New York’ta ayrı, Los Angeles’ta ayrı bir arkadaş grubum oldu. Dünyanın neresine gidersem gideyim her yer evim oluyor. Anılar benimle…
– Gezgin biri olarak aşk hayatın nasıl gidiyor? Kaptanlar gibi her limanda ayrı bir sevgilin mi var?
Benim öyle bir durumum yok. Ben benimle birlikte bavulumu taşıyacak birini arıyorum. Bu gidişle herhalde bir havalimanında karşılaşırım. Ben onun bavulunu taşırım, o da benim bavulumu… Bavul zaten bir metafor. Freud’un ‘Suitcase’ diye bir tanımlaması var. Aslında hepimiz bavuluz. Hepimizin geçmişten getirdiği yükleri sevdalar, hasretlikleri özlemler var. Bunlar bavulumuzun içinde ve bunlara dikkatli bakmamız lazım. Hangi eşyalar bize ait, hangi eşyalar ailemize, hangi eşyalar topluma ait diye bakmak lazım. Galiba bize ait olmayan eşyaların birçoğunu çıkarıp yerine kendimize ait olan eşyaları koyarsak bavulumuz hafifliyor. Sadece kendi eşyalarından oluşan bir adamın bavulunu taşımaya hazırım. Eğer o da benim bavulumu taşımak isterse…
– Kırmızı bavul ve Fadik isimli blogun nasıl gidiyor?
ODTÜ ve Bilkent Üniversitesi öğrencilerinden teklif aldım ve Kırmızı Bavul üzerinden metaforlarla oyunculuk, içsel yolculuk üzerine seminerler yaptım. Bu hikaye sonunda tek kişilik oyuna doğru gidiyor. Bavulun içinden nasıl bir proje çıkacak bilmiyorum.
– En son ne satın aldın, bu bavulun içine ne eklendi?
Bir şey eklenmedi aksine çıktı. İçindeki eşyalar azaldı hatta pek bir şey kalmadı. Festivallerde de zaten Türk tasarımcılar sağ olsunlar kıyafetler hazırlıyor.
– Hep yanında olan bir obje var mı?
Tütsüm var. Onu mutlaka taşırım. Zaten yakında mutfak seti de yaptıracağım bavulun içine. Her ülkenin elektrik sistemine uyacak adaptörü vardır yanımda. Mutlaka yanımda bir kitap olur. O kitabı okurum ve uçakta bırakırım benden sonra gelen yolcular da okusun diye. Arkadaşlarıma mutlaka hediye getiririm. Makyöz bir arkadaşım keçeden yapılmış bir melek hediye etmişti, o da hep yanımda.Yerleşeceğim bir yere asılmayı bekliyor o melek.

HAYATIMDA DEĞİL AMA YÜREĞİMDE BİRİ VAR
– İlk görüşte aşka inanır mısın?
Ben bu duyguyu arkadaşlarımda hissederim. Bir kız arkadaşımla bir mekana girdik. Bir adam arkadaşıma öyle bir bakıyordu ki ben onun gözlerine bakıp ‘Bu adam arkadaşımın eşi olacak’ dedim ve oldu. Meğer onu hep görür ve beğenirmiş. Şu anda evliler. Kendim için de hissettiğim oldu, ‘Evet, budur’ dedim ama hazır değildim o zamanlar.
– Şimdi hazır mısın? Yoksa var mı biri hayatında?
Şu an kimse yok hayatımda. Hazırım. Bekliyorum. Ama  yüreğimde birisi var. Ancak şimdi mesafelerimiz de var.

KOLAY AFFEDERİM
– En çok neleri dert edersin bu hayatta?
Haksızlığa uğradığım zaman dert ediyorum. O kadar geniş yürekli olamadım. Kendimi ifade edemediğim ya da yanlış anlaşıldığım zaman da dert ediyorum. Ben kendi adıma dürüstsem, yaptığıma inanıyorsam artık bu karşımdakinin yükü olsun diye düşünüyorum.
– Kolay affeder misin insanları?
Çok kolay affederim. Belki de iyi bir şey değil ama çabuk unuturum yapılan kötülükleri. Karşı tarafa üzüldüğün, kırıldığın neyse onun sana çok ağır geldiğini ifade etmek de gerekiyor. Çünkü sen söylemezsen karşı taraf da anlayamıyor. İçinde öfke duygusuyla değil de, anlayışla paylaşırsan karşındaki de anlıyor zaten ne yaptığını.
– Önemli bir karar verirken gönlünün mü yoksa aklının sesini mi dinlersin?
Gönlümün sesini dinliyorum. Bazen iki senaryo arasında karar veremiyorum. İkisinin de şartları aynıysa, ikisini de çok sevmişsem o iki senaryonun üzerine iki elimi de koyuyorum ve hangisinde yüreğim daha fazla çarpıyorsa hissederek onu seçiyorum. Tamamen hissimle yapıyorum. Bazen yanıldığım da oluyor ama en azından yüreğimle yaptım diyebiliyorum. Akıl bazen işleri karıştırabiliyor. Akıl arabaya takılan navigatörler gibi. O sana gideceğin yolu ya da yönü gösteriyor ama onun içini sen yüreğinle dolduruyorsun. Bazen biriyle tanışırsın ve kanın kaynar, bazen de kötü şeyler hissedersin bil ki o duygun mutlaka doğrudur. Ben hisleriyle yaşayan biriyim aslında.
– Peki iki erkek arasında karar veremezsen ne yapıyorsun?
Yok onu gönül biliyor zaten. Yaşayanlar bilir onu. Biriyle karşılaştığın zaman gerçekte senin dengin kişiyse ondan kendi adın kadar emin olabiliyorsun.

SİBEL ATEŞ YENGİN / AKSAM / [email protected]

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?