Sansürcübaşı?!

ERDOĞAN’IN, HAYRULLAH MAHMUD, AHMET TAŞGETİREN VE SESAR’DAN SONRA IMF’NİN RAPORUNU DA SANSÜRLETTİĞİ ORTAYA ÇIKTI?!

Sansürcübaşı?!

 

Milliyet’in okur yorumları bölümünde Süleyman Ekim, Yılmaz’ın siyasete geri dönüşü bağlamında şöyle demiş:

“Gelen gideni, yaşayan öleni aratıyor!”

Çok yerinde bir saptama!

Bu özlü satırların altına ben de imzamı atıyorum.

Nitekim…

Erdoğan’ın Başbakan’lıktaki hali ortada!

Tek kelime ile ali kıran baş kesen!

“Kasımpaşa delikanlısı” Neo Con’ların desteği ile bir “demokrasi celladı”na dönüştü!

Bu anlamda Mesut Yılmaz’ın “siyasete geri dönebilirim” sözü dahi Ankara kulislerini hareketlendirmeye yetti. Çünkü Baykal’da da, Ağar’da da, Bahçeli’de de, Mumcu’da da iktidar olma isteği yok. Erdoğan’ı siyasette “alternatifsiz”lik bu hale getirdi!

Güç zehirlenmesi de, böbürlenme hastalığı da buradan kaynaklanıyordu.

Filhakika yaşamda sadece Allah’ın alternatifi yok!

Gerisi laf-u güzaf!

Ki…

Baykal, bugünkü Radikal’de, Murat Yetkin’e, Erdoğan’ın yeni bir “sansür” girişimini açıklamış. CHP Genel Başkanı Baykal, “IMF, krizi raporunda önceden yazdı, bunu Erdoğan sansürletti” diyor.

Anlaşılan o ki, BOP Eş Başkanı Erdoğan, eski star yazarları Emre Aygen, Hayrullah Mahmud, Cevher Kantarcı, Taşkın Şenol, Hazal Ateş, Mustafa Altunay, Can Ataklı, Yeni Şafak’ın Başyazarı Ahmet Taşgetiren ve SESAR’ın internet sitesinden sonra işi bir hayli büyütmüş… IMF Raporu’nu sansürletmeye kadar vardırmış!

Ne var ki, Erdoğan uluslararası bir raporu sansürleteceğine, IMF’yi Türkiye’den kovsa avuçlarım patlayana kadar alkışlardım.

Ama bu yaptığı tek kelime ile “Sansürcübaşılık”!

Korkaklık!

Ürkeklik!

Gerçeklerden kaçma hastalığı!

Görünen o ki Erdoğan, 2000’li yılların Türkiyesi’nde, Sultan Abdülhamid döneminin hasreti içinde!

O vakit, AB’ye sormak lazım: “BOP Eş Başkanı Erdoğan’ın bu icraatları, AB müktesebatının hangi maddesine uyuyor ya da sansürlenen Orhan Pamuk olmayınca bu konu sizi ilgilendirmiyor mu?!”

Ne dersiniz?!

İşte bu anlamda, bugünkü Radikal’de Murat Yetkin imzası ile yayınlanan ve de gözlerden kaçırılmak istenen bir başka “sansür girşimi”nin öyküsü:

“CHP liderinden ağır suçlama: IMF, ekonomik krizi haber veren ve gerekli önlemleri anlatan rapor hazırladı. Ancak hükümet veto hakkını kullanarak hem raporu gizledi, hem de hiç önlem almadı. CHP lideri Deniz Baykal, Türkiye’yi yaklaşan kriz konusunda uyaran ve önlemler sıralayan bir IMF raporunun yayımlanmasının hükümet tarafından engellendiğini öne sürdü. Altmış sayfalık IMF raporu hakkında Radikal’e açıklamalarda bulunan Baykal, hem rapordaki uyarı ve önlem önerilerinin dikkate alınmayarak ekonomik sıkıntıya düşüldüğü, hem de yayımlanmasının engellenmesi yoluyla Türk insanının kendi tedbirini almasının önüne geçildiği iddiasında bulundu. Türkiye, kurucu üyeleri arasında bulunduğu IMF’nin değerlendirme raporlarının yayımlatılması üzerine veto hakkına sahip. Baykal’a göre, Başbakan Tayyip Erdoğan bu hakkı Türkiye’yi yaklaşan kriz hakkında uyaran ve hangi önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen bu raporun yayımlanması konusunda kullandı.
Baykal, Susan Schadler ve Matthew Fischer imzalarıyla yayımlanan 28 Kasım 2005 tarihli raporun elindeki kopyasını Radikal’e gösterdi, ancak raporu vermedi. IMF’nin www.imf.org adresli internet sitesinde, Türkiye üzerine pek çok rapor ve açıklama bulunduğu halde, bu rapora yer verilmiyor. Baykal, rapor ve hükümetin tutumu konusunda şunları söyledi; ‘Son ekonomik kriz hükümet için bir sürpriz değildi. Ama hükümet krizin gelmekte olduğunu kamuoyuna duyurmak istemedi, raporu kamuoyundan saklama yoluna gitti, dahası, gerekli önlemleri de almadı. IMF, birinci ve ikinci gözden geçirmeleri değerlendirirken çok ciddi uyarılar ve önlem önerileri içeren bir rapor hazırladı. Hükümet bu raporun yayımlanmasını yasakladı.’ / ‘Bu raporda, Türkiye’nin gerekli önlemleri almaması halinde 2006’da mali kırılganlığındaki artışı önlemenin mümkün olmayacağı öne sürülüyor. Dış dünyada oluşabilecek bir likidite sıkışıklığı durumunda, yabancı fonların, bizim deyişimizle sıcak paranın, Türkiye algılamasının değişmesinin mümkün görüldüğü ve bu durumda YTL’nin ciddi şekilde değer kaybına uğrayabileceği vurgulanıyor.’ / ‘IMF bu nedenle, borç dinamiğinin bozulabileceğine ve bankacılık sektörü ve reel sektörün zayıflayabileceğine dikkat çekiyor. Daha 2005 sonunda, bu nedenlerden dolayı, global piyasalardaki fırsatların en iyi şekilde değerlendirilmesi ve ekonominin kırılganlıklarının azaltılması yolunda azami gayretin gösterilmesi gerektiğini söylüyor.’ / ‘Öte yandan IMF raporu, artan cari işlemler açığı noktasında daha sıkı maliye politikası önerilerini sıralarken, yapısal reformların daha fazla geciktirilmemesi gerektiği doğrultusunda hükümeti uyarıyor. IMF, 18 Temmuz’da gelip, bu değerlendirme raporunun da doğrultusunda, ekonomik dalgalanmanın ne kadar mali kaynağa ihtiyaç duyduğunu da görecek. Üçüncü ve dördüncü gözden geçirmelerde bu raporda yazılanlar da değerlendirilecek.’ / ‘Şimdi soruyorum: Hükümet bu raporu neden gizledi? Yatırımcılar IMF ile Türkiye’nin tam uyum içinde olduğunu varsayarken, hükümet toz pembe tablo çizerken, IMF’nin daha geçen yıl sonunda, 2006’da yaklaşan kriz konusunda hükümeti uyardığı anlaşılıyor. Bu raporun gizlenmesi nedeniyle yaşanan sıkıntılar ağırlaştı. / ‘Geldiğimiz noktada mali kriz, hükümeti aşmaya başlıyor. Kritik bir noktaya doğru sürüklendiğimizi görüyorum. Şimdiye dek alınan önlemler, amaca hizmet etmedi. Rezerv eriterek kurdaki yükselişi durdurma denemesi maalesef başarısız oldu. Vergi kolaylığı bu durumu değiştirmedi. Faiz artışı yetersiz kaldı.’ ‘Şimdi Para Kurulu’nun (bugün olağanüstü toplanacak Merkez Bankası Para Kurulu-MY) yeni kararını bekliyoruz. Bu kritik noktanın bir an önce aşılmasını diliyorum. Hepimiz iyi niyetle hükümetin çabalarının olumlu sonuç vermesini bekliyoruz. Ama hükümet sınıra yaklaşmıştır. Giderek, para, banka ve maliye tedbirlerinin ötesinde, siyasal açılımların zorunlu olacağı bir noktaya yaklaşıyoruz. Bu hafta hükümetin kader haftası olabilir.’ Baykal, ‘siyasal açılımlar’ ifadesiyle, hükümetin bu ‘kader haftasında’ iyi sınav verememesi halinde karşı karşıya kalacağı bir erken seçim zorunluluğundan mı söz ediyor? Bundan belki henüz kendisi de emin değil, gülümsemekle yetiniyor. Ancak okuduğunuz bu yazının satır aralarına sinmiş bir bilgi var ki, Başbakan Erdoğan ve AK Parti hükümeti için başka açıdan yeni bir aşamanın geldiğini gösteriyor. Üst bürokrasi, hem de AK Parti iktidarıyla üst görevlere gelen devlet görevlileri, yanlışa ortak olmama kaygısıyla hassas bilgileri muhalefetle paylaşmaya başladı. Hem de yalnızca CHP ile değil. Daha önceki hükümetlerin dönemlerinden aşina olduğumuz bir tablo, daha önce gördüğümüz bir film bu.”

Sevgiler

 

Hayrullah Mahmud

25 Haziran 2006

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?