Sefa mi Cefa mi Ercument Yilmaz

Şimdi diyeceksiniz ki maçla ne alakası var Clementine denilen bu garip çizgi filmin? Ercüment Yılmaz yazdı..

Bu akşam Avni Aker’de yine gerilim filmi vardı. Trabzonspor, Rizespor karşısında 3 attı 2 yedi. Bu skorla üç puanı aldı almasına ama hem tribünde hem de ekranları başında maçı seyredenleri de yedi bitirdi.

Eskilerden Fransız yapımı bir çizgi film vardı bilenler bilir, adı Clementine. Seksenlerde tek kanallı TRT ekranında ilk gösterime girdiğinde heyecanla ekran başındaki yerimizi almıştık. O dönemlerin sevilen çizgi filmleri, “Yakari”, “Nils ve Uçan Kaz” vb. yapımlara bir yenisinin daha ekleneceğini düşünmüştük. Clementine başladığında karşımızda gerçekten bir çizgi film ve çizgi karakterler vardı. Ancak izlemeye devam ettikçe bu çizgi filmde bir gariplik olduğunu düşünmeye başladık. İlk başlarda olay örgüsünü anlamaya çalıştıysak da o yaşımızda anlatılanları anlamak oldukça güçtü.

Çizgi filmin başrollerinde geçirdiği bir kaza sonrası yürüyemeyen Clementine adında bir kız çocuğu ve bu çocuğa yardım ederek onu bir balonla dünya turuna çıkaran Hemera isimli bir peri vardı. Kafasında bir pervane olan Helix isimli bir kedi, Clementine’i iyileştirmek için dünyayı dolaşan pilot babası Alex, Clementine’in kardeşi Petit Boy, ailenin yaşlı kedisi Gontrand ve Gontrand’ın kulağında yaşayan Ginette isimli bir pire vardı bu garip yapımda.

Ve en bilinen, en çok hatırlanan, hatta kabuslara giren Malmoth isimli ateşten bir yaratık, bir nevi şeytan da mevcuttu çizgi filmimizde. Bizler çizgi film saati olmasının sevinciyle televizyonun karşısına oturur, Clementine’in düzelip düzelmeyeceğinin endişesiyle filmi takip eder ve de Malmoth’nün korkusuyla kimi zaman gözümüzü kapatarak izlemeye çalışırdık bu Fransız yapımı çizgi filmi.

Şimdi diyeceksiniz ki maçla ne alakası var Clementine denilen bu garip çizgi filmin?

Cevabım şu: “Fazlasıyla alakası var

Bugün maçta Trabzonspor’un erkenden bulduğu ilk golde bütün stat sevinçten ayağa kalktık. Akabinde yenilen golle içimizden geçmeye başlayan “Acaba?” sorusuyla endişeye gark olduk. İlk yarıda rakibin boş pozisyonlarda kaçırdığı gollere şahit oldukça karşımızda “Malmoth” belirmişçesine korkuya kapıldık. Rizesporlu oyuncular biraz becerikli olsalar daha ilk yarıda skorun kendi lehlerine 3-1 olması işten bile değildi.

Mehmet’in uzaktan şutunun 90’a doğru gidişini seyrederken sevinmek üzere ayağa fırladık, akabinde bu şutu 90’dan çıkartan ve bizleri jeneriklik golden eden kalecinin refleksiyle hayal kırıklığına uğradık.

Yenilen her iki golde hatalı çıkışları ile bize saç baş yolduran (benim için mecazi) kaleci Fatih’e kızarken diğer pozisyonlarda yaptığı güzel kurtarışlarla aynı Fatih’i alkışladık. Sonra bir başka pozisyonda yan topa hatalı çıkan, diğer bir pozisyonda yanlış tarafa uçan Fatih’e tepki göstere göstere aynı maçı izlemeye çalıştık.

Ön liberosu olmayan Trabzonspor’da bu mevkide oynatılan, fakat oynamakla alakası olmayan, her hareketinde soyadının zıttı olduğunu gözümüze sokan Fatih Atik’e maruz kalırken, diğer yandan da sol kanatta bir ileri bir geri koşan, pozisyon üreten, iki golün de asistini yapan Yusuf Erdoğan’ın futbolu ile keyiflendik.

Karodaki kaliteli oyuncuların varlığına şükrederken, onları bozan, kaliteyi düşüren kimi oyunculara hayıflandık, “bu kafayla Napoli maçlarında biz ne yapacağız?” diye de kara kara düşündük.

Şimdi soruyorum size, kazanılmış olmasına rağmen bu izlediğimiz maçın gariplik derecesinin az önce bahsini ettiğim Celementine’den geri kalır bir yanı var mı?

Berabere kalınan Türkiye Kupası, kaybedilen Beşiktaş ve Legia maçlarından da görülüyor ki Trabzonspor’un kritik mevkilerde kritik eksikleri bulunuyor.

1-Orijinal bir ön liberoya sahip olunmaması nedeniyle, bu mevkide Halihodzic’den beri bir arayış hüküm sürmekte. Ne kadar arasak da sakat diye gönderdiğimiz, şimdi ise takımının vazgeçilmez oyuncusu Bourceanu’nun yerini hiç kimse dolduramıyor.

2-Bugünkü maçta defansının tamamı yabancılardan kurulu olan Trabzonspor’da özellikle stoper mevkiinde iyi bir yerli oyuncunun olması gerektiği gerçeği gün gibi ortada. Bu bölgede Aykut ile Mustafa Akbaş daimi olarak oynayacak oyuncu kalitesine maalesef sahip değiller. Geçen sezonlarda başarılı maçlar çıkartan, tekmeye kafa uzatan Mustafa Yumlu’nun acilen affedilmesi gerekiyor bu sorunun çözümü için. Bu yabancı kontenjanı meselesi devam ettikçe, devre arasında uygun bir fiyata yerli bir stoper bulmak da oldukça zor. Hem ayrıca devre arası gelene kadar daha oynanacak maçlar, alınması gereken de puanlar var.

Mustafa her ne kadar bir yanlış yapmışsa da (ki bu yanlış henüz net biçimde deklere edilmiş değil) bu yanlış yüzünden hem kendisinin hem de takımının bu derece ağır bir cezaya çarptırılması adil değil. Eğer Mustafa kulübe, takıma zarar vermişse, yönetimdeki bireyler de son iki sezondur yaptıkları nice hatalarla farklı şekillerde kulübü zarara uğratmıştırlar. Hatalı öze dönüş projesi, küme düşen 1461 kulübü, vaat edilen ancak bir türlü gelmeyen kupa, peşi sıra istifa edip muhalefete geçen eski idareciler, Tolunay Kafkas ve Halihodzic’e ödenen yüksek tazminat bedelleri, aynı mevkilere gereğinden fazla transfer yapılması, Bourceanu’nun gönderilişi vs. vs. bu zararların başlıcalarıdır.

Yönetimin Cardozo, Mehmet Ekici, Ersun Yanal vb. transfer hamleleri kulüp adına yaptıkları doğrular ise, Mustafa’nın geçtiğimiz yıllarda sergilediği mücadele, kimi zaman attığı goller de kendi adına yaptığı katkılardır.

Kısacası idareci, adı üstünde yeri geldi mi “idare” etmeyi bilmelidir. Bu işin fazla uzamadan inatlaşmaya dönmeden çözülmemesi durumunda bundan Trabzonspor’un Mustafa Yumlu’dan daha fazla zararlı çıkacağı da gün gibi ortadadır. Defansta yerli stoper olmayışından dolayı hücum hattına alınan yabancı oyuncuların birlikte oynatılma şansları ve farklı kadro varyasyonları da göz göre göre azalıyor.

Maddelere devam edelim…

3-Trabzonspor’un ciddi bir kaleci problemi olduğu görülüyor. Fatih kimi pozisyonlarda güzel kurtarışlar yaparken kimi pozisyonlarda da “Kale boş olsaydı da keşke orada durmasaydı” dedirten pozisyon hatalarıyla izleyenlerin sinirlerini zıplatıveriyor.

Belli oldu ki Fatih’in özgüveninin yerine gelmesi, doğru hamleleri nerede yapacağını öğrenmesi için uzun bir süreye ihtiyacı var. Ancak sezonu kapatan Onur Kıvrak’ın yoluğunda Trabzonspor’un böyle bir zamanı verme lüksü bulunmuyor. Benim önerim devre arasına kadar kalede İbrahim’in durmasıdır. En azından bundan daha kötü olamaz. Başarılı olursa da Trabzonspor iyi bir kaleci kazanmış olur. Aksi halde devre arasında iyi bir yerli kaleci transfer etmek (ki seneye Onur geldiğinde bu kaleci ne olacak?) kaçınılmaz olacaktır. Yoksa Napoli karşısında, hatta Higuain karşısında Fatih’in kevgire dönmesi işten bile değildir.

4-İki tane yerli sol beki olan Trabzonspor’da İshak Doğan neden oynamaz? Hatta diğer sol bekin cezalı olduğu bu maçta bırakın 11’i neden yedekte bile yer alamaz? Sorun teknik direktörlerde midir, yoksa İshak’ta mıdır? Bugün kendisi yerine sol bekte tercih edilen Constant’ın performansından daha kötü bir oyun çıkartacağından mı korkulmaktadır. Antrenmanları bilmem ama acaba İshak oynatılmaya başlansa, oynadıkça ritmini bulabilir, kendine güveni gelebilir, Milli Takım’a yükseldiği performansına doğru bir sıçrama yapabilir mi? Bunları İshak oynatılmadığı için hiçbir zaman bilemeyeceğiz anlaşılan.

Sonuç olarak, bugün Trabzonspor kazandı ama olası bir puan kaybından da kıl payı kurtuldu. Mehmet Ekici’nin duran topları, Medjani’nin kafası, Cardozo’nun ikinci goldeki presi, Yusuf’un ortaları, Sefa’nın bitirici vuruşları yerini bulmasaydı bugün bambaşka cümleler kuruyor olacaktık.

Görünen odur ki tehlike yakında. Bu anlayışla Bursaspor karşısına çıkacak Trabzonspor’un puan alması ve şampiyonluk yarışına devam etmesi hayal olur. Hele ki devre arasında ön libero, stoper ve kale mevkileri için doğru çözümler üretilemezse Napoli’nin karşısında tur zor, hatta imansız olur.

Ercüment Yılmaz
[email protected]

Yorum Yaz