Şifre: 608?!

ŞİFRE: 608 /

 

AKP’NİN, “4 MART SÜRECİ” SONRASI, YENİ YOL HARİTASI

 

YA DA

 

“ERKEN HÜKÜM VERME HASTALIĞI”NA YAKALANMIŞ “F TİPİ MEDYA”; ALBAY ÇİÇEK’İ “ASALIM, LİNÇ EDELİM” DİYE ÇIĞLIK ATARKEN, NEDEN YARBAY ALİ TATAR’IN LİNÇ EDİLEN ONURU KARŞISINDA TEK KELİME ETMİYOR, ÖZELEŞTİRİ YAPMIYOR

 

VEYAHUT

 

DEVİR “YENİ NESİL GAZETECİLİK” DEVRİ?!

 

Şifre: 608?!

 

“Kör cehalet çirkefleştirir insanları

Suskunluğum asaletimdendir…

Her lafa verecek bir cevabım var…

Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,

Bir de söyleyene bakarım adam mı diye…”

Mevlana

 

………………….

 

 

TSK’ya karşı düzenlenmeye devam etmekte olan “Asimetrik psikolojik harekat operasyonu” bağlamında, derinliği olan birkaç satır daha…

Türkiye’de derinliği gün be gün artmakta olan kaotik gündeme, “İmam / Cemaat” ilişkisi damgasını vurmaya devam etmekte…

Nasıl mı?!

Anlatayım:

‘AKP’nin İmamları’, misal Bülent Arınç, TSK’nın üst düzey komutanlarını “töhmet altında bırakan”, “kara çalan” açıklamalar yaptıkça, onun ve/veya onların izinden giden “cemaat üyesi yazar tayfası” da, “kelle isteriz” diye çığlık atmaya bir sakınca görmemekte!

Yani, “İmam” yellenmeye devam ettikçe, cemaat üyesi yazar tayfası da, köşesinin tam orta yerine “def-i hacet”ini gidermeyi bir büyük mağrifet saymakta!

İşte o cemaat üyesi isimlerden biri, bir dönem Sabah’ı da yönetmiş olan, Ergun Babahan’ın yazısının başlığı:

“Şiştiniz mi düdük makarnaları!”

https://www.stargazete.com/gazete/yazar/ergun-babahan/sistiniz-mi-duduk-makarnalari-247521.htm

Bu dibe vurmuş üslup karşısında, fazla bir şey söylemek mümkün değil!

Kaldı ki, ortada yargı kararı yokken, bu linç psikolojisi niye!?

Bu neyin kavgası!?

Bu ayağı yere basmaz, gözü dönmüş “haysiyet cellatları”na dönüp desek ki, “Yarbay Ali Tatar sizin yüzünüzden intihar etti! Hiçbir iddianız da doğru çıkmadı! Şimdi ne diyeceksiniz, Ali Tatar’ı yeniden hayata döndürebilir misiniz?”

Ar damarları çatlamış olduğu için, biliyorum ki, bu satırları da görmezden gelecekler.

Çünkü o “güce tapan”ların anladıkları tek dil var!

O “dil”in de “hukuk dili” olmadığını bugün için artık hepimiz çok iyi biliyoruz.

Hülasa, adaletin bir ayağı topal da olsa, er ya da geç tüm gerçekler ortaya bir bir çıkmaya devam edecek!

Nokta!

 

……………….

 

 

Bu bağlamda, eski bir Çin hikayesi şöyle der…

Köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış.

Çok fakirmiş ama Kral’ın bile kıskanacağı bir ata sahipmiş.

Kral bu at için ihtiyara neredeyse Hazine’nin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

“Bu at, bir at değil benim için bir dost, insan hiç dostunu satar mı?” demiş.

Bir sabah kalkmışlar ki at yok!

Köylü ihtiyarın başına toplanmış.

“Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar, “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.

“Sadece ‘at kayıp’ deyin, çünkü gerçek sadece bu. Ötesi sizin yorumunuz. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa şans mı bunu henüz bilemiyoruz.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler.

Aradan 15 gün geçmeden, bir gece ansızın at dönmüş.

Meğerse çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.

Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Bunu gören köylüler ihtiyardan özür dilemişler.

“Tamam,” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için yine acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar.

“Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu! Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç! Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmişler ve “Bu adam sahiden budala” diye iç geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, ihtiyarın tek oğlu vahşi atları terbiye etmeye çalışırken attan düşmüş ve bacağını kırmış.

Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun bir süre yatakta kalacakmış.

Köylüler gene gelmiş ihtiyara “Bir kez daha haklı çıktın,” demişler.

“Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre bacağını kullanamayacak. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın!”

İhtiyar, “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin yorumunuz, sizin verdiğiniz karar. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”

Birkaç hafta sonra düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış.

Kral son ümitle eli silah tutan herkesi askere çağırmış.

Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu hariç bütün gençleri askere almışlar!

Köyü matem sarmış.                  

Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş.

Giden gençlerin öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler gene ihtiyara gelmişler, “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki hiç dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer!”

“Siz erken karar vermeye devam edin,” demiş ihtiyar.

“Oysa gelecekte ne olacağını kimse bilemez. Bilinen tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde! Bunların hangisinin talih, hangisinin şansızlık olduğunu kim bilebilir ki?”

 

……………….

 

 

Sözün özü:

TSK, Albay Çiçek bağlamında internet sitesinden bir “kırmızı bez parçası” salladı; tüm cemaat üyesi yazarlar yine “iğdiş edilmiş boğa” gibi saldırdı.

Filhakika, her gördüğün “kırmızı bez parçası”nın peşinden koşmamak lazım. Sonra işin ucunda mahcup olmak da var.

Hülasa, “post modern zamanlar”da, “erken yorum yapma hastalığı”na yakalanmış olmak hiç de hayra alamet bir şey değil!

Ezcümle, doğada başarı ya da başarısızlık yoktur, sadece sonuçlar vardır.

Nokta!

 

 

………………..

 

 

1 numaralı zanlı, 1 numaralı komutanın makam aracında!

https://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=87053

(…)

Der Spiegel: Erdoğan Kaldıramayacağı Bir Yükün Altına mı Girdi?

https://www.turktime.com/haber/Alman-Der-Spiegel-den-Ilginc-Analiz-Erdogan-Kaldiramayacagi-Bir-Yukun-Altina-mi-Girdi/86782

(…)

Sarkozy’nin ‘Rus ruleti’

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/13976699.asp

(…) 

O yazı Yarbay Tatar’a ait değil!

https://askerhaber.com/gundem/o-yazi-yarbay-tatarin-degil.html

(…)

AKP’li Çelik: “Büyükanıt’la Özkök’e haksızlık yapılıyor!”

https://www.aksam.com.tr/2010/03/03/haber/siyaset/5067/asker_de_kendi_curugunu_ayiklasin.html

(…)

Ekonomide delip geçen rakamlar!

https://www.turktime.com/haber/Teget-Gecti-Denilen-Kriz-Turkiye-yi-Kalbinden-Vurdu-Iste-Ekonomideki-Buyuk-Cokus…/86926

(…)

Cüneyt Ülsever: Islak imza aklımı ıslatıyor!

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13999164.asp?yazarid=3&gid=61

(…)

Çiçek’in avukatından Islak imza’ya 5 itiraz!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13987653.asp

(…)

ABD’den 4 Mart sürprizi!

https://www.milliyet.com.tr/2010/03/05/index.html

(…)

 

………………..

 

 

Şifre: 608!

Bu neyin şifresi!?

Neyin olacak, hesap sorulamayan meclisteki “dokunulma özürlü” milletin “vekil”lerinin şifresi!

Anayasa’yı, hukuk sistemini değiştirmeyi düşünen AKP’nin, yaslanmaya çalıştığı TBMM’nin hal-i pür melali ortada!

Kendisine dokundurtmayan milletvekillerinden oluşan bir hükümetin, devletin temel niteliklerini değiştirmesine göz yummak ne derece doğru, katlanılabilir bir hareket!?

https://www.anindatepki.com/siyaset-324/608-suc-dosyali-milli-irade/

Ya da 2010’un bahar vakti, işaret parmakları ile her defasında olağan şüpheli olarak TSK’yı gösterip, AKP muhaliflerini hukuku çiğneyerek gözetim altında tutanların, içeri atanların, adalet peşinde koştuklarına inanmak mümkün mü?!

Nokta!

 

…………….

 

 

 

Ve…

Son olarak…

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nden, “1 oy” farkla geçen “Ermeni tasarısı” bağlamında, yakın geleceğe dönük birkaç öngörü:

Önümüzdeki günlerde, AKP’nin; İsrail & ABD ekseninden, (AB), İran, Rusya, Çin aksına kayma girişimlerine tanık olacağız.

AKP, yine öfke ile kalkacak!

Ki, bunda bir sakınca yok!

Çünkü zarar ile oturacak olan yine onlar!

“Züccaciye dükkanına dalmış fil” gibi ortalığı yine kırıp dökecek!

Kaldı ki, Ergenekon, Balyoz vb operasyonlar da, bu “eksen değişikliği” niyetinin ön adımları!

Atalarımızın dediği gibi, “Korkunun ecele faydası yok”!

ABD’den 1 oy fark ile gelen sürpriz cevap, önümüzdeki günlerde AKP ile ABD’nin arasını daha da açacak.

AKP, ABD’ye karşı sertleşecek!

Ortalık yine çok karışacak.

“Makulü normalde aramak” varken…

Yine, at izi, it izinin içinde kaybolacak.

Tarih tekerrür edecek ve “Tezek ile yapılan sidik ile yıkılacak”!

“Destabilizasyon”!..

Sözün özü:

Dokunulamayan milletvekillerinden oluşan AKP iktidarının Atatürk Türkiyesi’ni sürüklediği kördüğüm ortada!

“Gordion Düğümü”, 2010’un ilk çeyreğinde de çözülmeyi bekliyor.

Ne var ki, hal böyleyken, iktidar yandaşlığı ve/veya hazza saplanmış sayfa/ekranları ile onca promosyon yüküne, düşük fiyat sübvansiyonuna rağmen, medyanın hali, hiç de iç açıcı değil.

Filvaki, “Türk Medyası”nda, uzunca bir zamandır ötelenmiş “dönüşüm, değişim vakti” de geldi, kapıya dayandı.

“Nitelikli muhalefet” yapamayan medya, hem içte hem dışta, hem de okur/izleyici nezdinde ciddi sorun!

Devir, çağın ruhuna yakışır, “Yeni Nesil Gazetecilik” ve/veya “Medya Planlaması/Organizasyonu” yapma zamanı!

İnternetten gazeteye, televizyondan radyoya, dergilerden gelişmiş teknolojik aygıtlara dek uzanan çizgide “yeni” bir “anlatım dili”ne, “milli duruş”a ihtiyaç var.

Yeni bir yüz, yeni bir ruh, yeni bir söylem!

“Çağın ruhu”na hitap eden özgün, glokal bir anlatım dili olmalı bu!

https://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/13998726.asp

Günümüz dünyası, özgün proje, planları olanlar için “küresel medya”da ön alma imkanı tanıyor.

Çünkü, medya sadece Türkiye’de değil, Türk Medyası’nın taklit ettiği Batı’da da tıkandı.

Hülasa, “Türk Medyası”, kürede esen “Değişim fırtınası”na sırtını dönmeye devam edecek olursa, süreç AKP’den önce onları tasfiye edecek!

Ezcümle, Türk Medyası için “dönüşüm, değişim” kaçınılmaz gözüküyor; şimdi devir “çağın ruhu”na hitap eden yeni şeyler söyleme devri!

Nokta!

 

Sevgiler

5 Mart 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?