Şimendifer?!

ŞİMENDİFER /

 

“ŞİFAHİ MUHTIRA”

 

YA DA

 

DEVİR “AK MASAL”LAR DİNLEME DEVRİ DEĞİL, DEVİR “NETİCE” ALMA DEVRİ!

 

VEYAHUT

 

BÜYÜK DEPREM ÖNCESİ 100 PUANLIK UZMAN SORUSU: “MÜTEAHHİT”İ GÜLEN, “KALFA”SI GÜLERCE, “TAŞERON”U AKP’NİN OLDUĞU “F TİPİ DEVLET” İNŞAATI, EN FAZLA KAÇ ŞİDDETİNDE DEPREME DAYANIR?!

 

Şimendifer?!

 

“İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur!”

Mevlana

(…)

“Tüm gerçekler üç adımda gelirler: Önce alay edilir. İkinci olarak şiddetle karşı çıkılır. Son olarak, zaten belli olan bir şey denir ve kabul edilir.”

Arthur Schopenhauer

(…)

“Problemler onları yaratan gerçeklik çerçevesinin üzerine çıkmadan çözülemezler.”

Albert Einstein

(…)

“Vakıa vuku bulduğu zaman, O’nun vukuuna yalan diyecek yoktur.”

Vakıa:1-2

(…)

“Geç gelen bulutta, yağmur çok olur.”

Türk Atasözü

(…)

“Olağanüstü bir şey olmalı. Çünkü hiçbir şey anlamıyorum.”

Moliere

(…)

“Sizi şu an bulunduğunuz yere getiren düşünce ne kadar iyi olursa olsun -muhtemelen sizi gitmek istediğiniz yere götürmeyecek. Delilik, aynı şeyleri tekrar tekrar yaparak, farklı sonuçlar elde etmeyi beklemektir.”

Albert Einstein

(…)

“Mevzu-u bahis vatan ise gerisi teferruattır.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

(…)

“Bir ülkede namuslular da namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o ülke için kurtuluş yoktur!”

İsmet İnönü

(…)

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!”

Mehmed Akif Ersoy

(…)

“Bu adamı devirmeyin, deliğe süpürmeyin, kullanın!”

Erdoğan’ın eski Veri Danışmanı Cüneyd Zapsu

(…)

“İti öldürene sürütürler!”

SESAR Başkanı İsmail Yıldız

 

…………….

 

Çankaya’da yapılan “nafile” ve/veya “zaman kazanmaya” dönük, “çözüm üretmekten uzak”, insan zekası ile alay eden “devlet zirvesi” bağlamında, Başkent Ankara’da yakın gelecekte yaşanması muhtemel “sıcak dakikalar”a dair kısa bir ufuk turu…

https://www.milliyet.com.tr/kritik-zirve-uc-saat-surdu-/siyaset/sondakika/25.02.2010/1203826/default.htm?ver=74

 

…………..

 

 

Öncelikle…

Bir anı…

Adı, Halil Tınas!

Lise çağlarımdan arkadaşım, can dostum!

Zorluklarla okudu, büyük mücadeleler verdi, mühendis çıktı!

“Şantiye şefi” olduğunda fırsat buldukça ziyaretine giderdim.

O günlerde sohbet konumuz, “inşaat kalfa”ları idı!

Bir mühendis olarak hep “kalfa”lardan şikayet ederdi!

Çünkü “mühendis” olmak demek, “statik hesabı” yapmak demek, binanın taşıyacağı ağırlığı hesaplamak demek, depreme dayanıklı binalar yapmak demek, bunun için inşaatta doğru demir, çimento, kum kullanmak demek, sağlam temel demek!..

Milimi milimine inşaatı, doğru zamanlama ile yükseltmek demek!

Nitekim, sokaktan yetişme “kalfa”lar için arkadaşımın sıraladığı bu olmazsa olmazların hepsi gereksiz detaylardı!

Onlar için bina çıkmak çocuk oyuncağı idi!

At temeli, üzerine dök betonu, sırala tuğlaları üst üste, al sana bina!

Onca lüzumsuz detaya ne gerek vardı, hepsi gereksiz masraf kapısı idi!

Ne var ki, 1999 depreminde de görüldü, anlaşıldı ki, “kalfa” kafası ile “müteahhit”lerin çıktığı binaların hiçbiri güvenli değilmiş!

“Deprem insanı öldürmez”miş ama “kalfa kafası” ile çıkılmış bir bina, koca bir aileyi, aileleri yok edermiş!

Arkadaşım aynı zamanda, Türkiye’nin en iyi, tecrübeli “bina güçlendirme” uzmanlarından!

Çürük binaları alıyor, temeline kadar sıyırıp, depreme dayanıklı hale getiriyor!

Bu anlamda birçok kamu binasının deprem güçlendirmesini yaptı!

Bu anlamda anlattığı birçok öykü var!

Kaldı ki, bunların bir kısmına ben de şahidim, tanınmış çürük otel binaları vs…

 

…………………

 

 

Şimdi diyebilirsiniz ki, bunca satırı ne diye yazdın!?

Anlatayım:

“F Tipi Karşı Devrim”in “Müteahhit”i Fetullah Gülen’in Zaman’daki “kalfa”sı Hüseyin Gülerce’nin bugünkü yazısını okuyunca, arkadaşımın anlattıklarını hatırladım.

https://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=955317&title=muhtira-degil-simendifer

Gülerce, bir “kalfa” üslubu içinde kaleme aldığı yazısında, ne kadar güçlü olduklarını, darbecilerden nasıl korkusuzca hesap sorduklarını bir bir anlatıyor!

Oysa ki, bakmak ve görmek iki farklı eylem!

“Şeytan’ın gör dediği” ayrıntıları görebilmek için ise o işin ustası ve/veya mühendisi olmak şart!

Misal, Yaşar Büyükanıt ne diyor, “27 Nisan bildirisi muhtıra değildi”!

Gülerce, ne diyor: “Komutanların gözaltına alındığını gördü, korktu o yüzden kıvırıyor!”

“Muhtıra değil, şimendifer!”

Bu anlamda bir soru:

“Bir metnin muhtıra olduğunu nasıl anlarsınız?”

Elcevap, asker ortaya koyduğu yazılı metnin karşılığını “siyasi iktidar”dan almak istiyor ve/veya bu anlamda bir takibat yapıyor ise bu “muhtıra”dır!

27 Nisan’da Genelkurmay’ın internet sitesine konulan metin bir “muhtıra” değil, yakın geleceğe not düşülmüş bir uyarıdır!

Sermayeye “delirten sudan içmeyin” ya da “siz içtiniz o halde biz de içtik, görün ebenizin örekesini” veyahut “bir fil yetmez, üç fil daha isteriz” operasyonu!

https://www.fatihaltayli.com.tr/content.cfm?content_id=3971

Çünkü, Büyükanıt’ın genelkurmay başkanlığı döneminde yapılan 27 Nisan uyarısının arkası gelmemiştir!

“Dolmabahçe süreci” ile “es” verilmiştir!

Büyükanıt, iktidara “Laik hassasiyete dikkat etmez iseniz ülke karışır, ilerde de bunun hesabını benden sorarlar, ben kendi adıma gerekli uyarıları yaptım, tarihe savunmamı not düştüm” mesajı vermiştir.

O da anlayana!

 

………….

 

 

Bu bağlamda, tatlısu demokratı Nazlı Ilıcak, 4 Kasım 2009 tarihli Sabah’taki “Muhtıra gibi mesajlar” başlıklı yazısında, ifade vermeye çağrılan komutanların şu sözlerine dikkat çekiyor.

Ilıcak’ın köşesinden o bölümü, yeri gelmişken bir kez daha burada tekrarlıyorum:

Bir dönemin komuta heyeti hesap vermeye hazırlanıyor. Bakın darbe yapmaya soyundukları günlerde, ortamı germek üzere nasıl mesajlar veriyorlardı:

29 Eylül 2003‘te Harp Okulları’nın eğitim yılının açılışında yapılan konuşmalar:

Org. Aytaç Yalman:

“Demokrasiyi kullanarak, hem demokrasiyi hem Cumhuriyet’i yok etme girişimlerinin ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Silâhlı Kuvvetler’in görevi ve devletin bekası ile AB sürecinin işletilmesi arasında bir tercih sunulmakta, bazı ülkeler ve kuruluşlar, TSK’nın pasifize edilmesi için adeta akıl hocalığı yapmaktadır.”

Org. İbrahim Fırtına:

“Cumhuriyet’in temel değerlerinden, Atatürk devrim ve ilkelerinden taviz verilemez. Temel vazifemiz Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” Oramiral Özden Örnek: “Cumhuriyet’in laik ve demokratik yapısını tehdit eden köktendinci faaliyetler sürüyor. Deniz Kuvvetlerimiz, irticai ve bölücü faaliyetlere karşı görevini sonuna dek sürdürmeye kararlıdır.”

Gene aynı günlerde…

Org. Şener Eruygur:

“Teokratik bir devlet kurmayı amaçlayan irticai unsurlar, demokrasinin sağladığı imkânlarla Anayasal düzeni yıkma ve şeriat devleti kurma amaçlarından vazgeçmemişlerdir. Jandarma personeli, yurt, özel okul, dernek ve vakıflar gibi kuruluşlardaki irticai faaliyetleri takip etmektedir.”

Org. Hurşit Tolon:

“Sinsice yürütülen laiklik karşıtı faaliyetleri görmediğimiz, yapılan takiyeyi anlamadığımız sanılmasın.”

https://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2009/12/04/muhtira_gibi_mesajlar

Sözün özü:

Görüldüğü üzere ifadeye çağrılan Komutan’ların düşünceleri, AKP iktidarında “tehlikeli” kabul edilen “düşünceler” kapsamında!

“Açılımcılar, ver kurtulsuncular” ise hür düşünce kapsamında!

Şimdi anladınız mı, Paşalar’ı neden Emniyet’te ayakta bekletip aşağılamaya çalışıyorlar!

Nokta!

 

……………..

 

 

Kaldı ki, “laiklik” sadece Türkiye’nin “iç meselesi” değildir!

Aynı zamanda ABD, İsrail, Fransa, kısacası “Süper NATO”nun bu coğrafyadaki “olmazsa olmaz” menfaatlerinin “parantez” içine sıkışmış “parolası”nın adıdır!

Yani “Türkiye’de laiklik elden gidiyor” sloganları yükselmeye başlamış ise bu küresel aksta, siyasi iktidarın “Vatikan & Kudüs ekseni”nde (mihver) ciddi bir sıkıntı yaşadığı anlamına gelir!

Her ne kadar, AKP & Gülen Cemaati, küresel aksta “İngiltere’nin menfaatleri”ni temsil ediyor olsa da, “Truva atı” olsa da, “Anglikan Kilisesi kardeşliği” bağlamında Vatikan & Kudüs ekseninde yaşanan kaygı, gerilim Londra’yı da bağlar!

Detayları uzun, gerisi mühendislik çalışması!

Görüldüğü üzere siyasi (inşaatlar) operasyonlar da, “Müteahhit” Gülen’in “Kalfa”sı Gülerce’nin düşündüğü kadar basit değilmiş!

Attıkları her adımın, yaptıkları her hamlenin küresel aksta bir karşılığı var!

Aynen Büyükanıt’ın söylediği ve 27 Nisan’da “tarihe not düştüğü” ve bugün için haklılığını gösteren o uyarılarda olduğu gibi!

Eğer Büyükanıt yaptığı uyarılarda haksız olsa idi, Gül’ün “Cumhurbaşkanlığı”nın Türkiye’yi hem içte hem de dışta rahatlatmış olması gerekmez miydi?!

Ya da Gülen Cemaati, Atatürk Türkiyesi’ne sahip çıktı da bizim haberimiz mi olmadı!

Sözün özü:

Asker, günlük düşünmez!

Büyük resmi okur, görür ve ona göre planlama yapar!

A, B, C planları muhakkak vardır!

Bu bağlamda, konjonktür gereği atılmamış ve/veya atılmayan adımların, söylenmeyen sözlerin de, “büyük resim”deki AKP’ye verilen “İran takvim”i ile de alakası var!

Dünya döner, mevsimler değişir, her şey değişir!

Nokta!

 

……………….

 

 

Görüldüğü üzere Hüseyin Gülerce ve onun gibi düşünenler, ne siyasetten anlıyorlar ne de yüksek siyasetten!

“Kalfa kafası” ile politika yapıyorlar hepsi bu!

Biliyorum, Fetullah Gülen Cemaati ve AKP’nin bazı dar kafalılarının içlerinin yağları eriyor, komutanları nasıl içeri aldık, savcı karşısına çıkarmadan Emniyet’te kanepe üzerinde bekletiyoruz, diye…

Bunlar küçük kafaların, büyük komplekslerinin ilerde başlarına büyük iş açacak, kendini tatmin figürleri!

Asker, Emniyet üzerinden AKP’nin yaptığı göz altılara,  karşı koymadan “Alın” diyorsa, bir bildiği olmalı!

Suskunluğun da bir aritmetiği var!

Unutmayın ki, İstanbul, İngilizler tarafından işgal edildiğinde dönemin “çekirdek devlet”i büyük bir “Direniş”i, Mustafa Kemal üzerinden örgütlemiş, Padişah’ın yapamadığını yapmış, düşmanı yurdun dörtbir köşesinden dışarı atmayı başarmıştı!

Hülasa, bir “büyük ülke”nin başkenti, misal Türkiye, işgal altında ise o ülkede “gayr-ı nizami harp” süreci başlar!

Post modern de olsa savaş, mücadeleden, bağımsızlıktan asla ödün verilmez, “Ölmek var dönmek yok” ülküsü içinde!

Askerliği “hızlandırılmış dönem” olarak yaptığım için iyi bilirim, tamamı 28 gün!

Askerler çıkamayacakları hiçbir araziye girmezler!

Girmişler ise muhakkak planladıkları gibi de çıkarlar!

“27 Nisan bildirisi”ni kaleme alanlar bu basit mühendislik detayını ve/veya o “bildiri”nin yol açacağı siyasi sonuçları bilmiyor olmaları mümkün değil!

Bu bakımdan “27 Nisan bildirisi”nden hedeflenen ilk amaç:

“Maksimize edilmiş kar canavarı”na ruhunu esir etmiş “sermaye”ye, gerçek patronun kim olduğunu hatırlatmak olmuş olabilir mi?!

Rahmetli Vehbi Koç’un söylediği ve AKP’nin talan düzeni içinde göz ardı edilen, “Benim Anayasam şudur: Devletim ve ülkem var oldukça ben de varım. Demokrasi varsa hepimiz varız. Memleketimizin ekonomisini kuvvetlendirmek için elimizden gelen bütün gayreti göstermeliyiz. Ekonomimiz güçlendikçe demokrasi daha iyi yerleşir, dünyadaki itibarımız artar” ülküsünü hatırlatmak ve/veya bu lafların ne manaya geldiğini kafalarına balyoz gibi çakmak olmuş olamaz mı?!

Görüldüğü üzere, düne kadar “Bizim medyamız var, çok paramız var, istediğimiz iktidarı yıkarız, askeri dize getiririz” diye böbürlenen sermayenin bugünlerde ağzını bıçak açmıyor!

Milyar dolarlık tazminat havucu ile yemlenen Uzan kaçak, Türkiye’nin “Neo Vehbi Koç”u olma hayalleri kuran Doğan rehin, Dalan yurtdışında, polis balosuna bağış yapmak için sıra bekliyor!

AKP’nin “cebir” dolu icraatları karşısında hepsi süt dökmüş kediye döndüler!

Neymiş?!

Demek ki, Vahbi Koç’un sözleri boş değilmiş!

İkincisi, siyaseti “kalfa” düzeyinde yapan ve belediye başkanı kafası ile ülke yönetmeye kalkışan bir siyasi iktidara asker, şu basit mesajı ve/veya dersi vermek istemiş olamaz mı?!

“Sen ordunu düşman olarak görüyorsun, kendi devletine güvenmek varken, dış güçlerin sana verdiği akıl ile iş tutuyorsun, vatanı bölüp parçalama operasyonlarına ortak oluyorsun, buna rağmen ben iyi niyetli uyarımı yaptım! Sen yine dinleme ama günü gelince başını çok taşlara vuracaksın, o vakit sakın gelip bana ağlama neden beni uyarmadın vb diye!

 

…………….

 

 

Zira…

Küresel aksta, İsrail / İran makası kapanmak üzere!

Obama, herkese net olarak tercihini yapmasını söylüyor!

Buna İran, İngilizler, Rusya, AKP iktidarı da dahil!

Yani, “Turkuvaz Darbe”nin “müteahhit”i Fetullah Gülen’i ABD’de yaşıyor olsa da, Gülen Cemaati’ni de “kıldan ince kılıçtan keskince” bir tercih kesişmesi bekliyor!

Gülen’in bu bahar, tabut içinde mi yoksa uçaktan inerek mi Türkiye’ye gönderileceği sorunun cevabını da, bu keskin yol/yön tercihi belirleyecek!

Durun hemen “korkma”yın!

Büyük kesişme sonrasında, sizin gibi bir “Çete”ye değil, “Devlet”e hesap vereceksiniz!

Hüseyin Gülerce gibi “kalfa”lara soracak olursanız, herkes onlara muhtaç!

Mi acaba?!

Rusya!

Rusya’ya doğalgaz boru hattının “ney”e çevrilebileceği hatırlatıldığında, Türkiye’de hangi düzeydeki isimlere rüşvet dağıtmış olurlarsa olsunlar, “Türkiye’de patronun kim olduğu biz en başından bu yana biliyoruz” cevabı vermediler mi?!

ABD!

Peki ya ABD, BOP operasyonu bağlamında AKP’yi arka kapı diplomasisi üzerinden iktidara iliştirmiş olmaktan rahatsız değil mi?!

Atatürk Türkiyesi’nin düşmesinin aynı zamanda bu coğrafyadan ABD’nin de silinmesi, enerji yataklarına uzak kalması anlamına geldiği hakikatini “irkilerek” de olsa fark etmediler mi?!

Atlantik ötesinde, şimdi neden “yeşil kuşak” ve/veya “ılımlı İslam procesi”nden hızla vazgeçildiği net olarak anlaşılmıştır sanırım!

İsrail!

Peki ya İsrail’e ne demeli?!

AKP ile perde arkasında iş tuttu, şimdi en çok şikayet eden o!

İsrail de gördü ki, “AKP’nin varlığı” İsrail devlet olarak bu bölgeden silinmesi, yok olma nedeni!
Boşuna ağızlarından Atatürk dışında bir söz çıkmıyor!

Hatalarını onlar da gördüler, anladılar!

TSK, demokrasinin güvencesi diye boşuna konuşmuyorlar!

AB!

AB’ye gelince…

AKP’nin eksen kaydırmasından en çok rahatsızlık duyacak olan onlar!

Çünkü orduları yok!

Çünkü, onlar Osmanlı coğrafyasına girdikleri kadar Osmanlı’nın bakiyesi de onlara girdi!

Demokrasinin 2010’lu yıllarında “Atatürk’ün gölgesi”nden korkar hale gelmeleri ve/veya Atatürk Türkiyesi’ne bağlılık üstüne bağlılık sunmaları boşuna değil!

İran!

İran’a gelince…

AKP ile mutlu mesut bir birliktelik dileriz!

Ne var ki onlar da köşeye sıkışınca hemen AKP’yi satıyorlar!

Yani onlar da büyük oyunun bir parçası!

Çünkü ABD “savaşan bir devlet ekonomisi”, ayağa kalkmak için de yeni bir savaşa ihtiyaçları var!

Görüldüğü üzere, “kalfa” kafası ile Türkiye gibi köprü, stratejik bir ülkede siyaset yapmaya kalkışınca, her şey “kördüğüm” oluyor!

Sözün özü:

Ey Gülen, Gülerce tayfası bu sözüm size:

Atatürk Türkiyesi’ni yıktığınızı zannederken, aslında farkında olmadan kendi mezarınızı kazıyorsunuz!

Bunu da kendi elleriniz ile yapıyorsunuz!

Ya da, 1 Mart Tezkeresi”nde söz verip tutmadığınız, 11 Türk askerinin kafasına çuval geçirtip TSK ile arasını bozduğunuz güç merkezleri, size kendi elleriniz ile kuyunuzu kazdırıyor!

Veyahut, 2010 yılına gelene kadar, AKP iktidarında, Türkiye’de “ihtilal şartları”nı bu defa size oluşturttular!

Gülerim ağlanacak halinize!

Nokta!

 

………………

 

 

M.Ö. 480 – MÖ. 221’de yaşayan Sun Tzu ya da Sun Zi, “Savaş Sanatı” adlı “klasik”leşmiş eserinde, şöyle der:

“Mükemmellik her savaşta çarpışarak kazanmak değildir. En iyi strateji savaşmadan kazanmaktır. Eğer kendini ve düşmanı biliyorsan bütün savaşları kazanırsın, eğer kendini biliyorsan düşmanı bilmiyorsan birini kazanır diğerini kaybedersiniz, eğer kendini ve düşmanı bilmiyorsan bütün savaşları kaybedersin. İnsanlar bir kez birleştiler mi; ne cesurlar tek başlarına öne çıkabilir ne de korkaklar tek başına geri çekilebilir. Silahların getireceği zararları kestiremeyenler onları kullanmanın yararlarından habersizdirler. Ben savaşırken herkes taktiklerimi görebilir ama hiç kimse asıl zaferin kaynağı olan stratejiyi göremez. Yakınına saldırmak üzereyken, uzağa; uzağa saldırmak üzereyken, yakınına gidiyormuş gibi hareket et. Nehir kenarında yeterince beklersen, düşmanlarının cesetleri yüzerek gelir.”

 

…………….

 

 

Bir de üstüne üstlük, hala demiyorlar mı, “Normalleşiyoruz”!

Daha ne diyeyim, bu kadar cehalet olsa olsa “F Tipi kalfa kafası”nda olur!

Hani “Deveye cilve yap demişler, deve de kıçı ile dokuz köyü dağıtmış”!

AKP & Gülen Cemaati’nin demokratik açılım, normalleşme anlayışı bu!

“Normalleşiyoruz” adı altında, dağıtmadıkları, yıkmadıkları, yaralamadıkları kurum, adres kalmadı!

Şimdi de diyorlar ki, “Paşaların, Genelkurmay’da ciddi toplanması ve internet sitesine o açıklamayı koyması yanlıştı!”

https://www.tsk.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_3_Bilgi_Notlari/2010/BN_19.html

İyi güzel de be şekerim, sormak farz oldu:

İktidarda kim var!?

Siz varsınız!

O vakit bırakın karnınızdan konuşmayı da bir kenara, alın Başbuğ’u ve suç ortaklarını görevden!

Böyle söyleyince de sus pus oluyorlar!

Ardından…

Paşaların istifa edebilecekleri bilgisi kulislere yayılıyor!

Bu defa da, yine ağlaşıp hayır istifa edemezler, ülke karışır, diye ağlaşıyorlar!

https://www.turktime.com/haber/Askerin-Sesi-Kislali-O-Iddiayi-Yorumladi-Turkiye-Komutanlarin-Istifasini-Kaldiramaz/85942

“Ülkenin karışacağı” gerçeği, komutanların istifa edileceğini duyduğunuz an mı aklınıza geldi!

O vakit sormazlar mı adama, TSK’ya karşı “Asimetrik psikolojik harekat” düzenlerken ya da Atatürkçü aydınları, komutanları sabahın kör vakti tek tek evlerinden toplarken, aklınız neredeydi!?

Neden o “zaman” uyanmadınız!?

Oyunu bozmadınız!

Neden olacak; gerçekten Atatürk Türkiyesi’ni yıkmak istiyorlardı, “kalfa kafası” ile işgördükleri için yıkabileceklerine inanıyorlardı, o yüzden seve seve bu karanlık operasyona salyalarını akıtarak “ortak” oldular!

Şimdi, bir de utanmadan diyorlar ki, “Askerler toplandılar ama bize hiçbir şey söylemediler”!

Ne söylemesini istiyorsunuz!?

Komutanlar ne diyecekse 27 Nisan’da demişler zaten!

Şimdi, hesap sorma, netice alma zamanı!

Sözün özü:

AKP, TSK’dan “şifahi muhtıra” yedi!

Yani Büyükanıt’ın yaptığı “yazılı uyarı”nın, netice alma süreci başladı!

Büyük Resim’deki “İran takvimi”nin dolması ile birlikte, bahardan sonbahara kadar sürecek “gerilimli bir hesap sorma”, “netice alma”, “asimetrik psikolojik harekat”ın perde arkasındaki “karanlık yüzler”i yargının önüne itekleme süreci başlayacak!

Aynı zamanda, AKP’den alacaklı olan “küresel güç merkezleri” Türkiye’yi iyice karıştıracaklar!

Destabilizasyon süreci!

Devlet tepeden tırnağa AKP’nin kontrolünde olduğuna göre, nasılsa bu “kaos”u önler, Çankaya oyunu bozar değil mi?!

Hülasa, AKP & Gülen Cemaati’nin “Vandal kafa”ları, 1960 ihtilali öncesinde “gazozcular” diye aşağılan komutanları, bu defa fantezi darbe, suikast planları üzerinden Emniyet’e alıp, oradaki kanepelerin üzerinde bekleterek, akıllarınca aşağılayıp tatmin oluyorlar!

Ezcümle, keser döner sap döner, bu baharda tüm hesaplar döner!

Nokta!

 

……………….

 

 

Öte yandan…

Olmayan sözde Ergenekon terör örgütü davasında ben de 13 numaralı sanığım!

Bu arada, bir sanık olarak kimlerle konuştuğum, görüştüğüm sorusu kadar, nasıl geçindiğim, lehime olan delillerin de savcı tarafından toplanması gerekmez miydi?!

Ne var ki, AKP iktidarında böyle bir uygulama yok!

Cüneyt Ülsever, bugünkü yazısında çakma demokrat Mehmet Altan’a dokundurmuş!

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13923211.asp?yazarid=3&gid=61

Melih Aşık’ın köşesinden alıntı ile Altan’ın adını, Hazine’den geçinen, zenginleşen çakma liberal yazar tayfasının arasına eklemiş!

Misal, AKP iktidarında bir gazeteci olarak internet kafeler üzerinden verdiğim “demokrasi mücadelesi”nde, aylık telefon faturalarımı tek kelime etmeden, gıkını çıkarmadan, üzerine vazife olmadığı halde, kendisi de işsiz olan gazeteci ve kitap yazarı arkadaşım Sinan Akyüz ödüyor.

Yılda birkaç defa yüzünü gördüğüm kızımın okul masraflarını ise dayısı karşılıyor!

Diş doktoru arkadaşım Mustafa Topçu, aynı zamanda puro arkadaşım, dünyanın her yerinden değişik purolar getirip, yalnız değilsin mesajı veriyor!

Maral Öztekin ne zaman İstanbul’a ayak bassam, Nişantaşı’nda ağırlıyor, yalnız bırakmıyor.

Mühendis arkadaşım Halil Tınas ise kurduğu rakı masaları ile yalnız bırakmıyor, morak veriyor.

Dün başta hocam Öcal Uluç, değerli meslektaşım İlker Sarıer, genç meslektaşım Tarık Atan’ı yazmıştım.

Bugün de bu dostlarımın ismini andıktan sonra diyorum ki, ben AKP & Gülen iktidarında yaşadığım büyük zorluklarla geçen her günün hesabını verebilirim, vermeye hazırım da, peki ya sizler “İslam”ı kullanarak ya da Allah ile aldatarak yediğiniz kul haklarının hesabını nasıl vereceksiniz!?

Kaldı ki, o hesapların hepsi tek tek sizlere sorulacak!?

…………….

 

 

“İhtilalin haklı olup olmadığı, başarı kazanıp kazanmamasından bellidir.”

Thomas B. Reed

(…)

“İhtilaller gül suyuyla mı yapılır sanıyorsunuz?”

Sebastian Chamfort

(…)

“İhtilaller yapılmazlar, gelirler!”

Wendell Phillips

(…)

“Devrimler, kusurların düzeltilmesi; ihtilaller de çoğu kere gücün el değiştirmesidir.”

Bulwer – Lytton

 

……………..

 

 

Ve…

Son olarak…

2010 ilk çeyreğinde…

Dışta:

İran eksenine kaymakta olan bir AKP var!

Başı, NATO, ABD, AB, İsrail ile dertte!

İçte:

Devlet krizi var!

Rejim krizi var!

Saklanmaya çalışılan yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar var!

Sivil dikta var!

Bu bağlamda, iktidarda “güç zehirlenmesi”ne uğramış, AKP & Gülen tayfasının “kalfa” düzeyindeki fanilerine özetle diyeceğim şudur:

“Kul hakkı yediniz!”

“Vatanı bölmek isteyenlerle işbirliği yaptınız!”

“Kalfa kafası” ile küresel aksta devlet yıkıp, yeni devlet inşa etme “mühendis”liğine soyundunuz!

Çaldınız, çırptınız, yağmaladınız, yetmedi bir de üstüne üstlük zulmettiniz!

İlk “büyük deprem”de yıkılacak, temeli olmayan o “turkuvaz renkli” binanızın altında kalacaksınız!

Uyarmadı demeyin!

Sözün özü:

Öküz, trenin geçtiğini 16 saniye sonra fark edermiş!

Bu anlamda, şimdi, “şimendifer” neymiş, “muhtıra” neymiş aradaki farkı gördün mü “öküz”!?

Kılıçlar belde!

Sancaklar bir arada!

Ultra Voltran oluşmuş!

Doğru zamanda doğru yerde “Akıl”la masaya vurmasını bilen!..

Büyük resmi iyi okuyan…

Gaza gelmeyen, basınç altında sakin kalmasını bilen!

“Tek ses & tek yürek” olmuş bir ordumuz var!

Hülasa, küresel aksta “arka plan değişikliği” ile Türkiye’de 2010 şartlarında, AKP’nin eli ile hazırlanmış, dört dörtlük “post modern”, “çağın ruhu”na yakışır, bir “ihtilal” kaçınılmaz gözüküyor!:))

Mehmet Barlas, Ahmet & Mehmet Altan, Ahmet Hakan, Hüseyin Gülerce, Hasan Cemal, Nazlı Ilıcak vb isimlerin üstlerine çıkacakları tanklar yolda!

Ünlü stratejist Sun Tzu’nun bu bağlamda kayda değer bir sözü vardır; “Kendini iyi tanıyorsan, düşmanını da iyi tanıyorsan zafer sizindir!” diye…

Ezcümle, devir içi boş sözler söyleme devri değil, netice alma devri!

Rap… Rap… Rap…

Hepsi ve daha ötesi budur!

Nokta!

 

Sevgiler

26 Şubat 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?