Şizofren yapılarda, kontrol edilemeyen içsel baskı, ses ya da dürtü onları böyle eylemlere yönlendirebilir. Antisosyal narsistik eğilimleri güçlü olan insanlar daha dürtüsel davranabilen, müzakereye yatkın olmayan, karşılarına bir engel çıktığında bunu öfke ve şiddetle çözmeye yatkın yapılardır. Cinnetin altında yatan değersizlik duygusunun şişirilmiş bir özgüven duygusu altında aktive olması ve dayanılamayacak bir hal almasıdır.

Kültürümüzün ve ataerkil bir toplum yapısına sahip olmamızın şiddete yatkın oluşumuzda nasıl bir etkisi olabilir?

Türkiye de cinnet geçirenler hemen her zaman aileden kişilere ya da bir şekilde yakın ilişki içerisinde oldukları kişilere zarar verirler. Kültürel olarak yetiştirilirken ailedeki eğitim sistemimizde dayak oldukça önemli yer tutmakta. On çocuktan sekizinin dayak yediği bu ülkede manşetlerden inmeyen cinayet, darp haberlerine bu kadar şaşırmamamız gerekir.

Baba, eve kızıp gelir ve eşini çocuklarını döver ve rahatlar ya da böyle rahatlaması gerektiğini düşünür. Çünkü onun da babası aynı şekilde davranmıştır, davranışsal öğrenme en kolay aktarılabilen öğrenme biçimidir.

Çocuklar önce başkalarının hareketlerine bakar, sebep sonuç ilişkisi kurar ve bilinç dışı olarak öğrenip uygular, sorgulamaz. Sonra bir sıkıntılı durumla, çözemediği bir problemle karşılaştığında da öğrendiğini uygular, kolay olandır. Sorgulamaz, konuşmaz, fikir almaz. Bunlar öğretilmemiştir. Kendi yeteneklerini çözüm odaklı kullanabilmeyi başaramaz. Saldırır, şiddete başvurur, kırar döker. Kültürel kodlar temel değer olarak şiddeti temel alır ve şiddet diliyle iş görür.

Bu nedenle:

MEB’nın 32 ilde uygulamaya koyduğu zorunlu “Ana Okulu” projesi, ülkenin geleceği için atılmış hayırlı bir adım, önemli ve büyük bir atılımdır. Zira Türkiye’nin çocuğa yönelik medeni, ekonomik, toplumsal ve sosyal haklar bağlamında acil bir açılımı gerçekleştirmesi gerekir. Çünkü çocuklara dönük uygulanan politikalar aile odaklı ve çocuk merkezli değildir.

            Bu nedenle çocuk hakları konusunda geleneksel değerleri evrensel ölçütlerle tamamen benzeşen Türkiye’nin açılım/devrim niteliğinde bir çocuk politikası hazırlaması ve ivedilikle uygulaması gerekir.  Dünyada barış, huzur ve adaleti tesis etmek için çalışmış, gücünü bu yönde kullanmış bir kültürün bakiyesi olan Türkiye’nin nitelikli ve iyi yetişmiş çocuklar aracılığıyla Dünyada barış tohumlarının atılmasına katkısı olmalıdır. Millet iradesini temsil eden TBMM’nin açılışının yıldönümünü çocuklara bayram olarak armağan eden Atatürk’ün cumhuriyeti muasır medeniyet düzeyine çıkarmaları için emanet ettiği Türk çocuklarının bu hedefe doğru gidebilmesi, Türkiye’nin yapacağı Çocuk Açılımıyla mümkün olabilir. Çocuk sorunlarının çözümü acildir. Çocuklara karşı ödevlerimiz ertelenemeyecek derecede önemli olup;, Çocuklarımızın nitelikli eğitim, bakılma, korunma, beslenme, barınma, her türlü eğitim ve gelişim haklarının iyileştirilmesi, başta eğitim olmak üzere kendileriyle ilgili konularda görüşlerinin alınarak, her türlü ayrımcılıktan korunmaları için ülke ölçekli,

Sonuçta:

Çocuk hakları konusunda zengin ve derin bir kültüre sahip Türkiye’nin yeni ve çağdaş bir çocuk politikasına ve bakışına ihtiyacı vardır. Devletin, sorumluluğu toplumla paylaşan bir anlayışla sağlıktan eğitime, emniyetten adalete, medyadan aileye, kültür-sanattan etiğe kadar, özgün bir çocuk politikası stratejisi ve uygulama planları hazırlaması ve çocukları Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi haline getirilmesi zorunludur.

Kaldı ki: 23 Nisanı, dünya çocuklarının katılımıyla kutlayan, barış-kardeşlik gibi yüce değerleri içtenlikle paylaşarak, yayılmasına, farklı kültürlerin ortak düzlemde buluşmasına ve kaynaşmasına aracılık eden Türkiye’nin Milli Hâkimiyet ve Çocuk Bayramı‘nı daha da anlamlı ve özel kılmak adına çocuğa birinci önceliği vermesi kaçınılmazdır.

Mustafa Nevruz SINACI
www.alaturkaonline.com

2 YORUM

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?