“Meşruiyet içinde çareler tükenmez”

İçimizdeki Amerikalılara örnek teşkil etmesi bakımından en önemli kişilerden birisi olan pek muhterem ve muhteşem zat; devri iktidarında başta takipçilerine ve kendisine inananlara yönelik olmak üzere ama aslında tüm ülkemizi yönetebilmek adına, zaptı raptı adına, “uydururuz bir kılıf merak etmeyin canım” mealinde bir laf eder ve bu söz dillere pelesenk olur; “Meşruiyet içinde çareler tükenmez”.

Ülkemizin sömürgeleştirilme sürecinde hiçbir beis görmeyen hatta bunu nemaya dönüştürme mahareti gösteren ve içimizdeki Amerikalıların en önemlisi dedim ya; Morrison’luk mertebesine ulaşmış olması da, Johnson fotosuyla propaganda da bu kabil bir delilidir iddiamızın. Hatta o kadar güzel bir delildir ki; “Dostlar Arasında: 1923-2007 Arasında Türk-Amerikan Diplomatik İlişkileri” adı altında ABD Büyükelçiliği’nin Türk-Amerikan Derneği merkezinde düzenlenen sergide; ABD Başkanı Lyndon Johnson ile 1962 yılında çektirdiği fotoğrafın altında; “ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı onuruna düzenlenen törende, Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson, Süleyman Demirel ile birlikte. O tarihte Morrison Knudsen mühendislik firmasında çalışan Demirel, daha sonra “Morrison Süleyman” lakabı ile anılmıştır” yazmakta olduğunu basından da öğrenmiş ve canım yurdum adına tekrardan üzülmüştük. Hatta hatırlanacağı üzere mezkûr muhteşem zat bu fotoğrafı delegelere dağıtarak AP’ye (Adalet Partisi) genel başkan bilahare de Necip Türk milletine dağıtarak başbakan olmuştur. Bahse konu fotoğraf sergisini gezerken fotoğrafın altında yazan bu notu kendisine gösteren gazetecilere “İngilizcesinde böyle bir not yok” diyerek te dalga geçmiştir. İşte bu muhteremin bu sözü üzerine ne desek azdır, vallahi…

Muhteşem zatın takipçileri ve ardılları bu sözün ısrarla “demokrasilerde çareler tükenmez” biçimiyle söylendiğini ifade ve iddia ederler ama ne yazık ki bu iddia doğru değildir, zaten doğru olması da eşyanın tabiatına da aykırıdır, çünkü mezkûr zat sözün edildiği 70’li yıllarda asla demokrasiden yana olmamıştır ki bunu yalancıktan bile olsa telaffuz etsin, lakin 90’lı yıllarda kendisi açısından tekrar hükümet etme isteği gündeme gelince, sözü eğerek, bükerek günün cilalı ifadesi “demokrasilerde çareler tükenmez” haline getirmiştir. Muhterem ve muhteşem zat bu sözü; sürekli “Meşruiyet içinde çareler tükenmez” biçimiyle söylemiştir ki, zaten niyette budur, asla ve kata muasır medeniyetin ulaştığı demokrasi değil adamcağızın hedefi ve beklediği ki kastı bu olsun, peki; niyet ve kasıt nedir? Meşruiyet; yine muhteşem zatın ifadesiyle bulun 226 yı yapın yapacağınızı yani mecliste bul çoğunluğu yap yasayı olsun sana meşruiyet, işte bu kadar. Efendim yasal olmuş ahlaki olmamış ne gam, ne keder, yeter ki meşru olsun, yeter ki resmi olsun, meşruiyet, resmiyet adına, devlet rutinler dışına da çıkara vardırmıştır ahlaki olmama durumunu, çareler tükenmez diye diye, oysa ümit’in yerine ümitsizliğin aldığını göre göre bunları gerçekleştirmiştir.

Muhteşem zatın meşruiyet, resmiyet içinde ürettiği çareler ne yazık ki memleketin temeline dinamit koymuş ve canım yurdumun aydınlanma hareketi başından itibaren boğulmuş ve boğdurulmuştur. Yaratılan it izinin at izine karıştığı ortamda, itler karınlarını atlarla doyurmuş, doyurmakla kalsa iyi de, ilaveten bu davranış gelenek haline dönüştürülmüştür sayesinde.

Bu muhteşem zatın demokrasiyi konu edinecek kapsamda söyleyebileceği laf olsa olsa “Demokrasilerde bahaneler tükenmez” olabilir, hatta o kadar mahirdir bahane üretmekte her şeye rağmen halkımız da eksilmeyen bir şeklide teveccühünü kendisinden yana göstermiştir ve fareli köyün kavalcısı misali dönmüştür devran; ama muhteşem zatın önderliğinde bulunan çarelerle demokrasi tüketilmiştir, sıkışan ekonomi ve sosyal hayat tüketildiğinden kalmayan bahanelerle de dama olmuştur bahane üretme. Muhteşem zatın ürettiği çareler sayesinde; faili meçhuller gündemimizi işgal etmiş, darbecilerin yolunu hızlı yol alabilmeleri için düzeltmiş, işsizlik kader haline gelmiş, kalitesiz eğitim ve okuldan fazla dershane ortaya çıkmış, adam-yandaş kayırma ayyuka çıkmış çıkmakla kalsa iyi bir de kendisinden sonrakilere refleks olarak sirayet etmiş, işe adam yerine adama iş maalesef değiştirilemeyecek davranış haline gelmiş, rüşvet vukuatı adiyeden sayılıp ardılı ünlü Türk büyüğü tarafından rüşvet bedelleri muhasebeleştirilir hale gelmiş, depremlerde can ve mal kayıpları kaderimiz olmuş, dinsel ve cinsel ayrımcılık tavan yapmış, yıllık 5.000 ölüm ile trafik keşmekeşi yaratan politikalar baş tacı edilmiş hatta Cumhurbaşkanlığı sırasında otomobil fabrikası kuracaklarsa Çankaya Köşkünü de tahsis ederime vardırmış andülüplüğü vs vs diyerek noktayı koyalım yoksa sayfalar dolusu olumsuzluk sıralamak mümkün.

Evet, sonuçta çareler tükenmez diye diye, ne çare kalmıştır tüketilmeyen ne de tükenmemiş bir kaynak ve takat, canım yurdum artık ardıllarının da kendisinden aldığı rahle i tedrisat ile dizlerinin üstünde doğrulmaya çalışmaktadır halen, ama ne yazık ki üretilen çareler de artık kar etmemektedir.

Peki, şimdi mezkûr sözü demokrasilerde çare tükenmez haline dönüştürmek istiyorsak eğer acilen neler yapmalıyız, yukarıda bahsedilen zulümleri bize yaşatanları ve ardıllarını behemehâl teşhis ve tespit etmeli ve sırtımızdan atmalıyız, buradan başlarsak arkası çorap söküğü gibi gelecektir.

Son söz

Sayenizde sadece çareler tükenmedi, deniz de tükendi.

Ruhi M. Çilek
[email protected]
https://www.alaturkaonline.com/yazarlar/ruhi-m-cilek/

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?