Tek ses & tek yürek?!

TEK SES & TEK YÜREK ORDU/

 

TSK’YA KARŞI YÜRÜTÜLMEKTE OLAN “ASİMETRİK PSİKOLOJİK HAREKAT”IN “SOROS DESTEKLİ” F TİPİ ARKA PLANI

 

YA DA

 

TSK’DAN, BAŞKOMUTAN GÜL VE BAŞBAKAN ERDOĞAN’A “SON” “DEVLET GÖREVİ” HATIRLATMASI

 

VEYAHUT

 

“SOROS DESTEKLİ” MALUM “CUNTA” TSK SINIRLARI İÇİNDE “YOK” İSE EMNİYET TEŞKİLATI SINIRLARI İÇİNDE “YENİ BİR ARAMA” YAPMAK “ELZEM” DEĞİL Mİ?!

 

Tek ses & tek yürek?!

 

“Kendini iyi tanıyorsan, düşmanını da iyi tanıyorsan zafer sizindir!”

Sun Tzu

 

…………….

 

 

Habertürk yöneticisi ve yazarı Fatih Altaylı ile tarihçi Murat Bardakçı’nın “ses getiren” Genelkurmay Başkanı ve/veya nam-ı diğer “Entelektüel Paşa” Orgeneral İlker Başbuğ “Bey” ile yaptıkları söyleşiden derinliği olan birkaç satır başı:

(…)

“Eee, ne oldu? Hani kendi komutanlarına suikast yapacaklardı? Nerede? Aylarca suikast, suikast. Ne oldu? Hesabını kim verecek? Böyle rezillik olur mu? Yeter yahu! Sabrımız taştı diyoruz. İşte bunlar sabrı taşırıyor.”

(…)

“Bakın burası Türk Silahlı Kuvvetleri. Muz cumhuriyeti ordusu değil. Burada disiplin tamdır. Yüzde bin tamdır. Emir komuta zinciri tamdır. Genç subaylar sorunu yoktur. Olmaz da. Geçen ay Silahlı Kuvvetler’deki tüm generalleri topladım. Konuştum.”

(…)

“Turgut Özal’ı rahmetle, şükranla anmamız lazım. O olmasa yanmıştık! Savunma Sanayii Fonu olmasa hiçbir şey yapamayız. Elimiz kolumuz bağlanır. Ama bizim asıl olarak personel giderlerini azaltmamız lazım. Bunun tek çaresi modernizasyondur. Hedef, orduyu modernize ederek küçültmek. Modern, sayı olarak azalmış ama caydırıcılığı artmış bir ordu!”

(…)

“Bildiklerimizi halkla paylaşmaya başlayacağız. Bizim de elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız. Biz de hukuk yoluna gideceğiz. Hakkımızı arayacağız!”

(…)

Bakın çevremizdeki veya Latin Amerika’daki bazı ülkelerde olan olaylara. Hükümet değişikliklerine veya modellerle yapılan oynamalara. Şimdi Türkiye’de bazı kesimler bir ifade kullanıyorlar. “Kendi halkını düşman gören ordu olur mu?” diye. (Johns Hopkins Üniversitesi yayını “Constructing Democratic Governance in Latin America” isimli kitabın 45. sayfasında şu satırlar yazılı: “The armed forces had long been accustomized to seeing their own citizen as the enemy.” Yani “Silahlı Kuvvetler uzun süreden beri kendi halkını düşman görmeye alışmıştır.”  Tabii ki, birileri böyle bir dil geliştiriyor ve bunu Türkiye’ye de getiriyor. (Burada şunu hissediyorum. Genelkurmay Başkanı, hem bölgemizde, hem de dünyanın başka köşelerindeki renkli devrimleri kastediyor. Zannederim son dönemde sıkça konuşulan Soros vakıflarının çalışmaları Genelkurmay’ın merceği altında.) Ben her şeyi hem Cumhurbaşkanı, hem de Başbakan’la paylaşıyorum! Devlet bu konuda aynı fikri paylaşıyor!
(…)

Bakın bazı şeyler vardır ki, değişmez. Bu saydıklarım bu ülkenin, bu devletin kuruluş felsefesidir. Bunlar çok önemlidir. Bu saydıklarım ne 1921 Anayasası’nda vardır, ne de son Anayasa olan 1982 Anayasası’nda. Orada ne ulus devlet yazar, ne üniter devlet. Ama kuruluş felsefesinin temelinde bu vardır. Bunları sorgulamaya başlarsak kuruluş felsefesini zora sokarız. Ortadan kaldırırız. Eğer bu ülkenin ulus devlet niteliğini çürütürseniz sorunlar başlar.

(…)

Bu coğrafyada askeri olarak güçlü olmazsanız yaşayamazsınız. Türkiye kendi bölgesinde güçlü olmak zorundadır. Caydırıcı olmak zorundadır. Caydırıcı olmazsanız, bazılarının yanlış hesaplar yapmasına, olmayacak işlere girişmesine neden olursunuz. Türkiye’nin gücü, Türkiye’ye karşı yanlış hesaplar yapılmasını engellemek içindir.

(…)

“İran’ın nükleer güç olması Türkiye’yi hem de nasıl etkiler. Tabii ki Türkiye’nin aleyhine bir gelişmedir ve tabii ki Türkiye’yi etkiler!”

(…)

“Sabrımızı taşırmasından kastım şudur: ‘Biz bütün bu olayların, bize karşı yapılanların arka planını biliyoruz’…”

(…)

“Evet, biliyor ve susuyoruz. Birileri gerekeni yapar diye susuyoruz ve bekliyoruz!”

(…)

 

………………..

 

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ: “Sabrımız taşarsa, biz de bildiklerimizi halkla paylaşacağız. Elimizde pek çok bilgi var. Bunları açıklamak zorunda kalacağız!”

https://www.haberturk.com/haber.asp?id=206589&cat=110&dt=2010/02/12

(…)

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ: “Böyle rezillik olur mu, yeter yahu!”

https://www.haberturk.com/haber.asp?id=206377&cat=110&dt=2010/02/11

(…)

İran dünyaya meydan okudu: “Artık nükleer güç olduk, bölgede en güçlü biziz!”

https://www.turktime.com/haber/Iran-Dunyaya-Meydan-Okudu-Artik-Nukleer-Ulke-Olduk-Bolgede-En-Guclu-Ulke-Biziz/84215

(…)

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur: “Cani miyiz biz?”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13766943.asp?gid=233

(…)

Başbuğ’dan komutanlara 7 Emir!

https://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=84209

(…)

Jandarma: “Aktütün saldırısında şehid olan hiçbir askerimiz kısa dönem değil!”

https://www.askerhaber.com/jandarma/hicbiri-kisa-donem-degil.html

(…)

 

…………………..

 

 

Bu bağlamda şu saptamalar yapılabilir:

1- Ordu’da görevli herkes, tepeden tırnağa emir komuta zinciri içinde “tek ses, tek yürek” olmuş ise F Tipi Medya’nın iddia ettiğinin aksine TSK’da “cunta” yok demektir! Başbuğ, “Muz cumhuriyeti ordusu değiliz” derken bu hakikatin altını çiziyor! Bu durumda cevabı aranması gerekli basit soru şu olmalı: Arana “cunta” TSK sınırları içinde yok ise “Soros destekli malum cunta” Emniyet teşkilatının içinde olabilir mi?!

2- 2010 ilk çeyreğinde, Türkiye’de yaşanmakta olan kaotik süreci izlemiş, gözlemiş, tüm arka planlara sahip bir ordu var! Başbuğ & Güner ikilisinin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, 2010 ikinci çeyreğinde de “hesap sormaya” hazırlanan bir “TSK realitesi” ile karşı karşıyayız!

3- 2010 kış vakti yaşanmakta olan İsrail / İran “nükleer dalaşı”nda, İran’daki tırmanışı “Türkiye adına tehlikeli” bulan, yol/yön tercihini net olarak yapmış bir “ortak akıl” sözkonusu!

4- Başbuğ, hukuk devleti kuralları içinde, TSK’ya karşı yürütülmekte olan “asimetrik psikolojik harekat”ın hesabının “Başkomutan” olan “Cumhurbaşkanı” ve icranın başı “Başbakan” tarafından sorulmasını istiyor! Ne var ki, AKP iktidarı bu konuda üç maymunu oynamaya devam ediyor! Sıkıntı burada!

 

………………..

 

 

Ve…

Son olarak…

Sözün özü:

2010 ilk çeyreğinde…

Kılıçlar belde!

Sancaklar bir arada!

Ultra Voltran oluşmuş!

Akılla masaya vuran!..

Basınç altında sakin kalmasını bilen!

“Tek ses & tek yürek” olmuş bir ordumuz var!

TSK’nın 1 numarasının yaptığı açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, “çağın ruhuna hitap eden” bir “hak arama açılımı”, “ortak söylem” sözkonusu!

Bir kısım siyasetçinin iddialarının aksine “dar alanda sert paslaşmalar”ın yapıldığı da aşikar!

“Post modern zamanlar”da, “Tak / Şak” düzeni içinde, hakkını arayan, amiyane tabirle “gaza gelmeyen”, “neyi neden yaptığını bilen” çağdaş bir “ordu realitesi” ile karşı karşıyayız!

Aynı zamanda, “hakkını ararken”, “kural hatası yapmayan” bir “akil ordu” bu!

Filhakika, TSK, “mayına basmadan” yani “Basınç altında sakin duruş”unu bozmadan, “hesap sorarak” hakkını aramaya, “Akılla masaya vurup, netice alan bir duruş”a doğru yumuşak/sert bir geçiş yapıyor!

Süreç sertleşirse, “Akil duruş” netice vermez ise daha da sertleşecek bir süreç, “duruş” bu!

Hülasa, 2010 ilk çeyreğinde “şikayet etme dönemi bitti”, 2010 ikinci çeyreğinde ise “netice alma dönemi” başlıyor!

Ezcümle, “sarmaşık” ne kadar “zehirli” olursa olsun fark etmez, köküne doğru öldürücü “darbe”yi indirdin mi, tüm dalları kurur!

Nokta!

 

Sevgiler

13 Şubat 2010

Hayrullah Mahmud Özgür 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?