THE GUARDIAN: Türkiye’nin Metropolitan Müzesi’yle ihtilafı

THE GUARDIAN: Türkiye’nin Metropolitan Müzesi’yle ihtilafı

New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi, ABD ve Avrupa’daki aynı büyüklükteki diğer müzeler gibi koleksiyonlarıyla ilgili birçok ihtilaf ve davalarla karşı karşıya. Müze 2006’da İtalya’ya 24 antika eseri ve Nazi yağması sırasında elde edilen çalışmaları iade etti.

Fakat şimdi Müze, farklı türde bir iade mücadelesiyle karşı karşıya. Türk hükûmeti müzenin emanetçilerinden ve Akdeniz bölgesinin tarihî eserleri konusunda geçen yüzyılın en açıkgöz koleksiyoncusu Norbert Schimmel’in koleksiyonundan 18 parçanın gerçek sahibi olduğunda ısrar ediyor.

İtalya’nın hak iddiasının ve Yahudi soykırımı kurbanlarının ailelerinin hak iddialarının tersine bu davada neredeyse hiç kanıt yok. Dahası ABD ve Türkiye, 1970 yılından önce üretilmiş bir kültürel eserin ülke dışına çıkması halinde o eseri sergilemenin serbest olduğunu öngören UNESCO’nun bir sözleşmesine taraf. Bu tarih, bütün Akdeniz bölgesine ait tarihî eserleri temize çıkartıyor.

Fakat Türkiye bunu umursamıyor. Yüzyılı aşkın bir zaman önce kabul edilen kendi kanununu gösteriyor ve tarihî eserlerin bu kanuna göre kendisine ait olduğunda ısrar ediyor.

Bu hak iddialarını elinizin tersiyle bir kenara atabilirsiniz. Fakat Türk Kültür Bakanı çok büyük baskı yapıyor. Bugünlerde Metropolitan gibi bir müzenin ulusal hükûmetlerin izni ve kimi zaman yardımı olmaksızın büyük bir sergi düzenlemesi neredeyse olanaksız ve Türkiye şimdi müzeye verilecek kredileri engelliyor.

Bu yıl Metropolitan, Bizans sanatıyla ilgili sergisini Türk kredisi olmadan düzenlenmek zorunda kaldı. British Museum’un baharda Hac konusunda düzenlediği gösteri de Türklerin yardımı olmadan düzenlendi. Ankara, Louvre, Pergamon ve Batıdaki birçok büyük müzeyle de çok sert oynuyor.

Müze yetkilileri bunu şantaj olarak nitelendiriyorlar. Haklı olabilirler, fakat burada derin bir ironi de var. Zenginler fakir halkların eşyalarını, yani tarihî eserleri alıyorlar. Fakat tahmin edin bakalım, şimdi para kimde?

Türk ekonomisi yıllık ekonomik büyümenin yüzde 8’i aştığı 2010 ve 2011 yılındaki zirvelerden aşağı indi, fakat ülke hâlâ son birkaç yılın ekonomik kazananlarından birisidir. Türkiye büyük oynamaya hazır. Jeopolitik alanda (G-20) ve güvenlik alanında (NATO) da zirvede. Suriye’ye karşı yaptığı misilleme yalnızca Türkiye’nin askerî gücünü değil, ABD ve AB’nin bu kadar hızlı değişen bir bölgede Türkiye’ye olan bağımlılığını da gösterdi. Ve şimdi doğal olarak Türkiye, kültürel alana da damgasını vurmak istiyor.

Türkiye’nin hırçın Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, “Tarihî eserlerin ruhu ve hafızası vardır. Eserler ülkelerine iade edildiği zaman doğanın dengesi yeniden kurulmuş olur.” diyor.

Bu milliyetçi açıklama, Türkiye’yi tartışmalı bir eğilimin elebaşı yapıyor. Bu eğilimi İsrail’den Çin’e kadar her yerde gözlemliyoruz. Ulus devletler, devletin kuruluşundan binlerce yıl önceye ait kültürel mirasta hak talep ediyorlar. Günay’ın “doğanın dengesi” kavramına atıfta bulunması çok açıklayıcı. Günay ulus devleti, dünya tarihinde nispeten yeni bir olgu olarak değil, organik ve değişmeyen toprak bağı gibi bir şey olarak algılıyor.

Söz konusu olan kültürel eserlerin iadesi konusunda ulusal sınırlar çok da yardımcı olmaz. Kültürler, tarih dışı ve durağan değildir. Her zaman değişirler ve haritalarımızdaki sınırlara kolaylıkla hapsedilemezler.

Eğer hak iddiası itiraz edilemeyecek ölçüde açıksa eserin iadesine karşı değilim. Metropolitan Müzesi 1993 yılında Türk hükûmetiyle, 300’ü aşkın altın ve gümüş tarihî eserden oluşan bir koleksiyonun iadesi konusunda anlaşma yoluna gitti, çünkü Türkler bu eserlerin çalındığını ikna edici bir şekilde gösterdi. Karun Hazinesi olarak bilinen eserler şimdi Uşak’ta sergileniyor. Hazine’nin Türkiye’ye iadesi, evrensel müzecilik kavramının bazı gözü kapalı savunucularını kızdırmıştı. Hazine’nin beş yıl boyunca bini bile bulmayan kişi tarafından ziyaret edildiği gerçeği şimdi onların tezlerini büsbütün kuvvetlendirdi.

Batı emperyalizminin bir mirası olan evrensel müzecilik kavramı daima tartışmalı bir kavram olacaktır. Ancak Karun Hazinesi durumunda her şey çok açık: Aydınlanma değerlerine veya eğitim gereklerine başvurmak açıkça çalınmış nesnelerin satın alınmasını haklı kılamaz. Ancak Schimmel koleksiyonu tamamen farklı bir durumdur. Mesele adalet değil, milliyetçilik ve güçtür.

Çalınma ve yağmalanma gibi adi suçlar ispatlanabildiği zaman, eser iade edilmelidir. Fakat bütün müzeyi dağıtmak mümkün değil, tıpkı zamanı emperyalizm ve savaş dönemine döndürmenin mümkün olmadığı gibi.

Tabii ki Türkiye’nin bunu bilmesi gerek. Türk kültür otoriteleri Metropolitan’ın tarihî eserlerine el uzatmaya pek hevesliler, ancak kendi müzelerindeki koleksiyonlardan ne çıkacağıyla ilgili değiller. Bu eserlerden bir kısmı bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğunun yönettiği Lübnan, Yunanistan, eski Yugoslavya ve diğer bölgelerden geldi. Eğer dikkatli olmazlarsa, bir sonraki ihtilaflı koleksiyon kendilerininki olabilir.

(ZamanAmerika)

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?