Tokyo Camii’inde üç dilde hutbe okunuyor

Tokyo Camii’inde üç dilde hutbe okunuyor. Müslümanların kutsal ayı Ramazan, Asya’nın en uzak noktası Japonya’da da Müslümanları bir araya getiriyor.

Başkent Tokyo’da yaşayan Müslümanların toplanma yerleri, Türkiye tarafından yaptırılan Tokyo Camisi ve Türk Kültür Merkezi olarak dikkati çekiyor.

AA muhabirine konuşan Tokyo Camisi ve Türk Kültür Merkezi İmamı Ensari Yentürk, Tokyo Camisi’nin sadece bir ibadethane olarak hizmet vermediğini, aynı zamanda bir kültür merkezi-külliye olarak sosyal faaliyetlerde bulunduğunu anlattı.

Tokyo’da Ramazan dolayısıyla birçok faaliyetin yapıldığını kaydeden Yentürk, her geçen gün cami cemaatinin arttığını ifade etti.

Yentürk, camide geçen seneden bu yana her gün 150 kişiye iftar verildiğini belirterek, camide Türkiye’den getirilen bir aşçı tarafından özellikle Türk yemekleri hazırlandığını kaydetti.

Caminin iftar programına Japonların yanı sıra Tokyo’da bulunan tüm Müslüman milletlerden insanın katıldığını ifade eden Yentürk, gayrimüslim Japonların da iftar sofralarında yer aldığını söyledi.

Yentürk, bu sayede gayrimüslimlerin de Ramazan ayı ve oruçla ilgili bilgi aldığını anlattı.

Caminin sosyal alanlarıyla Japon Müslümanların cenazeden toplantı ve iftar gibi birçok ihtiyacına yardımcı olduğunu belirten Yentürk, bunların yanı sıra camide bilimsel toplantı ve konferansların da düzenlendiğini ifade etti.

JAPONCA, TÜRKÇE VE İNGİLİZCE HUTBE

Özellikle cuma namazlarında Tokyo’da yaşayan tüm Müslümanların toplanma merkezi haline gelen Tokyo Camisi’ni dünyanın birçok yerindeki camilerden ayıran en büyük özelliklerinden biri de hutbenin Japonca, Türkçe ve İngilizce olarak üç dilde okunması.

Göreve başlamasının ardından önce iki dilde hutbe okuduğunu kaydeden Yentürk, görevi sırasında Japonca eğitimi alarak bu dilde de hutbe okumaya başladığını belirtti.

Yentürk, üç dilde hutbenin cemaat tarafından beğenildiğini, bunu bir ihtiyacı karşılamak için yaptıklarını kaydetti.

GAYRİMÜSLİMLER DE CUMA NAMAZINI GÖRMEYE GELİYOR

Bazı gayrimüslim Japonların da özellikle cuma namazlarına gelerek, hutbe dinlediklerini anlatan Yentürk, Tokyo Camisi’nde tüm Müslüman ülkelerden cemaatleri olduğunu, bu durumun Japonlar için yeterince ilginç olduğunu söyledi.

Yentürk, Tokyo Camisi’nin Osmanlı-Türk mimarisinde inşa edildiğini ve mimari olarak Japonya’daki nadir eserlerden biri olduğunu, bu nedenle Japonya genelinde bilinen bir cami olduğunu ifade etti.

Japonya’da İslamiyetin tarihine de değinen Yentürk, İslam’ın daha iyi tanınmasının nedenleri arasında, Osmanlı Devletinin bu ülke kıyılarında batan Ertuğrul Fırkateyni faciasının da büyük etkisi olduğunu anlattı.

Yentürk, bu trajik başlangıcın ardından iki ülke arasında kuvvetli bir bağ oluştuğunu kaydetti.

Japonya’da İslamiyetin özellikle 1920’li yıllarda Japonya’ya göç eden Kazan Türkleri ya da Tatarları olarak bilinen gruplar sayesinde yerleşmeye başladığını belirten Yentürk, Japonya’nın Müslüman ülkelerle 1970’lerden sonra ilişkilerinin artmasının İslamiyetin daha da tanınmasına yardımcı olduğunu söyledi.

YENİ KÜLTÜR MERKEZİ YAPILACAK

Bilim adamlarına göre, Japonya’daki Müslüman sayısının diğer milletlerden olan Müslümanlarla birlikte 300 bin civarında olduğunu bildiren Yentürk, Japonlara göre ise bu sayının 100 bin civarında seyrettiğini belirtti.

Tokyo Camisi’nde ayda ortalama 5 kişinin Müslüman olduğunu anlatan Yentürk, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olan caminin yanında bulunan ve Tatarlardan kalan diğer binanın da Kültür Merkezi olacağını ve inşaata başlanacağını sözlerine ekledi.

Camide verilen iftar programına katılan Japon Müslümanlardan Salih de Japonya’da İslamiyetin her geçen yıl daha da iyi tanındığını ve Müslüman sayısının arttığını söyledi.

Tokyo Camisi ve Japonya’daki Türklerin yardımıyla her sene yapılan iftar programlarında tüm Müslümanların bir araya geldiğini kaydeden Salih, bir Japon olarak bu durumdan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Salih, Japonya’da Ramazan ayının Türkiye’deki gibi yaşanmadığını, ancak bu tür organizasyonlar sayesinde Müslümanların daha da iyi tanındığını sözlerine ekledi.

TOKYO CAMİİ

Rusya’daki Bolşevik ihtilalinin ardından Orta Asya’da yaşayan Müslümanlardan bazılarının küçük topluluklar halinde Japonya’ya geldiği belirtiliyor.

Japonya’ya göç eden Kazan Türklerinin 1922 yılında “Mahalle-i İslamiye” adıyla bir dernek kurduğu ve Kazan Türklerinin 1953 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasının ardından bu derneğinin adının Tokyo Türk Derneği olarak değiştirildiği kaydediliyor.

Kazan Türklerinin eğitim ihtiyacını karşılamak için Japon hükümetinden izin aldığı ve 1928’de “Mekteb-i İslamiye” adıyla bir okul açtıkları ifade ediliyor.

Okulun Müslüman çocukların sosyal aktivite alanına da dönüşerek daha geniş bir hizmet sunmaya başladığını kaydeden tarihçiler, caminin bulunduğu Şibuya semtindeki arsanın 1935 yılında satın alınarak bu okulun taşındığını anlatıyor.

Japonya’daki Türklerin daha sonra 1938 yılında okulun yanındaki arazinin üzerine Tokyo Camisi inşa ettikleri, ancak bu caminin binasının 1986 yılında yıkıldığı belirtiliyor.

Daha sonra geleneksel Osmanlı-Türk mimarisinde inşa edilen caminin arsasının cami yapılması şartıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne hibe edildiği kaydedilirken, tamamen mimari bir şaheser olan caminin Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı ve Tokyo Camisi Vakfı tarafından 2000 yılında tekrar inşa edildiği ifade ediliyor. Caminin inşasının 1998’de başladığı ve 2000 yılında sona erdiği belirtiliyor.

Geleneksel Osmanlı-Türk mimarisinde olan caminin inşaat sürecinde Türkiye’den getirtilen ustalar sayesinde cami aynı zamanda Osmanlı-Türk kültür ve sanatını yansıtan eserlerden biri oldu. Caminin sedef kakmalı kapılarından duvarlarında göçmen kuşlara ev sahipliği yapan kuş köşklerine kadar Osmanlı kültürünü yansıtan bir mimari eser olarak göze çarpıyor.

Zarif bir işçilikle yapılmış çinileri ve duvarlarını süsleyen hatlarla her köşesi zengin bir kültürü yansıtan cami, yapılışından bu yana Tokyo’da bulunan tüm Müslümanlara sosyal alanlarında hizmet veriyor.

Caminin yanında Tatarlar döneminden kalan bir binanın ise yeni bir proje kapsamında Kültür Merkezi olarak inşa edileceği belirtilirken, camiye gayrimüslim Japonların da büyük meblağlarda yardımlarda bulunduğu kaydediliyor.

İSLAMIN YAYILMASINDA EN BÜYÜK ETKEN TÜRK-TATARLAR

Asya’nın en uç noktasında bulunan Uzakdoğu’nun ada ülkesi Japonya’daki Müslümanların tarihi çok eski yıllara dayanmıyor.

Tarihçiler, Japonya’da İslam’ın tanınması ve yayılmasının Türk-Tatar etkisiyle 20. yüzyıl başlarında olduğunu anlatıyor.

Japonya’da İslam’ın yayılmasının hikayesi, Rusya’nın Kazan Hanlığı’nı ele geçirmesinin ardından başlıyor. Tarihçiler, Kazan Hanlığı’nın dönemin Rus İmparatorluğu’nun bir parçası haline gelmesinden sonra, Rusya Müslümanları arasında en faal kişilerin çoğunlukla Türk-Tatarlar arasından çıktığını kaydediyor.

Rusya’da 20. yüzyılın başlarında yaşanan Bolşevik ihtilalinin ardından o dönem Çarlık tarafında yer alan İdil-Ural Türkleri, 1919 yılından sonra Japonya’nın kontrolündeki bölgelere göç etmeye başladı.

Asya’da Japonya’nın etkisinin sürdüğü dönemlerde Tatarlar o zaman Mançurya olarak adlandırılan, şimdi ise Çin’in kuzeyinde bir eyalet olan Heylongciang’a göç ettiler ve burada bir topluluk kurdular.

TATARLAR JAPONYA’DA

Tatarların Uzakdoğu’ya yaptığı diğer bir göç dalgasının da 1920-1921 senelerinde olduğunu ve bir grubun da Japonya’ya yerleşerek Çin’de bulunan diğer Tatarları da yanlarına almaya başladıklarını belirten tarihçiler, Sibirya üzerinden Uzakdoğu’ya göç eden Tatarların ne Rus, ne de Türk vatandaşı olduğunu kaydediyor.

Tarihçiler, o yıllarda Japonya’nın herhangi bir ülkenin vatandaşı olmayan insanları kendi ülkesine sokarken 1500 yen teminat göstermesini istediğini hatırlatıyor. Japonya’ya gelen ilk Tatarlar, bu parayı temin edip, diğer toplulukların da Japonya’ya gelmesini sağlıyor.

Uzmanlar, bu vesileyle Japonya’da yavaş yavaş bir İdil-Ural Türk-Tatar Cemiyeti oluşmaya başladığını ve Japonların da Türk-Tatar cemiyetinin oluşmasına müsamaha gösterdiğini belirtiyor.

MATBAA VE CAMİ

Japonya’da kısa bir sürede bir Müslüman topluluğunun böylece oluştuğunu kaydeden uzmanlar, bu topluluğun 1930’lu yıllarda Japonya’da sesini duyurmaya başladığına dikkati çekiyor.

Tatarların özellikle Japonya’da kendi matbaalarını kurarak yayım yaptıkları, ayrıca önce Kobe, ardından da Tokyo’da camiler inşa ettikleri hatırlatılıyor.

Japonya’da Müslüman Tatarların etkisinin artmasının ardından, 1930 yılında Türk-Tatarların sosyal merkezi, bugünkü Çin’in Heylongciang eyaletinin Harbin kentinden Tokyo’ya taşınmış oldu.

MAHALLE-İ İSLAMİYE

Tarihçiler, Tatarların Japonya’da İslam’ı yaymasında ve faaliyetlerini genişletmesinde iki ismin öne çıktığını, bunların Muhammed Abdülhay Kurbanali ve Abdürreşid İbrahim olduğunu aktarıyor.

Japonya’ya ilk gelen Kurbanali, 1925 yılında halen Tokyo’daki Tokyo Camisi ve Türk Kültür Merkezinin bulunduğu Şibuya semtinde “Mahalle-i İslamiye”yi kurmuş, daha sonra da 1927’de “Mekteb-i İslamiye”yi kurmuştu. 1928’de kurulan Tokyo Müslüman Cemiyetinin başına da yine Kurbanali geçmişti.

Ülkede bu zaman içinde Tokyo’da kurulan “Matba-i İslamiye” ile Japonya’daki Türk-Tatarlar kendi yayımlarını yapar hale gelmiş, tüm Uzakdoğu’da Tatarlar arasında iletişim kurulmaya başlamıştı.

Tarihçiler, Tatarların yayımladığı adı önce “Yapon Muhbiri”, ardından “Yeni Yapon Muhbiri” olan gazetenin 1931’den 1938’e kadar yayım hayatını sürdürdüğünü kaydediyor.

ABDÜRREŞİD İBRAHİM

Uzmanlar, Japonya’da ilk caminin kurulmasına ön ayak olan diğer bir ismin de Kazan Tatarlarından Osmanlı vatandaşı Abdürreşid İbrahim olduğunu belirtiyor.

Abdürreşid İbrahim sayesinde 1938 senesinde bugünkü camiyle aynı yerde olan Tokyo Camisi’nin de kurulduğunu belirten uzmanlar, İbrahim’in 1944’deki ölümüne kadar bu caminin imamlığını da sürdürdüğünü kaydediyor.

İbrahim, Japonya’ya gelmeden önce Asya’da Müslümanların yaşadığı birçok bölgeyi gezmiş ve bu seyahatlerini “Alem-İslam” adlı iki ciltlik bir eserde toplamıştı.

Öte yandan, tarihçiler, Abdürreşid İbrahim’in seyahatinde birçok coğrafyayı gezdiğini ardından da o dönem Sultan II. Abdülhamid’e Japonya ile bilgi verdiğini savunuyor.

Abdürreşid İbrahim’in bu tarihler öncesinde de 1902’den itibaren birkaç kez Japonya’ya gittiği ve üst düzey Japon yöneticilerle görüşmeler yaptığı, yönetimle arasının iyi olduğunu kaydediliyor.

Uzmanlar, Japonya’da yaşayan birçok Müslüman’ın o dönem Japonya’ya göç eden Tatarlar sayesinde Müslüman olanların torunları olduğunu belirtiyor.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?