Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan: Türk Amerikan İlişkileri Genişledi, Çeşitlendi ve Derinleşti.

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan ile Büyükelçiler Konferansı’nda Türk Amerikan İlişkileri Genişledi, Çeşitlendi ve Derinleşti dedi.

Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Namık Tan ile Büyükelçiler Konferansı’nın son bölümünün yapıldığı İzmir’de buluştuk.

Türk Amerikan İlişkileri Genişledi, Çeşitlendi ve Derinleşti

30 yıllık diplomatlık kariyerinin 20 yıldan fazlasını verdiği Türk-Amerikan ilişkilerinin 2013’te nasıl bir seyir izleyeceğine dair önemli ipuçları verdi. Washington ile görüş ayrılığı yaşanan alanları lafı dolandırmadan, net ifadelerle ortaya koydu. En önemlisi de; İmralı ile PKK’ya silah bıraktırma odaklı görüşmeler başlamış olsa da Türkiye’nin terörle mücadele konusunda ABD’den askeri taleplerini rafa kaldırmayacağını açıkladı.

Nihai Hedefler Aynı, Öncelikler Farklı

2013 yılında Türk-Amerikan ilişkilerinde bizi neler bekliyor? 

Biz son dönemde Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihinde hiç görülmemiş ölçüde yakınlaştık. İlişkiler genişledi, çeşitlendi ve derinleşti. Liderlerimiz arasında çok yakın kişisel bir ilişki var. 2013 ilişkiler açısından bir fırsatlar yılı. Obama’nın yeniden seçimi, bu ilişkiler açısından ikinci bir fırsat penceresi yaratıyor. Obama kadroları belli ölçülerde değişecekse de bütün anlayış esasıyla orada duruyor. Birbirimizi yeniden keşfetmek ihtiyacı duymayacağız. Bu ilişkilerden çıkarlarımız istikametinde azami ölçüde fayda sağlamalıyız. Peki biz bu fırsatlardan yararlanabilecek miyiz? Her iki ülke açısından da bu soruyu sormak lazım. Hem Türkiye, hem ABD’nin birbirlerinin hassasiyetleri açısından dikkat etmesi gereken bazı hususlar var.

Türkiye’nin önceliği olan dosyalar, Obama yönetimi açısından ne kadar öncelikli? 

Biz artık ağırlığı olan bölgesel bir aktör olarak görülüyoruz. ABD de küresel bir güç. İki ülkenin dış politika gündemlerine bakıldığında, taraflar istese de istemese de işbirliği kaçınılmaz.

Suriye, Irak, İran, Kafkaslar, Afganistan, İsrail-Filistin, Kuzey Afrika, Balkanlar, terörle mücadele, enerji işbirliği ve Rusya. Bunların hepsi ABD’nin gündeminde bizimki gibi aynı önemde. Türkiye bütün bu konular açısından ABD tarafından göz ardı edilemeyecek bir ülke. Bütün bu konularda iki ülkenin nihai hedefi aynı. Ama bir takım görüş ayrılıkları olması da doğal.

Neyi kastediyorsunuz? 

O nihai hedeflere giden yolda farklı yöntemler izlenmesini. Bunların ilişkilerde bir huzursuzluğa yol açmaması, ilişkilerin normal seyri içinde müzakerelerle giderilmesi gerekir. Mümkünse her iki ülkenin de aynı yoldan giderek nihai hedefe varması için. Nihai hedef aynı çünkü. Burada gösterilecek ustalık çok önemli. Bazen önceliklerimizde farklılıklar olabiliyor.

ABD’ninki Bize Sırtını Dönmek Değil Bölgeden Çekilmek

Bizim açımızdan öncelikleri biraz açalım. 

Güneyimizdeki uzun sınırdaki gerginlik ortamı ulusal güvenliğimiz açısından bir tehdit yaratıyor. Terörle mücadele de bizim için hayati. O nedenle de Suriye, Irak ve PKK konuları bizim için çok büyük önem taşıyor. ABD için en önemli olan mali uçurumun tamamen aşılması. Uluslararası meseleler arasında ise İran, onlar için daha büyük öncelik taşıyor. Bunlara bakınca bizim onlardan taleplerimiz ile onların bizden talepleri arasında bir öncelik farkı çıkıyor. Gündemler örtüşüyorsa da bizim beklentilerimiz karşılanmamış gibi gözüküyor. Halbuki böyle bir şey yok. ABD diyor ki, bu bölgeden artık biraz çekileceğim.

Samimi mi bu konuda? 

Irak işgali, Afganistan’da yaşananlar imajına çok büyük zarar veriyor. Bu Amerika açısından manevi bir kayıp. Bir de mali kayıp var; bu makinenin işlemesi için milyarlarca dolar gidiyor. Dolayısıyla ‘Artık bu coğrafyalarda sorumluluğu biraz da halklara ilham kaynağı olacak, yardımcı olabilecek müttefiklerime bırakıp çekileceğim. Ben de yardım edeceğim ama içinde fazla olmayacağım. İçine bizzat girmek istemiyorum’ diyor. O kadar hassas bir konu ki… Bu bizim kamuoyumuzda da yanlış anlaşılıyor. Amerika bize sırtını döndü diye. Oysa Amerika’nın istemediği, orada operasyonel anlamda varlık göstermek.

Suriye’ye Askeri Müdahale İstemiyoruz

Çizdiğiniz tablodan ABD’nin 2013’te de Suriye’ye karşı bir askeri operasyonu desteklemeyeceği sonucu mu çıkar? Biz ne istiyoruz? 

Bizim istediğimiz de askeri bir operasyon değil ki. Niye isteyelim? Biz kendi halkımız için çok büyük bir refah yaratmışken.

‘ABD’den daha çok destek’ ile kastedilen tam nedir o halde? 

Bu mevzu Türkiye ile Suriye arasında değil, uluslararası camia ile Suriye rejimi arasında. Beklentimiz küresel bir güç olan ABD’nin uluslararası meşruiyetin yaratılması açısından biraz daha aktif olması. Bunun ötesinde bir beklentimiz yok. ‘ABD gelsin, orada beraber bir operasyon yürütelim’ diye bir talebimiz hiçbir zaman olmadı. Orada bir takım riskler var. Amerika’nın o risklerin nötralize edecek daha fazla imkânları var. Biz NATO’dan sadece savunma amaçlı bir destek istedik çünkü Suriye’nin balistik füze imkânı var. Nitekim ABD, NATO bağlamında bu desteği verdi, diğer müttefiklerimiz de verdi. Şimdi biz istiyoruz ki konuyu BM zemininde bir yere getirelim. Bu konuda ABD’nin etkisi herkesten fazla.

Çin ve Rusya’ya yeterince baskı uygulamadıklarını mı düşünüyorsunuz? 

Şöyle diyelim; yapacakları daha fazla şey olduğu düşüncesindeyim. İçeride İmralı süreci başlamış olsa da ABD’den askeri beklentimiz bitmez

Müsteşar Feridun Sinirlioğlu’nun Rusya’ya yapacağı Suriye konulu ziyaret ‘Onlar yapmıyor, biz yapalım’ düşüncesinden mi doğdu? 

Biz zaten yapıyoruz. Onlar da yapıyor belki. Ama bunu biraz daha önceliklerinin arasına sokmalarını istiyoruz. Öncelik farkı dediğim nokta burada işte. Aslında çok ciddi ayrılıklarmış gibi takdim eden meseleler öyle değil. Ufak tefek ayarlamalarla bence buradaki zihinlerdeki tereddütler giderilebilir.

Daha ciddi görüş ayrılıkları Irak’ta var gibi gözüküyor. Türkiye’nin iki senedir tüm uyarı ve şikâyetlerine rağmen ABD hâlâ Maliki’nin arkasında duruyor. Neden? 

Bizim kişilerin politikalarıyla sorunlarımız var, kişilerle yok. Maliki’yi ilk defa destekleyenlerden birisi Türkiye idi. Bizim şahsıyla ilgili bir sorunumuz olsaydı o kadar üst düzey ziyaret, yüksek düzeyli istişare toplantıları yapılır mıydı? Orada iki üç husus var. Gelirlerin ve iktidarın paylaşımını sağlamadığınız takdirde, kaydettiğiniz kazanımları zaman içinde kaybedersiniz. Ben buraya gelmeden hemen önce görüştüğüm en üst düzeydeki ilgililere de söyledim; bizim Irak anayasası ile uyumlu olmayan tek bir sözümüzü bulamazsınız. Bizim hedefimiz hiçbir zaman Maliki, Ali, Veli değil. Başkası da olsa aynı şeyi söyleyeceğiz. Siz bir başbakan olarak bir bakanın kapısına tank dayayabilir misiniz? Böyle bir şey olabilir mi? Burada bir iyileşme görünmüyor. Ama biz elimizi hala uzatıyoruz çünkü amacımız Irak’ın bölünüp parçalanması asla olmadı.

Kuzey Irak’taki Enerji Kaynakları Konusunda Birbirimizi İkna Edememiyoruz

Türkiye’nin son dönemde ülkenin kuzeyinde Iraklı Kürtlerle ortak enerji projelerine hız vermesi Bağdat’ın da, Washington’ın da hoşuna gitmedi sanki. 

Halkının refahını üçe-beşe katlamış bir ülke, yanı başındaki bir takım kaynaklara sırtını dönebilir mi? Sadece Kuzey Irak bağlamında konuşmuyorum, onun güneyi de var tabii. Irak bir bütün. Türkiye bunlara gözünü kapatamaz. Ama bunları yaparken biz yine meşru zeminler içinde, Irak anayasasına uygun olarak yapmak istiyoruz. ABD ne diyor? ‘Efendim bunu yaparsanız, Irak’ın bölünmesine hizmet edersiniz’ gibi bir ifadede bulunuyor. Peki onların oradaki 40’tan fazla şirketi ne oluyor o zaman? Aklına hangi şirket gelirse hepsi orada ama benim şirketlerim yapmayacak. Bu ikna edici bir söylem değil. Hakikaten anlamsız. Diyorlar ki ‘Bizi ikna edemiyorsunuz’. Biz de diyoruz ki; ‘Siz de bizi ikna edemiyorsunuz’. O zaman biz burada çatışacak değiliz. Beraber konuşup bir ortak zemin bulacağız. Ama buraya sırt çevirip, bu kaynakları şimdilik bir rafa kaldıracağımızı düşünüyorlar ise, bu konuda bizi ikna edemezler.

Bu gelişmelere paralel Washington’daki bazı düşünce kuruluşları ‘Kürdistan kurulursa Türkiye’yi olumsuz etkiler’ diye raporlar hazırlamaya başladı. Tesadüf mu bunlar? On sene önce Ankara’yı Iraklı Kürtlerle ilişkiler için cesaretlendirmeye çalışan ABD, bugün neden Ankara-Erbil hattında ilişkilerin geldiği olumlu noktadan rahatsız? 

Düşünce kuruluşları özgür düşünce ortamında her görüşü ortaya koyabilir. Ben bunları saygıyla karşılıyorum. Ama bizim yapmak istediğimiz işi tarif etmiyorlar. Onların düşündüğü bizim yapmaya çalıştığımız değil. Eğer öyle düşünüyorlarsa yanlış anlıyorlar. Çünkü biz çok açık konuşuyoruz. Bizim oradaki bölgesel yönetimle aramızı düzeltmemiz kötü bir şey mi? Bunda endişe duyulacak ne var, onu izah etmeliler. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz biz. Biz bu işi merkezi yönetimin çıkarlarını zedelemek için yapmıyoruz ki. ‘Bölgesel yönetim ile işbirliğini biz yapıyoruz. Siz de buna sahip çıkın’ diyoruz merkezi yönetime.

İstemeden de Olsa İran’la Aynı Çizgiye Kayıyor

ABD rahatsızlığına gerekçe olarak neyi öne sürüyor? ‘Bölgesel yönetimle merkezi yönetim arasındaki gerginlik sıcak çatışmaya dönüşür’ diyorlar.

Bir yandan ‘ABD bölgeden çekilip işleri biraz da güvendiği müttefiklere bırakmak istiyor’ dediniz. Ama öte yandan da şu mu var; Türkiye’nin buralarda haddinden fazla etkili olmaya başlaması hoşuna mı gitmiyor?

Belki o çerçeveye oturtmamak lazım. Ben şöyle düşünmek istiyorum; belki de hakikaten öyle bir çatışmanın çıkacağına inanıyorlar. Irak’ta kazanımların kaybolacağına inanıyorlar. Bu bağlamda görüyorum onların endişelerini. Ama bunu yaparken bazen o bölgede ilişkilerinin iyi olmadığı bazı ülkelerle de aynı çizgiye geldiğini düşünüyorum.

İran mesela?… 

Ben söylemedim onu, sen söyledin. Bunu kasıtlı yapmıyorlar ama neticede bazen söylem birliği içine giriyorlar.

PKK İle Mücadeleye Desteğin Daha Fazlasını Bekliyoruz

Bugüne kadar PKK ile mücadelede ABD, Ankara’nın kendisinden beklediği desteğin ne kadarını verdi? 

Terörle mücadelede işbirliğimizin kapsamı çok geniş. Amerika’nın baştan beri bize sağladığı desteği göz ardı edemeyiz. Bunu takdir ve şükranla karşılıyoruz. Ancak Amerika imkânları itibarıyla bu konuda en büyük deneyime sahip ülkelerden bir tanesi. Bize o imkânların tümünü yansıttığını söylemek de pek doğru olmaz. Yönetimler, Kongre çerçevesinde belli bir takım adımları atmakta zorlanıyor olabilirler ama bugün ilişkilerimizin ulaştığı nokta bence Amerika’ya daha fazlasını yapma zorunluluğunu yüklüyor.

Bugüne kadar Amerika’dan beklentilerde işin Kuzey Irak boyutunun kontrol altına alınması, Kandil’in boşaltılması, gibi unsurlar konuşuldu. Şimdi bunlar Türkiye’de başlayan yeni çözüm arayışlarının da bir parçası olacak gibi görünüyor. Bu süreçte ABD’ye nasıl bir rol düşecek?

Bu siyasi bir konu. Ülke içindeki hadiselere ben girmem. Ama şunu söyleyebilirim. Belki senin yorumunun doğru unsurları var. Amerika’nın bize terör anlamında vereceği destek elbette ki bizim yapacaklarımızı kolaylaştırmak bakımından bir rol oynar. Bunu yadsıyamayız. Şunu unutmamak lazım; bölgede tektonik bir dönüşüm yaşanıyor. Bölgede hem siyasi, hem de ekonomik olarak istikrarlı duran tek ülke Türkiye kaldı. Türkiye’nin bu süreci tamamlayabilmek için terör belasından kurtulması lazım. Amerika bunun farkında. Türkiye’ye destek olma iradesini taşıyor.

Predator Beklentimiz Sürer

Neden beklediğiniz ölçüde yapmıyor o zaman?

Bir takım yanlış anlaşılmalar da var. Mesela predatorleri verip vermeme konusu. Şu anda ABD silahlı insansız hava araçlarının (İHA) diğer ülkelere verilmesi konusunda kendi içinde bir siyaset oluşturmuş değil. Bugüne kadar bir tek İngiltere’ye verdi, sadece Afganistan’da kullanılmak üzere. Yani bu bizimle ilgili bir sıkıntıdan kaynaklanmıyor. O siyaseti belirledikleri zaman ben inanıyorum ki bize de verecekler. Bizim Amerika’dan bu konudaki beklentilerimiz sürüyor. Artık seçimler de geçti bu imkânları bize sağlaması lazım, mevcut mekanizmaları da daha etkili kullanmamız lazım.

Türkiye’nin silahlı İHA’larla ilgili beklentisi sürerken, bir yandan da Uludere vakası yaşandı. Daha ileri şekilde donatılmış araçları talep edilirken, 34 sivilin öldürülmüş olması da Washington’ın tereddütlerinde etkili olmuş mudur? 

İHA’larla ilgili denklem önceden de vardı. Uludere ile ilgisi olduğunu sanmıyorum. Biz terörün sonuçlarını gün be gün şehitlerle gören bir ülkeyiz. Dolayısıyla tüm bunların daha çabuk olmasını istiyoruz ama Amerika da başta kendisine getirdiği hukuki sorumluluklar olmak üzere daha henüz gerekli parametreleri belirlemedi.

O halde, PKK’nın silah bırakması için İmralı ile yeni başlayan görüşmeler devam etse, Türkiye’nin ABD’den terörle mücadele için askeri destek ve teçhizat talebi değişmez. Doğru mu anlıyorum? 

Tabii ki. O iş kendi mecrasında ilerliyor ama biz tabii ki taleplerimize devam edeceğiz. Hâlâ da gündemde onlar.

Kongre’nin Obama Yönetimi’ni İran’a askeri müdahale için sıkıştıracağı yorumlarına katılıyor musunuz? 

Yok katılmam. Kongre içinde her ne kadar bazen retorik yükseliyorsa da askeri müdahale seçeneğinin ağırlık kazandığına inanmıyorum, çünkü bunun devasa sonuçları olur. Tahayyül dahi edemeyeceğimiz kötü sonuçları olur. Zaten bölge karmakarışık. Tek yol müzakeredir. Daha gidilecek yol var. Bu konuda Türkiye’ye roller düşüyor. Batı grubu ile İran arasında yine kolaylaştırıcı rol oynayabilir. ABD bunu Tahran Anlaşması sürecinde bunu gördü. Biz zaten o anlaşmayı kendimiz cebimizden çıkartıp yapmadık ki, bunu bizden istediler. Birinci isteyen Baradei, ardından da ABD idi. O zaman Jim Jones vardı, onun vasıtasıyla bizden talep ettiler. İran İslam Cumhuriyeti’nin 19797’dan itibaren altına imza attığı yegane uluslarararası belgedir. Bence Türkiye’ye verdikleri tepkinin hata olduğunu sonradan anladılar.  O zaman bu anlaşma kabul edilseydi düşük zenginleştirilmiş uranyum miktarı o ölçüde tutulabilecekti, şimdi kaç misline çıktı. Hem de o anlaşma ile İran’ın test edilmesi imkanı olacaktı. Türkiye orada çok önemli kolaylaştırıcı rol oynuyor. Eğer taraflar isterse biz yine bu rolü oynamaya devam edeceğiz.

Ekonomik Alanda İlişkinin Hakkını Veremedik

Türk-Amerikan ilişkilerinde en başarısız alan nedir?

Bence Amerika ile ilişkilerini iyi tutmayan bir ülke çıkarları açısından uluslararası alanda biraz geride kalır. Biz bunu en iyi şekilde yapıyoruz ve bunu sürdürmeliyiz. ABD’nin gücünün farkında olmak her şeyimizle teslim olalım, ne derse onu yapalım demek değildir. Asla böyle bir şey söylemiyorum. ABD büyük düşünebilen bir ülkedir. Biz bu büyük düşünceyle çıkarlarımızı iyi dengelemeliyiz. Siyasi açıdan bugüne kadar bu işi iyi yaptık. Daha fazlasını yapabilir miydik, yapardık o ayrı. Ama şahsi düşünceme göre ekonomik açıdan son derece başarısızız, yapamadık. Bu devasa ekonomiden ilişkilerin potansiyelinin hak ettiğini yerine getiremedik. Daha da vahimi ticaret dengesiz. Biz 16 milyarlık mal alıyoruz, 4-5 milyarlık satıyoruz. Bunun asıl sebebi Amerikan sisteminin iyi tanınmaması, piyasasının bilinmemesi. Amerikan piyasasında kâr marjları düşük ama bir girerseniz, 320 milyonluk nüfusa iş yapacaksınız. 320 milyonluk bir nüfus aşağı yukarı Avrupa’nın nüfusuna eş değer. Avrupa’daki ülkelerin toplamında konsolosluklarla beraber neredeyse 100’e yakın temsilciliğimiz var. ABD’de aynı nüfusa karşı gelen 50 eyalet var. Hepsine bakan bir büyükelçilik ve 5 tane başkonsolosluk var. Bu değişecek, bunun için çabalıyoruz.

Amerikan piyasasında kar marjları düşük ama bir girerseniz, 320 milyonluk nüfusa iş yapacaksınız. Mesela beyaz eşya üreticilerimiz peynir ekmek gibi satabilir. Ama elektrik sistemini 220’den 110 watt’a değiştirmek lazım. Bir de Amerika’da bakım, onarım ve servis çok önemli Amerika’da. Bunların hepsine yatırım yaparsan dünyada inovasyonun, yeniliğin kalbi olan ülkeye girmiş olacaksın. Bunlar bilinmiyor Türkiye’de. Çok önemli teknoloji üreten bir firmanın geçen sene net karı 58 milyar dolar. Bu para bizim ihracatımızın üçte biri

Büyük düşünmemiz lazım diyorsunuz. 

Bravo. Amerika büyük düşünenlerin ülkesi. İnsanlara bunu öğretiyorlar. Bu büyük düşüncenin en önemli altyapısı buluşlar, araştırma ve geliştirme faaliyetleri. Bizde bir laf vardır; ‘İcat çıkarma’ derler. Orada tam tersi, icat çıkaracaksın, hayal edeceksin. Ne zaman ve nereden gelirsen gel, gel icadı çıkar herkesle aynısın. Ülkeye 17 yaşında gelmiş bir insan genelkurmay başkanı olabiliyor

Gidenle de Gelenle de Dostluk Var

Bildiğim kadarıyla Hillary Clinton ile özel bir iletişiminiz vardı. Şimdi onun yerine gelmesi beklenen John Kerry ile çalışacaksınız. İki ülkenin ilişkisini nasıl etkiler?  

Hillary Clinton şahsen çok saygı duyduğum bir insan ve çok başarılı bir dışişleri bakanı olarak buluyorum her açıdan. Bütün görüşmelere girdim, bu süreci kendisiyle yaşadım. Onun da bana şahsen değer verdiğini hissediyorum. Caz faaliyetleriniz konusunda bana iki tane özel mektubu var. Eğer programı el verseydi inanıyorum ki onlardan bir tanesine de gelecekti. Ona sağlık diliyorum. İleride belki Amerika’nın kaderinde de daha başka roller oynayabilir, kim bilir. John Kerry de gayet iyi olur. Türkiye’yi iyi tanıyan, liderlerimizle ilişkisi olan çok deneyimli bir siyasetçi. Savunma Bakanlığı’na da Chuck Hagel’in getirileceğinin bugün açıklanacağı söyleniyor. O da bize çok yakın bir insandır. Dostluk ilişkisi içindeyim kendisiyle. Arada bir yemeğe çıkardık. Georgetown’da verdiği derslerden birine davet etmişti, onun adına ders vermiştim. Ben bir büyükelçi olarak memnunum, yeni dışişleri ve savunma bakanlarıyla yakın ilişkim var.

Reklamlar

Facebook Yorumları

yorum

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?