Türk Dış Politikası

Türk Dış Politikası

Sürecin başından bu yana sürekli destek veren Türkiye ise adeta sürecin ilerleyen safhasında kaybedenler kulübüne çekildi. Türk Dış Politikası. Mahmut Özdamar yazdı.

Türk Dış Politikası

4 Kasım 2010 yılında işsiz güçsüz meyve satıcısı olan Üniversite mezunu Muhammed BUAZİZİ’nin kendisini yakması ile ile başlayan “Arap Baharı” bugün adeda eskiye dönüş yoluna girdi.

Sürecin başından bu yana sürekli destek veren Türkiye ise adeta sürecin ilerleyen safhasında kaybedenler kulübüne çekildi.

Hani Ata’larımızın bir sözü vardır. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye.Türkiye’nin vardığı noktada tıpkı bu sözde gibi.Yıllardır demokrasi demokrasi diye başımızın etini yiyen batı,şimdi bu demokrasiyi Arap’lara fazla görüyor olmali ki darbecilere var gücü ile destek oluyor. Arap Baharı ‘nın yaşandığı hangi ülkeye bakarsak bakalım, görecek olduğumuz tablo katliam ve kaos. Ve çok garip bir şekilde seçilmişleri katleden darbecilere batının ise tepkisi, ben görmüyorum siz devam edin.

Elbet tarih bugünleri yazacaktır.Tarih bu katliamları mutlak sayfalarına geçirecektir.Tek teselli olduğum nokta, tarihin bu sayfalarında yer alacak olan Ülkem için ne kadar gurur duysam azdır..

Bugün Mısır’da darbe yapılmış ve seçilmişler hapiste iken Türkiye hariç kimse ses çıkarmıyor, Suriye’de 100.000 kişinin katili katliamlarına devam ederken artık Türkiye hariç bu katliamlardan bahseden dahi yoktur.

Sürecin en komik olanı ve en aşina olduğumuz sanırım Mısır. Genelkurmay başkanı alanen Cumhurbaşkanına diyor ki iki gün içinde muhalifler ile anlaşmassan darbe yapacağım, iki gün sonrada darbeyi yapıyor. İki gün içinde dağılmazsanız size öldüreceğim diyor ve gerçekten iki gün sonra göstericilerin kafa ve göğüslerine nisan alınarak 200’e yakın gösterici katlediliyor. Tüm bu süreçte demokrasi beşiği Avrupa ve Amerika’dan eften püften sesler çıkıyor o kadar. En komik söz AB’den geliyor.Tarafları anlaşmaları konusunda uyarıyor.

Ya Allah aşkına birinin elinde silah diğerinin eli boş. Böyle taraf mı olur ?

Türkiye’de durum içler acısı. Bizdeki muhalefette iktidara karşı öğle bir nefret oluşmuş ki,iktidar Suriye’deki muhalifleri destekliyorsa bizim muhalefet otomatikman Esad ile kanki oluyor. Hükümet Mısır’da Mürşi yanlısı ise bizdeki muhalefet otomatikman askeri yönetimin yaptıklarına yüksek sesle ses çıkarmıyor. Ülke içinde nasıl bir olamıyorsak maalesef Kapıkule ve Habur dışındada bir olamıyoruz. Hatta muhalefet o denli ileri gidiyor ki adeda katliamı yapanları nerede ise sahipleniyor.

2002’den önceki Türkiye hala sürmüş olsaydı,biz en fazla Mısır olaylarında yapmayın etmeyin derdik. Detaya inmeye veya olaylarda değil taraf olayları gündeme bile almazdık. Ama 2002’den sonraki Türkiye’sinde özellikle ortadoğu’daki her olaya müdahil olma,taraf olma,söz söyleme hakkını artık üzerimizde görüyoruz.

Kuşkusuz bunun en büyük nedeni ortadoğu’ya gelecek olan demokrasinin en çok kazananı biz olacağız. Çünkü hepimiz biliyoruz ki halklar arasında asla bir sorun yok.

Sorun Türkiye ile diktatörler arasında. Süreç göstermiştir ki devrimlerin ardından gelen her lider,Türkiye ile olan ilişkileri daha üst seviyelere çıkarmıştır.Seçilen ilk Libya Başbakanı Abdurrahim El Kim’in,Tunus’un manevi lideri El Gannuşi’nin ve tabi Mısır Cumhurbaşkanı Sayın Muhammet Mürşi’nin ilk yurtdışı gezileri için Türkiye’yi seçmeleri bile demokrasinin Türkiye’ye getirisi için yeterince ip ucu verdiği inancındayım.

İşte bunu gören batı ve Avrupa artık sürecin tersine işlemesine göz yummakta.İnsanların sokak ortasında kendi ordularınca öldürülmesine göz yummakta. Darbecilere,onların kukla yöneticilerine meşrutiyet atfetmekteler.

Ama şunu bilmek gerekmektedir ki tarihin akışı asla geri çevrilemeyecektir…

Mahmut Özdamar / Pennsylvania
[email protected]

 

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?