Size bulaşmasınlar diye uzaklarından geçmeye çalıştığınız, sevimli bulduklarınızdan selpak mendil aldığınız ya da acıdığınız için eline para tutuşturduğunuz çocuklardan bahsediyorum.

İyilik diye yaptığınız şeylerin, büyükleri tarafından kullanılan bu çocukların hayatlarını yok ettiğini biliyor musunuz?

Birçoğumuz bilmeden, iyilik olsun diye, vicdanımız el vermediği için yardım ediyoruz ama yardım ettiğimizi zannediyoruz.

İnsanoğlunun çıkar, para pul uğruna küçücük çocuklara yaptığı kötülükleri gördükçe…

 

Bir taraftan da hayat, sizi harika sürprizleri ile şaşırtmaya devam ediyor.

 

Hayatı pahasına çocukların geleceği için savaşan, senelerdir onlar için sayısız yaratıcı sosyal projeler üreten, karşılaştığı her yıldırıcı olayda pes etmeden yoluna devam eden, insanlığına hayran olduğum biri ile tanıştırmak istiyorum sizleri.

 

YUSUF AHMET KULCA

Umut Çocukları Derneği Kurucusu, Gazeteci, Pedagog Yusuf Ahmet KULCA; 3,5-4 saatlik sohbetimizde duraksamadan, yorulmadan onları anlattı.

Sohbetimizdeki sıralamadaki gibi…

Çocuklar, Umut Çocukları Derneği ve Yusuf Ahmet KULCA…

 

“Çocukların bilinmeyen yönleri vardı. Herkes genellikle çocukların kimsesiz, annesiz babasız olduğunu düşünüyordu. Biz de çocukların evden kaçan, ailesi ile problemleri olan çocuklar da olabileceğini anlatmaya çalışıyorduk. Çocukların kendi kimlik bilgileri ve verdikleri kimlik bilgileri arasında büyük bir çelişki vardı. Yanlış bilgilendirme ile bir şekilde kendilerini korumaya çalışıyorlardı. Çocuklar genellikle, hayali bir adres, hayali anne baba bilgileri ile karşımıza geliyorlardı. Çocuklara zorla doğruyu söylettiremezsiniz. Size güven duymaya başladıktan sonra bazı bilgileri paylaşacaklardır. Çalışmalar başlarken  ilk hedefim şu idi:

Çocukların aileleri ile köprü kurmak. Aileleri ile iletişime geçmeyi, çocukları tekrar ailesine teslim etmek için değil, onlarla ilgili gerçek bilgilere ulaşabilmek için istiyordum. Çünkü gerçek kimlik bilgileri ile onlara yardımda bulunabiliyorsunuz. Sahte bilgilerle bir şey yapamıyorsunuz. Çocuklar ve aileler ile köprü kurmaya çalışırken çok ilginç şeyler de yaşadım. Çocuklarını gerçekten seven aileler ile de karşılaştım. Yaptıkları hataları anlayıp, inanılmaz pişmanlık duyan aileler de çıktı karşıma. Böylelikle, bu çocuklarla aileleri birleştirmeye başladık. Zamanla iki taraf da hatalarını gözden geçirme, pişmanlıklarından dolayı yaşananları analiz etme süreci yaşıyorlar. Bu tarz örneklerin sonunda çocukların kolay kolay kaçmadıklarını gördük.

 

 

Çocuklarına duygularını yanlış ileten ama çocuklarını gerçekten seven aileler var. Bu tip ailelerin çocukları, davranış şekilleri farklı olduğundan sevgi ve ilgi azlığından dolayı tekrar tekrar evden kaçıyorlardı. Biz bu tarz vakalarda onları biraraya getirip ön yargıları kırmaya çalıştık. Çocuklar her teslim  ettiğimizde  tekrar kaçıyorlardı. Çünkü sokaklar onlara daha rahat geliyordu. Aile alışkanlıkları ile sokak alışkanlıkları arasında büyük bir fark oluyordu.

Sokakta 2. bir aile oluşturuyorlar. Ailelerinin yerlerine koydukları abileri, arkadaşları, köpekleri oluyor. Onları seven arkadaşları ve sokağın özgürlüğü oluyor.

Çocukları sokağa sevk eden nedenler genellikle şunlar oluyor: Köyden kente göç, Eğitimsizlik, Fakirlik, Şiddet, Duygusal, Fiziksel istismar ve İhmaller. Kalabalık ailelerde bu olaylar genellikle çok yaşanıyor.

 

Evden Kaçan Çocukların Aile Tiplemesi

Son yıllarda boşanmaların çok arttığını görüyoruz. Biliyorsunuz TBMM boşanma komisyonu kurdu. Türkiyenin önünde bekleyen önemli bir sorun. Boşanmalar özellikle kırsal alandaki, kadın ve çocukları vuruyor. Anne baba boşandığında bazen 100 TL lik nafaka ile boşanıyor. Anne ise 100-400 TL lik para ile çocuklarına bakmaya başlıyor ve çözüm için gündelik işlere başlıyor. Böylelikle çocuklar ilgisiz kalıyor. Sonunda kadın “çocuklarımın başında bir erkek olsun” diye tekrar evleniyor ve çocuklar belki de üvey kardeş, üvey anne üvey baba gibi parçalanmış ailelerin çocukları oluyor. Sokakta bir de bu tarz çocuklara rastlıyoruz. Ekonomik durumu çok düşük kadınlara devlet boşanma esnasında bir sosyal inceleme raporu ile ailelerin gelecekleri garanti altına alınabilse, bu soruna inanılmaz bir çözüm bulunmuş olur ama bu yapılmıyor.

 

İkinci Aile Tipi

Çocuklarını sokakta çalıştıranlar. Kırdan kente göç eden aileler, şehirlerde tutunamayınca ilk olarak çocuklarını sokakta çalıştırma yoluna başvuruyorlar. İşler genellikle; araba camlarını silme, selpak, jeton satma, çöp toplama, dilendirme v.s….

Onun dışında yaşı küçük olan bazı çocukların suça bulaştırıldıklarını da görebiliyorsunuz. Gasp, kapkaç olayları gibi.. Bazılarını abileri çalıştırıyor, bazılarını da yetişkin gruplar ya da suç örgütleri.

Sokakta çalışan, ayakkabı boyayan v.s. çocuklar, genellikle en yakınları tarafından kullanılan ve kazanç kapısı olarak görülen çocuklar oluyor. Özellikle selpak satanları görüyorsunuzdur. Yanlarında kendilerinden büyükler vardır. Bir de dilenciler grubu var. Onların arkasında da yetişkinler, suç örgütleri ve bunların öz aileleri var. Özellikle suça bulaştırılan çocukların arkasında bu gruplar vardır. Eskiden kapkaççı çocuklarla ilgili suç oranı çok yüksekti. Haberlerde çok görüyordunuz. Artık suça bulaştırılan çocuklar mahkeme kararı ile alıkonma merkezlerine veya rehabilitasyon merkezlerinde  tutulmaya başlandılar. Bu da çocukları istismar eden kişilerin onlara ulaşmalarını, kullanılmalarını engelledi. Suç oranı ciddi anlamda azaldı.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta şu: Bu çocukları yetişkinlerden, suç örgütlerinden koruyoruz ama yeni gelenleri nasıl koruyacağız?

Suç örgütleriyle, çocuklarını kullanan aileler ve yetişkinler ile bizim ayrı uğraşmamız lazım. Bir taraftan çocukları korurken, bir taraftan çocukları istismar edenlere karşı da ciddi anlamda yaptırım olması lazım. Sıkı takibe almamız lazım. Bu sadece polis tedbiri ile değil, birkaç bakanlığın biraraya gelerek ciddi anlamda bu çocukları kullanan kişilere yaptırım uygulanması lazım.

Sokakta çalıştırılan çocuklar ile ilgili devletin 2000 yılından beri çocukları koruyan yaptırımları var. Eğer fakirlik nedeni ile çocuklar sokakta çalıştırılıyor ise devlet maaş yardımı yapıyor, eğitim masrafları karşılanıyor. Özürlü çocuklar var ise özlük bakımları sağlanıyor ama aileler bunlara rağmen çocuklarını çalıştırmaya devam ediyor. Bu bakımdan vatandaşlara çok önemli görevler düşüyor. Vatandaşların, çocukları sokakta çalıştırmanın suç olduğunu bilmeleri gerekiyor. 2000 yılında çıkan genelgeye göre bu bir suç. Aileler ve yetişkinler bu suçu işlemeye devam ediyor. Çocuklardan selpak almakla onlara yardım etmiş olmuyorsunuz. Onların sokaktaki yaşamlarına destek vermiş dolayısıyla sağlıklı ortamlarda büyümelerine de engel olmuş oluyorsunuz. Onlar para kazandıkça arkalarındaki kişilerce çalıştırılmaya devam ettiriliyorlar. Bu anlamda herkesi daha bilinçli olmaya çağırıyoruz. Bu çocuklar hem eğitimsiz, hem de mesleksiz kalıyorlar. Sivil toplum örgütleri, sanatçılar, üniversiteler, toplumun önde gelenleri, aydın insanlar ve politikacılar biraraya gelecekler, çözmek için bir irade ortaya koyacaklar. Sokağın rahatlığını biz bitiremiyoruz, bu rahatlığı vatandaş bozmalı.

Dilenci çocuk grupları;

Burada bir acıtasyon var. Bazen bunarın arkasında dilenci mafyası, bazen aileleri var. Acıtasyonu bol olan özürlüler, hastalıklılar seçiliyor. Devletimiz sosyal güvenlik yasası ile “hiç kimse sağlık sigortasız kalmayacak” diyor. Yeşil kart ile ücretsiz ameliyat olabiliyor, sağlık hizmeti alabiliyorlar. O bakımdan hastalık bahaneleri ile karşınıza gelen kimseye yardım ve itibar etmemeniz gerekiyor. Hepsinin devlette bir karşılığı var. Bunları yok etmenin tek yolu sokaktaki rantı kesmek.

155, 183 ve 156 jandarmayı arayın. Bu birimler çocukları istismar edenlerle mücadele ediyor. Başbakanlık genelgesi ile, Sosyal Politikalardan sorumlu devlet bakanlığının koordinatörlüğünde  Adalet Bakanlığı, İç işleri Bakanlığı, Milliyetim Bakanlığı da bu çocuklardan sorumlu. Eskiden tek bir bakanlık sorumlu iken artık 3-4- bakanlığın aynı konuya hassasiyet göstermesi bu ülkenin geleceği açısından önemli bir adım diye düşünüyorum. Alt yapıları tam olarak tamamlanmadı ama bu birimler koordineli olarak çalışmaya başladı. Çocukların yararına yönelik kanunların hak ettikleri yeri alacağını düşünüyorum. Yine tekrar ediyorum. Bu konu ile ilgili halkımıza çok iş düşüyor.

 

Çöp toplayan çocuklar;

 

Çöp toplayanlar diğer gruplar ile hiç alakası yoktur. Belli saatlerde çıkarlar. İstanbulu’un çöpleri belirli gruplar tarafından parsellenmiş durumda. Çocuk hakları yasasına göre 0-18 yaş arası çocuk. Kanunlarımız çocuğu kruyor. Çalışma yaşı 15. Çocuklar ile ilgili yasalara göre çocuklar ağır işlerde çalıştırılamazlar, ağır işlerde çalıştırılamazlar, madende v.b. yerlerde çalıştırılamazlar. Sokakta zor koşullarda çöp toplayan çocuklara baktığınızda bütün bu kanunları yok sayıyorsunuz. Çocuğun yüksek yararı çöp toplamak değil. Neden değil? Çocuklar gelişme çağında oldukları için özellikle bağışıklık sistemleri çok hassas ve tehlikede. Bu çocuklar çöp toplarken her türlü bulaşıcı hastalığa yakalanma ve yayma tehlikesi ile karşı karşıyalar. Görürseniz bu numaraları aramanız gerekiyor. Farklı gruplar var dikkat ederseniz. Bütün bu farklı sokak çocuklarına farklı uzmanlıklar, farklı yaklaşımlarla yaklaşmanız gerekiyor.

Vatandaşlarda yanlış yerleşen düşünceler genellikle şöyle oluyor. Sokakta çalışan çocuğu gördüğünde kişiler “ helal olsun bu yaşta çalışıyor, evine ekmek götürmeye çabalıyor, bravo”” şeklinde de yaklaşabiliyor. İstanbul’un çöpünü toplayan çocuklara da insanlar “ helal olsun, çalmıyor, çırpmıyor namusuyla, alın teriyle ekmek kazanıyor” diye düşünüyor.

 

İŞİN ASLI BU DEĞİL.

 

Bu çocuklar yağmurda, soğukta, çamurda her türlü istismara açık bir alanda çalışıyorlar. Sağlık güvenceleri yok. Beslenmeleri yaşamları tehlikede. Çocuk haklarına imza atmış bir ülke olarak bunu kesinlikle ve kesinlikle red etmemiz gerekiyor”.

Sokak çocukları barınağı, şimdiki adıyla “Umut Çocukları Derneği” hakkında daha fazla bilgi için tıklayın

 

Sevgilerimle

Olcay Muslu Gardner
[email protected]
https://www.alaturkaonline.com/yazarlar/olcay-muslu-gardner/

Önceki haberUmut Çocukları Derneği
Sonraki haberSuya düşse de bozulmayacak
Olcay Muslu Gardner Lisans ve Yüksek Lisans Eğitimini İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda tamamladı. Uluslararası dans grubunda profesyonel dansçı olarak dans etti. Yurt içi ve yurt dışında çok sayıda turneye katıldı. Türkiye, Almanya, Belçika, Hollanda, İsviçre, Çin ve İsrail’de 200’den fazla sahne performansında görev aldı. Ardından merkezi Almanya’da bulunan uluslararası organizasyon firmasının İstanbul şubesinde Sanat Koordinatörü olarak çalıştı. 2006 senesinden bu yana Amerika'nın ilk Türkçe e-gazetesi olan Alaturkaonline gazetesinde Kültür- Sanat yazarlığı yapmakta olan Gardner, halen İstanbul Teknik Üniversitesi Müzikoloji ve Müzik Teorileri Doktora Programı’na devam etmektedir. Türkiye ve yurt dışından sanatçı, akademisyen, kurum ve kuruluşlarla ortak projeler geliştirip koordine etmektedir. Olcay M. Gardner completed her Bachelor and Master degrees at Istanbul Technical University State Conservatory in Istanbul-Turkey. She performed as a professional dancer in the multinational dance company and toured extensively in Turkey, Europe and the Far East, performing more than 200 stage shows. Following this, she worked as an artistic coordinator in the Istanbul office of an international organization company. She has been cultural-art colomnist for Alaturka-online, the first America based Turkish language e-newspaper since 2006, and is continuing her doctoral education in the Istanbul Technical University Musicology and Music Theories Programme. She is currently develops and coordinates joint projects with national-international artists, academicians and organizations.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?