Vur Kir Parcala Bu Maci KazanVur Kır Parçala Bu Maçı Kazan. Ruhi M. Çilek yazdı.

Vur Kır Parçala Bu Maçı Kazan

Artık hayatımızı ve tüm yaşananları futbol üzerinden izah etmeye başladık ya, Allah selamet versin..

Futbol gerek ülkemizde, gerekse de dünyada “hiyanet-ül vatan-fir kayme” (şike) den geçilmez durumdadır, eee bu gerçek midir, değil midir, tevatür müdür konusu ayrı bir fasıl olmak üzere, “şüyuu vukuundan beter” duruma gelmiştir, kolayca anlaşılacağı üzere.

Ve bakıyorum bazı büyüklerimiz artık büyüklüklerini bu jargonla tebarüz ettirir hale gelmişler, maşallah, eee tabii ki çözdüler işi, vaktaki karşılarında pasa futbol düşünen, pasa futbol izleyen, pasa futbol programı izleyen bir “ne sağcıyım ne solcu futbolcuyum futbolcu” diyen Allahlık büyük bir kesim var, ver gazı gitsin…

Resultante importante” diyordu ya pabucumun imparatoru, aynı o suret işte, seç seç al…

Artık hayatın tamamı bu jargona uygun hale getirildi… Kendisine şucu’yum, bucu’yum diyen herkes bir şekilde, ama alıcı, ama verici, ama görücü, ama izleyici, ama susucu, ama duymayıcı, baştan aşağı “hiyanet-ül vatan-fir kayme” yani şike ve doping…

Cemaat-ül müslimin tutturmuş bir “Tezahür-ü cümle-i cemaat”, vur kır parçala, bu maçı kazan…

Tek amaç, ne pahasına olursa olsun kazanmak olursa, karşılığında neyi kaybedersiniz, “ahlak ve etik”, ehhh ahlak ve etik terk-i diyar edince de, istediğiniz kadar taraftar bulursunuz sizi destekleyen. Yani Muaviye hikayesindeki gibi, erkek deveye dişi deve diyen onbinlerce insan bulursunuz etrafınızda…

Hani, destekleyen insan sayısının fazlalığı sizi doğru söylüyor kılmazmış, sizi doğru yapmazmış, ama olsun, ne gam, ne keder… Ancak ve ne yazık ki bakın etrafınıza şikeci, dopingli ve dopingci ağır abiler revaçta, felan- feşmekan gavuru yenerken nasıl deri ceket hediye ettik, nasıl zarf içinde dolarları verdik, vs. vs…

Bunları düşünürken, şimdilerde pek yolumuz kesişmeyen, eski çok önemli bir “defterdar-i cihad-ül kürriye” (hakem) ve şimdilerin önemli futbol yorumcusu bir muhteremin önemli “sancaktar-i hatt-ül saha” (yan hakem) bir dostumun yaşadığı bir olay geldi aklıma…

Bu sevgili dostumu Güneydoğuda bir maçın orta hakemliğine atıyorlar, hakem heyeti düşüyor yollara, en son maçın oynanacağı kente minibüs ile intikal edilecektir. Yollar dönem itibari ile güvenlik açısından sıkıntılı, sıkıntının kaynağı da malum, minibüs durdurulur ve maçın 8-0 filan takım lehine bitirilmesi gerektiği aksi taktirde kendilerinin sonu olacağı gayet sarih bir biçimde ve herhangi bir endişeye mahal vermeyecek bir biçimde kendilerine anlatılır, malum yol kesiciler tarafından…

Neyse, artık aynı yoldan da geri dönüleceği için, çaresiz bu maçın istenilen skorla bitirilmesi dışında bir seçenek yoktur. Maç başlar, ancak 8 gol atıp maçı alması istenilen takım bırakın 8 golü, 1 gol bile atabilecek durumda değildir, rakip siyah beyazlı takım, siyah ağırlıklı formaları ile adeta kartallar gibi saldırmaktadır, bol gollü galip gelmesi gereken takımın üstüne, akın akın gelen atakları yok “taarruz-ül beleş” (ofside) idi, yok “darbe-i müstehcen” (faul) idi vs. bir sürü gerekçe ile kesmektedir mezkur hakemlerimiz.

Ama asıl ekipten bir karşı atak gelişmemiştir henüz ve zaman akmaktadır, artık devreye acilen girilmesi gerekmektedir, aksi taktirde maazallah, neyse 2 kırmızı kart, 1 “ceza-i şeriye aman yarabbi” (penaltı) ile hakemimiz durumu 1-0 getirir ama, 8 nasıl olacak, çok zor…

Neyse 2. yarı başlar ama 2 eksik oynayan rakip daha etkili hala, derhal hakem tekrar devreye girer 1 “ferman-ı ahmer” (kırmızı kart) daha, 3 penaltı daha uydurulur, maç gelir 4-0 a…

Ama daha 4 gole ihtiyaç var…

Artık hakemler herşeyleri ile destek verirler, faul korner vs derken, dakika 87 olur maç 7-0 a getirilir…

Averaj ve verilen talimata uydurulması için 1 gole daha ihtiyaç vardır, ne yapsa olmuyor, maçın süresi dolmuş, hakemler boyuna maçı uzatıyorlar ki, bir gol daha atıla…

Maç 10 dakika daha, 15 dakika daha uzuyor…

Ama gol gelmiyor bir türlü, zaman geçiyor hava da kararmaya başlıyor yavaştan, bir korner uyduruluyor, orta hakem yan hakeme iyice kaleye yaklaşmasını söylüyor ve denk gelirse topu kaleye tiplemesini de emrediyor.

Neyse korner atışı yapılıyor bir karambol sürüyor ve top nasıl olduysa yan hakeme doğru geliyor, şut ve gol, nihayet maksat ve murat hasıl oluyor, 8-0 nihayet istenilen yerine gelmiş, hakemler çok rahatlamış vaziyette soyunma odasının yolunu tutuyor…

Rakip takımın idarecileri, bağırıyor çağırıyor, itirazlar gırla, gözlemciye itiraz, federasyon yetkilisine itiraz…

Sonuç yok tüm itirazlar reddediliyor. Bilahare maçı Federasyon da tescil ediyor tüm sonuçları ile… Artık 8-0 galibiyet ile averaj sağlayan takım ligde kalıyor... Mezkur takımın kulüp başkanı açıklama yapıyor; “bu iş bitmiştir” ve “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye“…

Sonuçta, vaziyet-ül madara, (tarihi fark), vaziyet-ül hararetta (uzatma dakikaları), sancaktar-i hatt-ül saha (yan hakem) ab-yari ile vak’a-i hayriyeye mazhar olunuyor…

Aha da durum bu, Federasyon başkanı, Kulüp başkanları, Takım kaptanları, hakemler, gözlemciler, federasyon maç yetkilileri, seyirciler, rakip takım, vs. vs. Hak getire…

Söylenecek kelam çok ama yer dar…

Sevdiğim bir türkünün sözleri ile bitiriyorum, artık kurt yesin bizi de kurtulalım…

Erzurum dağları kar ile boran

Aldı yüreğimi dert ile verem

Sizde bulunmaz mı bir kurşun kalem

Yazam arzu halımı dosta seslenem

Uy beni beni beni belalım beni

Satarım bu canı alırım seni

Çıkayım dağlara da kurt yesin beni.

Reklamlar

Facebook Yorumları

yorum

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?