Yılmaz Özdil’den Trabzon’a mektup

Trabzon’a mektup

Değerli… Trabzonsporlular. Sonda söyleyeceğimi… Başta söyleyeyim.

* * *
Trabzonspor denilen kavram, TOKİ binası değildir, anıt’tır… Almayın o kupayı!
* * *
Sene, 1976. 23 Mayıs. Günlerden pazar. İzmir. Alsancak Stadı. Oradaydım. Henüz 11 yaşında.

* * *

Göztepem zor günler yaşıyor, küme düşmemek için mücadele ediyor, bıçak sırtı puan tablosunda, yüreğimiz pır pır ediyordu… Ve, o günkü rakibimiz Trabzonspor’du.

* * *

Sezon başında hafif hafif esmeye başlayan rüzgârı herkes hissetmişti ama, kasırgaya dönüşeceğini kimse tahmin etmiyordu. Karadeniz fırtınası, önüne geleni yıkıyor, geçiyordu.

* * *

Çocuğuz ya… Her zaman olduğu gibi, hasta Altaylı, rahmetli babam tarafından stada getirilmiş, kapıda Yeni Asır’ın foto muhabirlerine teslim edilmiş, tribüne değil, sahanın içine, kale arkasındaki yerime oturmuştum. Ayıptır söylemesi, babam Yeni Asır’da çalıştığı için, böyle bir torpilim vardı. Neyse… Hakem Ertuğrul Dilek, düdüğü çaldı, maç başladı.

* * *

Doğrusunu isterseniz, Şenol Güneş’in ve o muhteşem defansın gol yemeyeceğini biliyorduk. Bir puana razıyız, gol atmasınlar diye dua ediyorduk. Gene de umut işte… Her atağımızda hop oturup hop kalkıyor, her karşı atakta nefesimizi tutuyorduk. 90 dakika bitti, 0-0.

* * *

Trabzonspor… Şampiyon oldu.

* * *

Sezonun bitimine bir hafta kala… Tarihimizde ilk kez, bir Anadolu takımı şampiyon olmuştu.

* * *

Ve, bu ‘tarihi an’a tanıklık etme fırsatı, İzmir’e, İzmirlilere, Göztepelilere nasip olmuştu.

* * *

İstanbul saltanatına son veren Trabzonspor, tarihindeki ilk şampiyonluk turunu İzmir’de attı.

* * *

Bugün gibi hatırlıyorum… 20 bin Göztepe taraftarı, stadı terk etmedi, Trabzonspor’u dakikalarca ayakta alkışladı. Ahmet Suat Özyazıcı, kafasında meşhur kasketi, futbolcularının omuzlarında… Hayatımda ilk kez ‘Trabzon’ diye orada, o dakikada bağırdım.

* * *

Bugün halâ, Göztepem yoksa, kalbimin Trabzon için atması ondan…

* * *

Bu satırları, Trabzonsporlulara hitaben yazma hakkını kendimde görmem de, ondan.

* * *

Ertesi hafta… Trabzonspor, Trabzon’da formalite maçına çıktı, Beşiktaş’la 0-0 berabere kaldı. Göztepem, İzmir’de Galatasaray’la oynadı, 2-0 yendi, kümede kaldı. Ankaragücü ve Balıkesirspor gitti. Trabzon’dan aldığımız bir puan, bizi, Göztepemi ligde tutmuştu.

* * *

Sorarsanız ‘kümede kalmaya mı sevindin, Trabzon’un şampiyonluğunu görmeye mi?’ diye… İnanın, Trabzonspor’un şampiyonluğunu gördüğüme daha çok sevinmiştim. Çünkü, futbol fani, düşersin çıkarsın… Ama, tarihte bir ilk’e tanıklık etmek, herkese nasip olmuyor.

* * *

O günden beri, hayatımın en önemli figürlerinden biridir Trabzonspor…

* * *

Futbol’un mucizevi bir spor olduğunu, mütevazi bir kulübün bileği bükülmez devleri dize getirebileceğini, paranın her şey demek olmadığını öğrettiği için… Trabzonspor.

* * *

Ve, bakıyoruz…
Siyaseti spora, sporu siyasete alet eden zihniyet ‘ince ayarlar’ yapmaya çalışıyor. Açıkça söylüyor. Güya, Trabzonspor’u yüceltiyor. Halbuki, tam tersine, Trabzonspor’u küçültüyor.

* * *

Trabzonspor’un siyasi sadakaya ihtiyacı yok.

* * *

‘Kazanılmış’ bir kupa, ‘kaybedilmiş’ bir kupa, Trabzonspor’un değerini değiştirmez.

* * *

Ama hakkı bile olsa… ‘Verilmiş’ bir kupa, Trabzonspor efsanesinin sonu demektir.

* * *

Bütün emeklerin, bütün şampiyonlukların unutulur. İlelebet… Herkesin aklında bu kalır.
Trabzonspor denilen kavram, TOKİ binası değildir, anıt’tır…
Almayın o kupayı!

Yılmaz Özdil 

Yılmaz Özdil’e Mektup

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?