WASHINGTON — 

Demokrat Parti’nin 2020 başkan aday adayları arasında öne çıkan bazı isimler, Başkan Trump’ın Çin’le yapılan ticaret müzakerelerine yönelik tavrını sert şekilde eleştiriyor ve Trump’ı, Washington’un çıkarları konusunda çelişkili sinyaller göndermekle suçluyor.

Ancak bu suçlamalar, Demokrat Partili bir başkanın Pekin’le müzakerelere daha yumuşak yaklaşacağı anlamına gelmiyor.

Demokrat Parti başkan adaylığı yarışını önde götüren Joe Biden, Çin’le yapılan yarışı küresel ekonominin kurallarını kimin koyacağı çerçevesinde değerlendiriyor. Trump da Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e karşı açtığı ticaret savaşını savunurken, bu noktayı öne çıkarıyor.

Biden, Teksas eyaletinin Houston kentinde yapılan son Demokrat Parti tartışma programında, Amerika’nın dünya ekonomisinin yüzde 25’ini oluşturduğunun altını çizdi. Biden, ”Eğer kuralları biz koymazsak bu işi Çin üstlenecek. Bu nedenle Çin’e karşı koymak için tüm dünyayı örgütlemeli, yozlaşmış uygulamalara son vermeliyiz,” dedi.

Milyarder yatırımcı George Soros gibi Başkan Trump’ı en sert eleştirenler bile Trump’ın Çin’le ilgili yaklaşımının Washington’da eşine az rastlanan bir uzlaşmayı temsil ettiğini söylüyor.

Soros, Wall Street Journal için kaleme aldığı bir yazıda, ”Trump Yönetimi’nin en büyük, belki de tek dış politika başarısı, Çin’e karşı geliştirilen tutarlı ve gerçek anlamda partilerüstü politikadır” diyor.

Çin’e karşı çıkmak popüler bir siyasi duruş oldu

Trump, uzun zamandır Çin’in ticaret politikalarının Amerikan firmalarının dezavantajına olduğunu savunuyor. Bu mesaj, Trump’a başkanlık seçimini kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda muhaliflerinin de dikkatini çekti.

American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşu uzmanı Derek Scissors, Çin’le ilgili partilerüstü görüş birliğinin 2016 seçimlerinin sonucu sayesinde oluştuğunu, Trump’ın sürpriz seçim zaferinin Çin’le ticaret konusundaki tutumuna bağlı olduğu görüşünün yaygın olduğunu söylüyor.

Ancak Scissors, Demokratlar’ın iki kampa bölündüğü görüşünde. Birincisi, Trump’la ticaret konusunda görüş birliği içinde olan ancak bunu dile getirmek istemeyenler, ikincisiyse müttefiklerle işbirliği yapmayı öne çıkaran ancak ayrıntı vermeyenler, yani Scissors’un deyimiyle ”hiçbir şey yapmayanlar.”

Scissors, Vermont Senatörü Bernie Sanders, Massachusetts Senatörü Elizabeth Warren, South Bend Belediye Başkanı Pete Buttigieg ve girişimci Andrew Yang’i birinci gruba koyuyor.

Scissors, bu isimlerin birçok konuda Trump’a şiddetle karşı çıktığını ve Trump’la yan yana getirilmek istemediğini söylüyor. Uzman, eski başkan yardımcısı Joe Biden, California Senatörü Kamala Harris, New Jersey Senatörü Cory Booker, Minnesota Senatörü Amy Klobuchar ve eski Konut ve Kentsel Kalkınma Bakanı Julian Castro’yu ikinci gruba yerleştiriyor.

Kamala Harris, kampanyasının internet sitesinde, Amerika’nın müttefikleriyle işbirliği yaparken Çin’in haksız ticari uygulamalarına karşı çıkmasını savunuyor, ancak bunu tek taraflı olarak yapmaması gerektiğini kaydediyor.

Harris, son tartışma programında, ”Beyaz Saray’da ticaret politikası hakkında fevri ve tutarsız davranan biri oturuyor. Ticaret politikasını Twitter’da mesaj atarak yürütüyor,” şeklinde konuştu.

Bernie Sanders, Çin’le ticari ilişkileri etkilemek için Trump’ın çok uzun süre sadece gümrük tarifelerine sırtını dayadığını söyledi.

Sanders, 25 Ağustos’ta CNN televizyonuna yaptığı açıklamada, ”Gümrük tarifeleri, elinizdeki kozların sadece bir tanesidir. Başkan’ın yaptığı son derece mantıksız. Tüm dünya ekonomisinin istikrarını bozuyor” dedi.

Sanders, son tartışma programında da, ”Belli ki Trump’ın en ufak bir fikri yok. Sanıyor ki ticaret politikası sabaha karşı saat 3’te attığınız Twitter mesajından ibaret” eleştirisinde bulundu.

Elizabeth Warren ise medya kanallarına yaptığı açıklamalarda gümrük tarifelerinin Amerika’nın kullanabileceği bir koz olduğunu söyledi, ancak Twitter üzerinden gümrük tarifesi müzakeresi yürütme politikasına karşı uyarıda bulundu.

Warren, Mayıs ayında West Virginia eyaletinin Kermit kasabasında düzenlediği mitingde Çin’in ticaret konusunda kötü bir sicile sahip olduğunu söyledi ve Amerika’nın bununla mücadele etmesinin en iyi yolunun kaostan değil, güçlü olmak ve tutarlı bir plan hazırlamaktan geçtiğini kaydetti.

Tüm Demokrat Partili aday adayları Trump’ın ticaret müzakerelerini yürütme şeklini eleştirse de yarışı önde götürenlerden hiçbiri, gümrük tarifelerinin geri çekilmesi önerisi getirmiyor. Bu isimlere Pete Buttigieg de dahil.

Buttigieg, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, gümrük tarifelerini koz olarak kullanabileceği bir strateji geliştireceğini söyledi.

Girişimci Andrew Yang ise gümrük tarifelerini başkanlığının daha birinci gününde kaldırmayı düşünmeyeceğini, ancak fikri mülkiyet hırsızlığı gibi kritik meseleleri ele almak için bir plan geliştireceğini belirtti.

Çin’le müzakerelerde insan hakları meselesi

Demokrat bir başkanın Çin’le ilişkilere getireceği en büyük değişiklik, müzakerelerde insan hakları ihlalleri meselesini de masaya yatırmak olur. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo Çin’in Müslüman azınlık Uygurlar’a yönelik muamelesini eleştirse de Trump Yönetimi, bu meseleyi büyütmekten kaçındı. Müslüman Uygurlar’ın ve Hong Kong’daki protestocuların maruz kaldığı muamele, Pekin’le yapılan müzakerelerde gündeme gelmedi.

Demokrat Parti başkan adaylığı yarışını önde götüren adaylar, Amerika’nın evrensel insan haklarını savunması ve Çin’in insan hakları ihlallerine karşı çıkılması gerektiği konusunda görüş birliği içinde.

Kamala Harris, ticaret savaşlarından galip çıkmak umuduyla insan hakları ihlallerini göz ardı ettiği gerekçesiyle Trump’ı eleştiriyor.

Julian Castro da son tartışma programında meseleyi gündeme getirdi.

”Mesele insan hakları olunca yüzümüzü bir lidere dönmeliyiz” diyen Castro, şu anda Çin’de kötü muameleye maruz kalan ya da hapse atılan milyonlarca Uygur olduğunun altını çizdi.

Joe Biden da bu konudaki görüşlerini açıkladı.

Biden, Dış İlişkiler Konseyi’ne, ”Çin’in batısında bir milyondan fazla Müslüman Uygur’un zorla gözaltına alınması vicdanlara sığmaz. Amerika, Sincan’daki toplama kampları konusunda sesini çıkarmalı. Bu şaşkınlık verici baskıya ortak olan kişileri ve şirketleri sorumlu tutmalı” dedi.

Çin Komünist Partisi’nin Uygurlar’a yönelik tavrını ”baskıcı” olarak niteleyen Pete Buttigieg de Dış İlişkiler Konseyi’ne, Washington’un insan hakları ihlalleri nedeniyle Çin’e toplu baskı uygulamak için ittifakları güçlendirmesi gerektiğini söyledi.

Öte yandan Harris, Sanders ve Warren, 2019 Uygur İnsan Hakları Politikası Yasası adlı partilerüstü tasarıya destek verdi. Tasarı, Amerikan hükümeti bünyesindeki dairelerin Çin’in Müslüman azınlıklara yönelik muamelesiyle ilgili rapor hazırlamalarını öngörüyor.

Tasarı, Uygurlar’ın maruz kaldığı ağır insan hakları ihlallerini kınıyor ve Çin içinde ve dışında gelişigüzel gözaltı, işkence ve tacize son verilmesi çağrısı yapıyor.

Senato’dan geçen tasarı, Temsilciler Meclisi’nde henüz ele alınmadı.

Elizabeth Warren, Nisan ayında Uygurlar’a yönelik insan hakları ihlallerinde parmağı olan Çinli yetkililere yaptırım uygulanması çağrısında bulunan ve Dışişleri Bakanı Pompeo’ya gönderilen mektubu imzalayarak konuya destek verdi.

Düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi’nden Robert Manning, Amerikan hükümetinin, Çin’le diplomatik ilişkilerin normalleşmesinden bu yana Amerika’nın politikalarına yön veren varsayımların yanlış olduğu konusunda görüş birliğine varıldığını kaydediyor.

Robert Manning, Şi Jinping döneminde Çin’in eski lider Deng Şiaoping’in reform ve açılım politikalarından saptığını söylüyor. Uzman, Çin’in ”talancı ticaret yanlısı bir parti devleti” haline geldiğinin altını çiziyor. Manning ayrıca Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki kararlılığının ve Uygurlar’a yönelik baskıların Amerika’yı Çin’e karşı daha sert olmaya ittiğini söylüyor.

Kamuoyu siyasetçilerden farklı düşünüyor

Şimdilik hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi Parti’den siyasetçilerin Çin konusunda Amerikan kamuoyuna kıyasla çok daha endişeli olduğu gözleniyor.

Chicago Küresel İlişkiler Konseyi’nin bir süre önce yaptığı anket, Washington’daki siyasetçilerle sıradan vatandaşların Çin konusunda çok farklı düşündüğünü ortaya koyuyor.

Anketlere göre Amerikan kamuoyu, Çin’i 1998 ve 2002 yıllarında, günümüze oranla daha ciddi bir tehdit olarak görüyordu.

Anket ayrıca Cumhuriyetçi ve Demokrat katılımcılar arasında giderek büyüyen kutuplaşmayı da gözler önüne seriyor. Cumhuriyetçi katılımcıların yüzde 54’ü Çin’in yükselişini bir tehdit unsuru olarak görürken aynı yönde düşünen Demokratlar’ın oranı, sadece yüzde 36.

Robert Manning, Amerikan kamuoyunun Çin’in yükselişini kabullenmesinin uzun süreceğini söylüyor.

ALATURKA AİLESİ ÜYELERİ NE DİYOR?